Mustafa SOLAK | Cumhuriyet ve Reşit Galip

Atatürk “benim en büyük eserim Cumhuriyet’tir”, “Cumhuriyet, fazilettir” demiştir. Peki neden?

mustafa.solak@kuzgunportal.com
@karahuseyinler

Çünkü egemenlik millete verilmiştir. Artık padişahın, halifenin kulu, şeyhin müridi, değil Türk Milleti’nin ferdidir ve egemenliğini kullanacaktır. Atatürk de bu durumu “artık hükümet ile millet arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır. Hükümet, millet ve millet, hükümettir” sözüyle açıklığa kavuşturmuştur.

“Eşitliğin, özgürlüğün, adaletin dayanak noktası ulusal egemenliktir”

Cumhuriyet, demokrasi demektir. Demokrasi, devletin bağımsızlığı, kadın-erkek eşitliği, hukuksal eşitlik, insanın yaşamın ağa, şeyh, tek adam bürokrasisinden özgürleşmesidir. Atatürk’e göre cumhuriyet, demokrasiyle eşanlamlı kullanılmıştır. Şu sözüyle bunu çok iyi anlatır:

“Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir.”

Dahası “Türkiye Cumhuriyet, şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz” sözüyle aslında demokrasi tanımı yapar.

Görüldüğü gibi demokrasi halkın padişaha, halifeye, ağaya, şeyhe biat etmekten uzaklaştırılmasıdır.  Bu kesimin egemenliğinden uzaklaşan halk, kendisi egemen, yani yönetici olacaktır.

30 Ekim 1923 sabahı Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı Mustafa
Kemal Atatürk, İsmet İnönü’ye şu mektubu gönderir:

Köylümüzü topraklandırmalı, ihtiyacı olan bir çift öküz ile bir saban vererek çiftçi yapmalıyız. Doğudaki aşiret, bey, ağa, şeyh düzeni Cumhuriyet’le de insanlıkla da bağdaşmaz. Bu durumu düzeltmeli, halkı kurtarmalıyız.

Her yerde tefeciler halkı eziyor. Güya tarım ülkesiyiz ama ekmeklik unumuzun çoğunu dışarıdan getirtiyoruz. Sığır vebası hayvancılığımızı öldürüyor.”

İşte demokrasi, egemenliği halka vermesi yönüyle cumhuriyetle özdeş anlaşılmıştır. Atatürk şu ifadesiyle bunu vurgular:

“Demokrasi prensibi, millî hâkimiyet şekline dönüşmüştür…Demokrasi esasına dayanan hükümetlerde hâkimiyet, halka, halkın çoğunluğuna aittir. Demokrasi prensibi, hâkimiyetin millette olduğunu, başka yerde olmayacağını gerektirir. Bu suretle demokrasi prensibi, siyasî kuvvetin, hâkimiyetin kaynağına ve meşrutiyetine temas etmektedir.”

Bağımsızlığın sağlanması, padişah, ağa, şeyh egemenliğine karşı Cumhuriyet’in kurulması en büyük demokrasidir.  Ona göre “eşitliğin, özgürlüğün, adaletin dayanak noktası ulusal egemenliktir.”

Demek ki ulusal egemenliğe aykırı her eşitlik, özgürlük, adalet talebi doğru bulunmuyor.

Yukarıdaki yazdıklarım şunun için önemli emperyalizm milli egemenliğe dayanan; yani halifelik, padişahlık ilişkisinden soyutlanmış, etnik temele dayanmayan milli devletleri parçalamak istiyor. Bu bakımdan eşitlik, özgürlük, adalet talebimiz milli devletin yaşaması, milli birliğin, milli egemenliğin sürmesine hizmet etmelidir. Örneğin müritlik ilişkisine dayanan cemaat ve tarikatların varlığı demokrasi adına doğru bulunamaz. Anayasanın 10. maddesinde hukuk önünde yurttaşların eşit olduğu ifade ediyorken, hala anayasa “eşit yurttaşlık” ifadesini koymak doğru değildir. Bu durum anayasanın 10. maddesini kabul etmemektir ki etnik kimlikleri milletle eşit seviyede görüldüğü kaygısına neden olmaktadır. Oysa Anayasanın 10. maddesi “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” diyerek çözümü ortaya koyuyor.

“Irkçıdır” diye Andımız’a itiraz etmek “hürriyet” veya “eşitlik” talebi değildir. Milleti parçalamaya, ümmet, etnik kimlikçi talep arayışlarına istemeden destek olmaya neden olur.  Atatürk de hürriyet hususuna “milletin ortak menfaatine” şu şekilde dayandırmıştır:

“Söz konusu olan hürriyet, içtimaî ve medenî insan hürriyetidir. Bu sebeple, ferdî hürriyeti düşünürken, her ferdin ve nihayet bütün milletin ortak menfaati ve devlet varlığı göz önünde bulundurulmak lâzımdır. Anlaşılıyor ki, ferdî hürriyet mutlak olamaz. Başkalarının hak ve hürriyeti ve milletin o rtak menfaati ferdî hürriyeti sınırlar.”

Milli devlet, Türk Milleti kavramlarına kimler, niye karşı?

Emperyalizm, emek sömürüsü amacında siyasi, ekonomik bağımsızlığı elden gitmiş, dbölünmüş, kutuplaşmış devletler istiyor. Bu amaca da liberal sol, ümmetçi, etnikçilik yapan kesimler bilerek veya bilmeyerek hizmet ediyor.

Bu yönde hepsi Andımız’ı ve yazarı Reşit Galip’i ırkçı buluyorlar. Aslında Atatürk’ü de ırkçı buluyorlar ama güçleri yetmiyor. Yetmiyor “Yahudi dönmesi” diyorlar, elitist, tepeden inmeci diyorlar. Soralım:

Tıp okurken gönüllü olarak Balkan Savaşı’na, Birinci Dünya Savaşı’na giden, Köycüler Cemiyeti’ni kurup köylerde doktorluk yapan biri mi elitist, halkına yabancı?

Reşit Galip’in ırkçılığı, elitisliği (!)

Kadın öğretmenleri tiyatro sahnesine çıkarmayan Milli Eğitim Bakanı’na kafa tutan biri mi tepeden inmeci?

Öldüğünde cebinden 5 lira çıkan, ürk sahip çıkmasa ailesi ortada kalacak, tarih, dil çalışmaları için para almayan biri mi elitist?

Yahudi dönmesi adam derleme sözlüğünün oluşturulmasına öncülük eder mi? İlk Türkçe Sözlük çalışmalarını başlatıp 80.000 Türkçe sözlük saptar mı?

Türk Tarih Heyeti’nin genel sekreteri olup Türk tarih tezini Avrupa’ya, Yahudilere karşı savunur mu?

Milli bilinç aşılamak için Andımız’ın yazar mı? Okullaşma oranını artırır mı?

Yazımında yer aldığı “Türk Tarihinin Ana Hatları” adlı kitapta Türk Tarih Tezi’nin “ırkçı” olmadığı ve eşitliği arzuladığına yönelik Avrupa’ya şu sözleri söyler mi?

“İnsaflı, haktanır ve bitaraf Avrupalı âlimlerin fikirlerinden ve delillerinden de istifade edilerek müdafaa olunan tezimizde hiçbir ırk ve millet için aşağılama ve küçük görme kastı yoktur. Kendi milletini sevdiği kadar, başka şahsiyet ve varlıklara hürmet Türklüğün şiarlarındandır.”

Mustafa SOLAK Kitaplarını satın almak için kitap görsellerine tıklayınız…