24.4 C
İstanbul
Cumartesi, Ağustos 8, 2020

Umut İLERİ | Toplumsal Ekolojistlerin İçerisinde Bulunduklar Açmaz!

Özellikle Reel Sosyalizmin çökmesi sonrası sol içerisinde, ne kadar Marksizm dışı akım varsa hepsi ortaya çıktı.

Bunların büyük çoğunluğu Sivil Toplumculuğu, Çevreciliği, Sınıf Mücadelesinin önüne koydular. Onların unuttuğu tüm dünyada ekolojik dengelerin bozulmasının asıl nedeninin, “Gölgesini Satamadığı Ağacı Kesen” KAPİTALİZM olduğu gerçeğiydi.

O nedenle Ekolojik alanda verilecek mücadelede SINIF MÜCADELESİNİN dışında değildi.

Bunlardan biride anarşist tezleri, liberal soslarla bulamaç haline getiren ve Öcalan’ın düşüncelerine temel yaptığı Murray Bookchindir. Murray Bookchin’in Toplumu Yeniden Kurmak adlı eserine atıfla bu konuda ki düşüncelerimizi, çok fazla ayrıntıya girmeden açıklayacağız.

Ekolojistler’in, Ekolojik Toplum nedir sorusuna verdikleri yanıt;
“Ekolojik bir toplum bu şekilde toprağı, fabrikaları, atölyeleri ve dağıtım merkezlerini kamulaştırmak ve kolektifleştirmek yerine, ekonomisini yerel yönetime dönüştürür ve diğer yerel yönetimlerle bir araya gelerek kaynaklarını bölgesel bir konfedere sisteme dahil eder. Toprak , fabrikalar ve atölyeler bir ulus-devlet veya mülkiyetçi bir çıkar geliştirebilecek olan işçi-üreticiler tarafından değil, özgür toplulukların halk meclisleri tarafından denetlenecektir. Bir anlamda herkes öz çıkarını düşünen bir ben, sınıfsal bir varlık, ya da özelleşmiş bir “kolektif”in parçası olarak değil, bir yurttaş olarak iş görecektir. Böylece konfederal özgürlükçü yerel yönetimlerin oluşturacağı ekolojik bir toplumda mülkiyet nihayetinde ne devletin, ne özel sermayenin, ne de partinindir, halkındır. Toplumsal ekoloji bakımından mülkiyet çıkarları herkesi kapsar.”

“Ekonominin yukarıdaki duyarlılıklar çerçevesinde yeniden kurulması ekolojik akılcı bir toplum için vazgeçilmez bir maddi temel oluşturur. Ekonominin yüz yüze oluşturulan meclislerde yurttaşlar tarafından denetlenmesi ve üretim politikalarının belirlenmesi sayesinde mesleki farklılıkların özel çıkarlarını da bertaraf etmekle kalmaz ,aynı zamanda yaşam için gerekli malları ve üretim araçlarını da ortak kullanıma açar.

Bu “eşitsizlerin eşitliği” ilkesi doğrultusunda oluşturulmuş olan “herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre” düsturunu da kamu yaşamının içinde kurumsallaştırmak demektir”

Marksistler için geleceğin toplumu, salt insan sömürüsünün ortadan kaldırılması değildir. Marksistler aynı zamanda, üretici güçleri ve toplumsal emeğin üretkenliğini en üst düzeye çıkararak, insanın onu çevreleyen doğadan olabildiğince bağımsızlaşmasına ve toplumsal olarak gerekli emek için harcanan zamanı en aza indirgemeye çalışırlar. Bu anlayış, insanın özgürleşmesinin temelini oluşturur.

Yukarıda saydıklarımızın nesnel zeminini, büyük birimler olarak örgütlenmiş merkezi üretim birimleri ve sonuçta dünya ekonomisinin bir bütün olarak örgütlenmesi ve üretimin tüm dünyada planlanması oluşturur. Herkesten yeteneğine, Herkese ihtiyacına göre paylaşım ilkesi Komünist Toplumun üst evresinin paylaşım ilkesidir.

Bu paylaşımın hayata geçebilmesi için Üretici Güçlerin gelişim seviyesinin “Herkese İhtiyacına Göreyi” karşılayacak düzeyde olması  gerekir. Ancak bolluk toplumunda, üretici güçlerin gelişiminin en üst düzeyde olduğu, üretimin herkese yetecek şekilde planlandığı Dünyasal boyutta bu gerçekleşebilir.

Aslında yukarda ifade edilenlerin hepsinin hayata geçmesi, Sınıfsız, Devletsiz Komünist Toplumda ancak olasıdır. Önemli olan bunlar gerçekleştirilene kadar neler yapılması gerekliliğidir.

Tüm bu yazılanlar güzel şeyler ancak tüm bunlar nasıl gerçekleştirilecektir? Asıl önemli olan nokta budur! Bu bağlamda sorarsak;

Bu yazılanların gerçekleşmesi, halen tüm dünyada varlığını sürdüren, bir Dünya Sistemi haline gelmiş Kapitalizmi tüm dünya üzerinden ortadan kaldırmadan olası mıdır? Sonuçta olay geliyor Siyasi Erki elde etmeye ve  sömürüye yol açan üretim araçları üzerinde ki özel mülkiyeti ortadan kaldırmaya  dayanıyor?

Bunca güzel şeyler faaliyete geçirilirken, Kapitalizm elini, kolunu bağlayıp oturacak mı?

Devleti elinde tutan iktidarın sahibi güç, kendisine bu ayrıcalıkları sağlayan üretim araçlarının özel mülkiyetini nasıl halka devredecek? Siyasi erki bu gücün elinden almadan, bunu sağlamak olası mı? Siyasi erki elde etmek için de bu güçle bir erk savaşımı kaçınılmaz değil mi?

Eğer sınıf mücadelesini yadsımıyorsanız, bu savaşımın öncülüğünü, yaşanılan toplumda verecek olan sınıf hangisi? Bence Toplumsal Ekolojistlerin bu sorulara yanıt vermeleri gerekiyor.

Hadi diyelim işçi sınıfı siyasi erki, üzerine bastığı topraklarda ele geçirdi! Yukarda söylenenlerin gerçekleşmesine bu iktidar eldesi bile yetmez. Bir Dünya sistemi olan Kapitalizm hala dünyada egemendir ve güçlüdür.

Bu Egemenliği yıkmadan, onu tüm dünyada ideolojik, ekonomik ve siyasal olarak mülksüzleştirmeden, bu söylenenlerin hayata geçmesi olası değildir. İşte Marksistlerle Anarşistler arasındaki temel ayırım burada devreye girer.

Marks tüm bunları düşünerek Kapitalist Toplumla, Komünist Toplum arasına Devletin Proletarya Diktatörlüğü olduğu bir SİYASAL GEÇİŞ DÖNEMİ koymuştur. Bu Dönem aynı zamanda DEVRİMCİ DÖNÜŞÜMLER dönemidir!

Bu Dönemin Devleti olan PD, Kapitalizm tüm dünyada ortadan kaldırılana değin sürecektir.

PD Dünyadaki tüm Devletleri ortadan kaldırmanın Politik Şiddetidir.

Aslında olayın özünde, bunca şey söylenmesine karşın ortada Sınıf savaşımını, Siyasi  iktidar için mücadeleyi ve İktidarın Sınıfsal el değiştirişini sağlayan Devrimi yadsımaktan başka bir şey yok..

BENZER YAZILAR

EDİTÖR ÖNERİLERİ