Taciser Ülkü LEVENT | Hukuk adına ümitler ve hayaller

2018 yılının en son yazısını biraz ümit ve hayallerimiz üzerine kuralım istedim… Hep olumsuzlukları konuşuyoruz… Tesbitlerde bulunuyoruz. Aslında amacımız farkındalığı arttırmak. Ama güzel şeyleri düşünmek ve bunun için çabalamak da çok güzel değil mi Sevgili Okurlar…

twitter: @AvTaciser facebook:taciserülkülevent

Eski ve çok anlamlı bir Yargıtay kararını paylaşarak başlamak istiyorum;
Yargıtay 1.HD., 31.12.1976 T., 1976/9370 E., 1976/13138 K. Sayılı kararında yer alan cümle günümüz mahkeme ve hakimlerinin mutlaka uygulaması gereken bir ifadedir. Çok önemli ve dikkat çekicidir.

-Hakim insana, tabiata, gerçeğe, olağana sırt çevirmeden ve katı kalpler içinde sıkışıp kalmadan uyuşmazlığa “insan kokusu” taşıyan bir çözüm getirmek zorunluluğundadır.-
Ne kadar insanca ve ne kadar doğal bir ifade…. Oysa günümüz adalet anlayışına baktığımızda bunu tatbik eden hukukçularımızın azınlık olduğunu üzülerek ifade edebilirim.

Ülke gündemine oturmuş en güncel konularımızdan biri; sevgili Metin Akpınar ve Müjdat Gezen’in gözaltına alınmaları… “sen nasıl olur da eleştirirsin cıs” diyen bir anlayışta, adeta ayar çekme saiki içeren bir hukuki operasyon…Oysa ki gerçek demokrasinin olduğu ülkelerde hiçbir siyasi erk eleştirilmekten çekinmez…. Zaten sanatçının da; tiyatro, müzik, yazı vs yollarla ulaşmak istediği amaçlardan biri de bu değil midir? Mevcudu eleştirmek ve daha iyiye ulaşmak.

Keşke Korku Denilen İllet Hayatımızdan Çıksa!

Düşünün ki bir sabah uyanıyoruz ve “korku” denilen kavram hayatımızdan çıkmış… Suç teşkil etmeden, istediğimiz kadar, istediğimiz kişiyi eleştirebiliyoruz… Oysa ki eleştiri yapıcı olduğu müddetçe insanı, toplumu ilerletir… Bundan çekinmeyen insan zaten engellemez de. O halde bu çekince niye?

Keşke Gerçek Bir Hukuk Devleti Olabilsek!

Gerçek bir hukuk devleti olmayı, önce kendi kurallarına uyan bir devlet yönetimimiz olmasını, keyfiliğe izin verilmeyen bir sistemi kim istemez!

Keşke Gerçek Bir Güçler Ayrılığı Olsa!

Yasama, yürütme ve yargı olarak bildiğimiz üç kuvvetin ayrılığını hayal edelim…. Öyle bir sistem ki, yüce yargımız üzerinde hiçbir siyasi erk etkide bulunamayacak… Gerektiğinde siyasiler de hukuksuz eylem ve söylemlerinden sorumlu tutulabilecekler. Ve hatta öyle bir bilinç oluşmalı ki, bir yaptırıma gerek olmadan mevkiinin getirdiği sorumluluk ile görevden çekilmeler gerçekleşmeli.

Birey sorumluluğunun sözkonusu olduğu bir yaşam!
Keşke Yargıda birlik olsa!

Yargıdan çıkan kararlar uzun yıllar aynı doğrultuda olsa, istikrar olsa fena mı olurdu. Biliyor muyuz ki, herhangi bir yazılı kaynağa dayalı olmayan hukuk sistemine rağmen, İngiltere’de hala 1800’lü yıllardan kalma kararlara içtihat olarak dayanılmaktadır. Oysa bizde 2 yıl önce verilen bir Yargıtay içtihadı, sonradan kökten tamamen değişebilir. Ya da aynı türden davalardan A Mahkemesine düşen dava ile B Mahkemesine düşen davada tamamen tezat kararlar çıkabilmektedir. Yargı, bir şans oyunu olmamalıdır.

Keşke hakimlerimiz daha fazla güvence altında olsa!
Keşke!

Kararlarından ötürü herhangi bir siyasi baskıya maruz kalmadan görevlerini ifa edebilseler. Keşke mali hak ve yetkileri yargının bağımsızlığını sağlayacak ölçüde geniş olsa.
Keşke yargı önünde eşitlik olsa!!

Yani şarkıcı Sıla ile sıradan bir vatandaşa uygulanan yargı aynı olsa! Siz, eşinden veya sevgilisinden şiddet gören bir kadının savcılığa başvurduğu gün şiddet gösterenin hemen ifadeye çağırıldığını veya bir ay içerisinde ceza davası açıldığını duydunuz mu? Tabii ki hayır! Ne yazık ki bu ülkede sosyal konumun güçlü ise, ünlü isen uygulanan adalet farklı ve hızlıdır. Bu ise adalete ve hukuka inancı çok ağır zedelemektedir. Bunu söylerken içim sızlıyor.

Keşke herkes hak ve adalete eşit mesafede ulaşsa!

Hak arama özgürlüğü, her vatandaşın eşit şartlarda sahip olabileceği bir hak olmalı. Biliyor muyuz ki, sırf cinsel istismar davalarının en az yarısı yargıya intikal edemiyor. Bunun nedenleri arasında; yargılamanın uzunluğu, mali boyutu, etkin tedbirlerin alınmaması yatıyor.

Keşke tutuklu yargılama asıl olmasa!

Son 20 yıldır özellikle gündeme oturan önemli davalarda gündeme gelen ve ancak ne yazık ki ısrarla düzeltmek yerine aynı hatalı şekilde uygulanan bir diğer konu da tutuklu yargılama konusudur. Aslolan tutuksuz yargılamadır. Kanunda tutuklama nedenleri sınırlı sayıda sayılmıştır. O halde, yargılama bitene dek ve suç işlendiği kararı verilene kadar bir insanın özgürlüğünde adeta suçlu imiş gibi alıkonulması kabul edilebilir bir şey değildir. Her vatandaşın; dürüst ve aidl yargılanma hakkı bulunmaktadır. Ve hiç kimse, suçluluğu mahkemenin kesinleşmiş hükmü le sabit oluncaya kadar suçlu ilan edilemez ve mahkum edilemez.

Herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı vardır. Hiç kimse, demokratik hukuk devletinde, korku ve endişe ile yaşamaya mahkum edilip, yargı makamlarına başvurmanın sonuçsuz kalacağı algısına maruz bırakılamayacağı gibi, keyfi şekilde yakalanamaz, gözaltına alınamaz, tutulamaz, tutuklanamaz, hürriyetinden mahrum bırakılamaz ve cezalandırılamaz.

2019 yılının hepimize, tüm Ülkemize huzur, refah, mutluluk ve daha fazla adalet getirmesi inancı ile tüm okurlara iyi seneler diliyorum.

“ADALET GÜCÜ BAĞIMSIZ OLMAYAN BİR MİLLETİN, DEVLET HALİNDE VARLIĞI KABUL OLUNMAZ”

Sonsuz Saygılarımla ATA’m…