Ferhat AKTAŞ | “Kaybeden ve Kazananlarıyla” Suriye Savaşı 2.Bölüm

AKP-Suriye ilişkilerine dair güncel okuma yapmamız gerekirse şunları söyleyebiliriz; Suriye ordusu ülkenin orta ve güney cephelerini kapatarak, büyük başarılar elde ederek kuzeye odaklandı. Suriye devleti başta İdlib olmak üzere Türkiye sınır hattı boyunca egemenliğini yeniden tesis edecektir. Kaçınılmaz sona hızla ilerliyoruz. Geri dönüşsüz adımlarla toprak bütünlüğü garanti altına alınacak, Cumhurbaşkanı Beşar Esad zaferini ilan edecektir. Tartışmaların odağındaki İdlib meselesi de bir yıl içinde çözülecek gibi gözüküyor.

Ferhat AKTAŞ
@frht_aktas
ferhat.aktas@kuzgunportal.com

İdlib’in yenik silahlı gruplar çöplüğüne, El Kaide emirliğine dönüştüğü hususu tartışma götürmez bir gerçek. Yanı sıra AKP’nin ajandasında İdlib-Afrin-Azez-El Bab ekseninde bir mini İhvanistan kurma projesi olduğu da görülüyor. Gerçekleşmeyecek bir hüsnü kuruntu da olsa fiili dayatmalarla esasında iflas eden Suriye politikasına kan vermeye çalışıyor, sahada son kara parçasına tutunarak diplomasi masasında elini güçlendirmenin hesaplarını yapıyor. Oysa ne İdlib ne diğer bölgelerde kalıcı olacağını düşünmek için geçerli bir gerekçesi var.

Suriye’de vekalet savaşında sona yaklaşılıyor. Suriye, İran ve Rusya ittifakı ülkenin iç kesimlerinden başlayarak, önce Lübnan sınırı ardından Irak sınırına kadar problem yaratan alanlarda ya çatışmalar ya da ulusal uzlaşı adını verdikleri görüşmeler yoluyla kontrol sağladı. Güncelde de Deraa ve Kuneytra illerini tamamen özgürleştirdi. Buradan da anlaşıldığı üzere moral-motivasyon açısından diri oldukları gözlemlenen muharip kuvvetlerin ilerleyen süreçte hangi cepheye yoğunlaşacağı görülüyor.

Beşar Esad’ın açıkça işaret ettiği gibi Suriye ordusuna yakın saha kaynakları da İdlib konusunda kararlılık ifadesinde bulunuyor. Lazkiye kuzeydoğu kırsalı üzerinden Cisr-i Şuğur’a harekât başlatıp buradan itibaren Gab düzlükleri ve Ma’arat Numan’a kadar uzanan bölgenin kontrol altına alınmasıyla eşzamanlı olarak Halep’in batı ve güneyinden başlayıp İdlib il merkezine doğru genişleyecek kademeli harekât planları meselenin muhataplarınca dillendiriliyor, masada kullanışlı opsiyon olarak tutuluyor. Suriye ordusu ve müttefiklerinin sınırları birbirine bağlayan şehirlerarası M4 ile M5 otobanlarını selefi-ihvancı örgütlere bırakmayacağı aşikâr.

Astana ve Cenevre süreçlerinin seyriyle paralel şekilde İdlib’in velaket savaşı açısındaki konumu değişkenlik gösterecek, muhtemelen Tahran’daki zirveden sonra harekete geçilecektir. Halihazırda İdlib selefi-cihatçı güçler için nefes aldıkları son kara parçası işlevi görüyor. Şam, Halep, Humus, Hama, Kuneytra ve Deraa’dan binlerce selefi-ihvancı unsur yenilgi koşulları altında aileleriyle birlikte buraya zorunlu çıkış yaptı. 2018-19 süresince İdlib meselesi Şam’ın beklentileriyle orantılı çözülecek diyebiliriz. Burada izlenecek en olası yol şöyle olur; Suriyelilere kapsamlı genel af, silahlı grupların ordu bünyesinde eritilmesi, yeniden yapılandırma bağlamlı entegrasyonla yerel yönetimde söz sahibi olunması ve yabancı uyruklu unsurların farklı ülkelere transferi olmazsa da konsensüs temelinde fiziki tasfiyeleridir.

Türkiye’nin Rusya ve İran ile birlikte mutabık kaldığı Astana protokolünde El Nusra-HTŞ konusunda verdiği sözlere, altına imza attığı taahhütler ortada. İdlib’te Rusya Dışileri Bakanı S. Lavrov’un belirttiği gibi ‘’militanlara ölümcül darbeler indirilecektir.’’ AKP rejimi işlerlik kazanan süreci sekteye uğratma ve selefilerin hamisi olarak biraz öncede ifade ettiğimiz gibi mini İhvanistan projesiyle meseleyi sürüncemede bırakmak isteyebilir lakin fazla bir manevra alanı kalmadı. Rusya ve İran’a rağmen sınır ötesi askeri varlığını devam ettiremez. Yani, öngörülebilir sınırlı bir zaman dilimi içinde İdlib’in yeniden Şam’ın kontrolü altına girmesine hizmet edecek. Gündelik siyaset diliyle yüksek perdeden söylenen, afaki suçlamalarla rest çekiyormuş gibi algı yaratan çıkışları belirttiğimiz minvalde gündeliktir.

Suriye’de artık bir rejim değişikliğini söz konusu olmadığına göre parçası olduğu ittifak çizgisiyle dolaylı yollardan olsa ‘’zalim’’ diye itham ettiği Beşar Esad yönetiminin otoritesini ülkenin kuzeyinde yeniden tesis etmesine ‘yardım’ edecektir. AKP iktidarı en azından 2019 sonlarına kadar İdlib-Afrin-Menbiç eksenli, dış siyaset başlıklı gözüken, fakat, tamamen iç siyaset aracı olarak kullanacağı kartlara yaslanacağını söyleyebiliriz. Kullandığı, maaşa bağladığı lejyoner grupların sorumluluğunu daha fazla taşıyamaz. Sığınmacıların geri dönüşüne odaklanırken uygun şart ve koşullar altında askeri kuvvetlerini sınır gerisine çekecektir.

AKP’nin ‘’Esed teröristtir, eyy zalim Esed’’ gibi periyodik suçlamaları bir iddiadan öte bir anlam ifade etmiyor. 7 yılın ardından bir kaybeden olarak daldan dala savrulanların düşünsel kodlarındaki mevcut düşmanca tutumu hakaretimiz söylemlerle yansıtmaları paranoya halinin sürdüğünün göstergesidir fakat gerçekliği sindirene kadar benzer nakaratları duymaya devam edeceğiz. Türkiye kendi içinde yaşadığı sistem değişikliği, yapısal bunalım hali ve kutuplaşan politik gerginliğin etkisiyle içe kapanmacı tepkiler veriyor. Tam bu noktada Suriye’ye karşı hasmane politikaların sonucu olarak kimi şehirlerin Peşaverleşmesi tehdidiyle de başa çıkmak durumunda. Batılı emperyalistlerin koçbaşı olarak Halep’i Suriye’nin Bingazi’sine çevirme ve Şam’ı ele geçirme hevesi kursağında kalan AKP’nin kullandığı araçlarla çoktan iflas eden Neo-Osmanlı çıkarsamalı ısrarını orta ve uzun vadeli bir tutarlılıkla buluşturması mümkün değildir. Suriye’de Suriyeliler arası diyalog ve siyasi çözüm sürecinin gelişim hızına göre negatif varlığı sönümlenecek, uluslararası mekanizmalarında etkin olacağı bağlayıcı koşularda niyetten bağımsız mecburi sınır gerisine çekilecektir.