15.1 C
İstanbul
Çarşamba, Aralık 9, 2020

Umut İLERİ | Yurtseverlik !

Önce Marks Komünist Manifestoda ne demiş bu konuda ona bakalım;

“Komünistler ayrıca, vatanı, milliyeti kaldırmayı istemekle suçlandı. İşçilerin vatanı yoktur. Sahip olmadıkları bir şeyi onlardan almak mümkün değildir. Proletarya öncelikle siyasal egemenliği ele geçirmek, kendisini ulus olarak kurmak zorunda olduğu sürece, hiçbir şekilde burjuva anlamıyla olmamakla birlikte, henüz kendisi de ulusaldır.” (Karl Marks-Komünist Manifesto)

Söylemin altını ve üstünü ve Marks’ın başka eserlerinde yazdıklarını birlikte yorumlarsak, Marks’ın söyleminin yorumunu şöyle yapabiliriz;
İşçi Sınıfının mücadelesi, üzerinde yaşadığı topraklarda başladığı için BİÇİM OLARAK ULUSAL ama bu mücadele bununla sınırlı kalmayıp, ulus sınırlarının da ötesinde tüm dünya üzerinde devam ettiği için ve işçi sınıfının, insanlığın kurtuluşu evrensel planda ancak gerçekleşeceğinden İÇERİK olarak ta ENTERNASYONALİSTTİR!

Marks Gotha Programının Eleştirisinde bunu açık ifade eder. ” Besbelli ki, işçi sınıfı, savaşım verebilmek için, sınıf olarak kendi ülkesinde örgütlenmelidir ve her ülke, ayrı ayrı bu sınıf savaşımının doğrudan alanıdır. İşte işçi sınıfının savaşımı, bu anlamda ulusal nitelik taşır,
içeriği bakımından değil, ama Komünist Manifestonun da dediği gibi, “biçimi bakımından” ulusal. ”

Biçim ve İçerik arasındaki diyalektik ilişkide belirleyici olanın ve tabi kılınması gerekilenin İÇERİK olduğunu, Marksizmin abc sini az buçuk okuyan her Marksist bilir.

Hal böyleyken hala işçi sınıfının mücadelesinde ısrarla biçimi ön plana alarak, içeriği arka planlara atmak ve İşçi Sınıfının mücadelesini ULUSAL bir mücadele olarak görmek, Marksizmi inkar etmek, ELVEDA MARKSİZM demektir.

Yurtseverlik konusuna gelirsek;
Yurtseverliğe karşıyız derken kastimiz, duygusallığın ötesinde gelişen, bu kavramdan türetilen politikalara olan karşıtlığımızdır. Yoksa hepimiz üzerinde yaşadığımız, sokaklarında yürüdüğümüz, mahallelerinde büyüdüğümüz, bir sürü anıyı biriktirdiğimiz bu toprak parçasını severiz.

Ama bu toprak parçası salt bir coğrafi bölge değildir. Bu toprak parçası aynı zamanda Egemenlerin etrafını kırmızı çitlerle ördüğü toprak parçasıdır. Ve bu toprak parçası, bu coğrafi bölge üzerinde, insanların bir biri ile girdikleri kendiliğinden ilişkilerin dayandığı temel mülkiyet ilişkileridir.

Marks “yurtseverlik, mülkiyet duygusunun en ülküsel biçimidir”. (K. Marks, “Lui Bonapart’ın On Sekizinci Brumaire’i”), derken bunu ifade eder. Sınıfların var olmasından bu yana bu faaliyetler, kabaca ezen, ezilen şeklinde ve mülkiyet temelin de gelişir.

Bizim karşıtlığımız, bunu bir politik argüman olarak kullanarak, bu kavramı, sınıfsal ilişkilerden ve bu ilişkilerin sonucu o toprak parçası üzerinde egemenlik ilişkisinden soyutlayarak, sonuçta yurt çıkarı, ülke çıkarı gibi, aslında egemenlerin çıkarlarını ifade eden kavramlarla bütünleşmesine olan karşıtlıktır.

Sınıfların ve Devletin ortaya çıkışından bu yana geçen süreçler de, ezilenlerin hiç bir zaman yurtları olmamıştır; kimi zaman köle sahibi tarafından bir toprak parçasından diğer bir toprak parçasına satılmış; kimi zaman feodal bey, senyör tarafından, bulunduğu yerden başka yerlere sürülmüş; kimi zaman da emeğinden başka satacak bir şeyi olmadığı için, yaşayabilmek adına ülke ülke dolaşarak emeğini satmıştır.

O nedenledir ki Marks’ın, Komünist Manifesto da “İşçilerin Vatanı yoktur. Onlardan SAHİP OLMADIKLARI Bir Şeyi İstiyemezsiniz”derken kastettiği bu nesnel somut gerçekliktir.

Tüm bu veriler ışığında YURTSEVERLİĞİ şu şekilde tanımlayabiliriz. Yurtseverlik ezen, ezilen şeklinde mülkiyet temelinde gelişen insana aykırı faaliyetlerin günümüzde ücretli emek-sermaye biçiminde kendini var kıldığı bir burjuva kavramdır. Yurtseverlik günümüzde, burjuvazinin yurt olarak tanımlanan coğrafi bölgede, etrafını çitlerle çevreleyerek kendini egemen kıldığı, o coğrafyada yaşanan maddi ilişkilerin düşünsel ifadesidir.

Burjuvazi işçi sınıfını etrafı çitlerle çevrili yurt denilen toprak parçasında tutarak onun asli görevini yerine getirmesini engeller. İşçi Sınıfının asli görevi ise tüm çitleri yıkarak, çitlerden arındırılmış, sömürüsüz, sınıfsız ve devletsiz bir dünya yaratmaktır. Ancak , siyasi iktidar ulus ölçekli olduğu için, Marks’ın da Komünist Manifesto’ da belirttiği gibi, işçi sınıfı iktidarı aldığı an kendini egemen konuma, ulus konumuna yükseltmelidir.

Böyle der Marks ancak, bir şeyin altını kalın çizgilerle çekerek! Ancak der Marks ,buradaki “ULUS” kavramı sözcüğün BURJUVA anlamında değildir. Yani işçi sınıfı, sınırsız, sınıfsız ve devletsiz bir toplum hedefine varabilmek için geçici olarak bu çitlere katlanmak zorundadır.

Bu çitler onun, nihai görevini geciktiren, ona ayak bağı olan nesnelerdir. Amaç tüm bu çitleri ortadan yok etmektir. Zaten Marks da Komünist Manifesto ‘da “Tüm Ülkelerin İşçileri Birleşin” derken, hangi değerin işçi sınıfının asıl sarılınması gereken ve asla taviz verilmemesi gereken bir değer olduğunu ortaya koyar. Bu değer ENTERNASYONALİZM dir.

Komünistler, politika üretirken veya politika yaparken, kendi değerleri üzerinden yaparlar.
Burjuva değerler üzerinden siyaset yapmak, ister taktik, isterse stratejik amaçlı olsun, sonuçta popülizm adına ortaya konan oportünist yaklaşımlardır.

Marksizm’in ustaları YURTSEVERLİK konusunda çok açıktırlar. Marks ve Lenin den iki alıntı ne söylemek istediğimizi daha da net ortaya koyacaktır. “Burjuva sınıfı bir “ulusal savunma hükümeti” kurdu ve işçi sınıfı ulusal bağımsızlık için bunun önderliğinde çarpışmak zorunda kaldı. Gerçekte bu, Paris işçileriyle savaşmayı ödev sayan bir “ulusal ihanet”  hükümetiydi. Ama, yurtseverlik hayalleriyle körleşen işçiler bunu göremediler.

Yurtseverlik ülküsünün kökleri onsekizinci yüzyılın Büyük Devrimindeydi; Komün’ün, sosyalistlerinin kafalarını da etkiledi; sözgelimi, su götürmez bir devrimci ve ateşli bir sosyalizm taraftarı olan Blanqui, gazetesi için şu burjuva narasından daha iyi bir başlık bulamıyordu: “Ülke tehlikededir!”

Birbirine karşıt ödevleri -yurtseverlikle sosyalizmi- birleştirmek, Fransız sosyalistlerinin en büyük yanlışıydı. 1870 Eylülünde yayınlanan Enternasyonal’in Manifesto’sunda Marks, sahte bir ulusal ülküyle yoldan saptırılmamaları konusunda, Fransız işçilerini uyardı; Büyük Devrimden bu yana derin değişiklikler olmuştu, sınıf düşmanlıkları keskinleşmişti, o zamanlar Avrupa gericiliğine karşı savaş bütün devrimci ulusu birleştirmişti, ama artık işçi sınıfı çıkarını, kendine düşman öteki sınıfların çıkarlarıyla, birleştiremezdi; ulusal utancın sorumluluğunu burjuva sınıfı taşımalıydı; işçi sınıfının ödevi, burjuva sınıfının  boyunduruğundan, emeğin sosyalist kurtuluşu için çarpışmaktı.”(Paris Komünü Üzerine Dersler-Lenin)

” İşçinin ulusu,ne Fransız,ne İngiliz,nede Almandır;onun ulusu,çalışma,ücret köleliği,kendini satmadır. Onun hükümeti,ne Fransız,ne İngiliz,ne de Almandır;onun hükümeti Kapital’dir.
Onun doğuştan gelen havası,ne Fransız,ne İngiliz,ne de Almandır;aksine farbrika havasıdır.” (KARL-MARKS)

TIPKI AVUSTURYA İŞÇİ MARŞINDA SÖYLENDİĞİ GİBİ
YURDUMUZ BÜTÜN CİHANDIR BİZİM.

TIPKI TEVFİK FİKRET’İN ŞİİRİNDE DİLE GETİRDİĞİ GİBİ;
NEV-İ BEŞER MİLLETİM RUY-İ ZEMİN VATANIMDIR.

TIPKI NAZIM HİKMET’İN SÖYLEMİYLE;
YERYÜZÜNE TOHUM GİBİ SAÇMIŞIM ÖLÜLERİMİ, KİMİ ODESADA YATAR, KİMİ PRAG\’DA, İSTANBUL’DA KİMİ.
EN SEVDİĞİM MEMLEKET YERYÜZÜDÜR, SIRAM GELİNCE YERYÜZÜYLE ÖRTÜN ÜZERİMİ

BENZER YAZILAR

EDİTÖR ÖNERİLERİ