20.7 C
İstanbul
Çarşamba, Ekim 28, 2020

Umut İLERİ | 12 Eylül Faşist Diktatörlüğü!

12 Eylül; Sermayenin, Kapitalizmin kendini yeniden üretme ve gelişme evrelerinde, alt yapıda ki yeniden yapılandırmaları hayata geçirmenin,  güçlü Sınıf  Hareketinin mevcudiyetinde zor olacağını görerek, üst yapıda da, gelişimine uygun yeni bir egemenlik biçimine başvurduğu Faşist Diktatörlüktür.

Ne yazık ki bazı sol çevrelerce özelliklede o dönemin TKP si ve bir kısım Troçkist Çevrelerce 12 Eylül Askersel Diktatörlük olarak değerlendirilmiştir.Askeri Diktatörlük terimi ancak onu tamlayan, onu sıfatlandıran kavramlarla bir anlam taşır.Örneğin Askeri Faşist Diktatörlük, ya da Askeri Bonapartist Diktatörlük gibi!

Bu arkadaşların, savlarını dayandırdığı bir başka yanlış da 12 Eylül de Faşizm’in kitle tabanının olmadığı tezidir. 12 Eylüle baktığımızda bu ülkede Faşizm’in kitle tabanının olmadığını söylemek, politikayı anlamamaktır.

Her Kapitalist Ülkede Faşizm’in kitle tabanı vardır. O dönemde Alpaslan Türkeş “Biz İçerde Olsak ta Bizim Düşüncelerimiz İktidardadır” söylemi  bunu açıkca ifade etmektedir.

Faşizmin farklı ülkelerde, o ülkelerin içinde bulunduğu sosyoekonomik koşullara bağımlı olarak, farklı yollardan  gelmesi, Faşizmin özünü değiştirmez. Faşizm illa ki Almanya da ve İtalya da yaşandığı gibi olmak zorunda değildir. Nasıl ki, Burjuva Demokrasileri sosyoekonomik açıdan değişik Ülkelerde farklılıklar gösteriyorsa, Faşizm de tıpkı Burjuva Demokrasisi gibi, özü BURJUVA DİKTATÖRLÜĞÜ olduğu için, farklı Ülkelerde değişik biçimler alır. Gelişi ve var olma süresi, bu bağlamda farklılıklar gösterir.

Gelelim bizim 12 Eylül Değerlendirmemize;

Burjuvazi yükselen Sınıf Hareketini kendi varlığı için tehdit olarak gördüğünde, ya da 12 Eylülde ki gibi gibi, Kapitalizmin kendini yeniden üretme ve gelişme evrelerinde, alt yapıdaki yeniden yapılandırmaları hayata geçirmenin, güçlü bir Sınıf Hareketinin mevcudiyetinde zor olacağını görerek, üst yapıda da bu gelişimi sağlayacak düzenlemelere gider.

O zaman, bizde  12 Eylül de olduğu gibi Faşizm’e başvurur. İşte 12 Eylülün temeli, bu gerçek üzerinde konuşlandırılmıştır. 24 Ocak kararları adı altında, Ülke Ekonomisi dışa açılarak, Emperyalist-Kapitalist sisteme tam anlamıyla entegrasyon sağlanmıştır.

Sermayenin bu evreleri sorunsuz aşabilmesi, onun Ülkedeki İşçi ve Emekçiler üzerindeki tahakkümünün derecesine bağlıdır. Ancak o dönemde bu kararların hayata geçirilmesi için, Ülkenin içerisinde bulunduğu  koşulların, Sınıfsal güç dengelerinin bu duruma uygun olması gerekir.

Bunun yolu da her tür Demokratik ve Sosyal hakların yasaklandığı, en ufak bir hak ve özgürlük arayışının baskı ve zorla engellendiği Faşizme bir Egemenlik Biçimi olarak başvurmaktır!

12 Eylül Döneminde Tüm sendikalar, İşçi örgütleri, İşçi dernekleri, Demokratik kitle örgütleri kapatılmış. Ülkede ne kadar solum diyen insan varsa toplanmış ve zindanlara tıkılmış, ağır işkencelerden geçirilmişti. Kürtler üzerinde ağır bir baskı ve zulüm politikası uygulanmış. Amed zindanlarında yaşananlar belki de bugüne değin yaşananların kat kat üzerinde  bir zulüm olmuştu.

Bu gelişmelerin diğer bir yüzüne baktığımızda, 12 Eylül öncesinin Sınıf Hareketi bağlamında yükselen ve insanlara umut veren halini, 12 Eylül sonrası görmek ne yazık ki olası değildir. Sınıf Hareketinin ardında ki güçler, Faşizmin geleceğini “sağır sultanın bile duyduğu” bir durumda, yığınları Faşizme karşı direniş için hazırlayamaması, Faşizm’in Cuntanın başındakini bile şaşırtacak şekilde hiç bir direnişle karşılaşmadan gelip oturmasına neden olmuştur.

 Yaklaşık iki yıl bir türlü bu FAŞİST DİKTATÖRLÜĞÜN adını koyamayanların, tanımını yapamayanların bu gidişatta sorumluluğu büyüktür. Tabi ki bu vebalin uluslar arası İşçi Sınıfı hareketine ihanet içerisinde olan dış mihrakları da vardı!

Barış İçerisinde Bir Arada Yaşayacağız diyerek TKP yi Faşizme karşı mücadeleden men eden, CHP nin kuyruğuna takan SBKP bu vebalden ayrı görülebilir mi? Barış İçerisinde Bir Arada Yaşama İlkesi çerçevesinde, dünyada ki Komünist Partilerin elini kolunu bağladıkları gibi TKP nin de elini kolunu  bağlamışlardır.

Bu İşçi Sınıfına ve Emekçi Halka ve bu  karanlık dönemde yaşamlarını yitiren, işkencelerde sakat kalan İnsanlara karşı işlenmiş  büyük bir vebaldir. Bugün ortaya çıkarak biz 80 öncesi TKP nin devamıyız diyenlerin öncelikle bu veballe açık açık yüzleşmeleri gerekmektedir.

Geçmişe yönelik sağlıklı bir değerlendirme ve bunun sonucu bir ÖZELEŞTİRİ vermeden, bugünü ve yarını anlamak olası değildir. Bu Özeleştiri verilmeden yapılacak 12 Eylül Değerlendirmelerinin hiç bir anlamı yoktur.

Tüm bunlardan biz Komünistler bugün için dersler çıkarmalı, bu yaşananlardan çıkarttığımız Politik Sonuçlar doğrultusunda yeniden örgütlenmeliyiz. Kapitalizm var olduğu sürece, Faşizm hep tehlike olarak bizim için var olacaktır. Önemli olan FAŞİZME  karşı zamanında müdahale edebilen, yığınları bu tehlikeye karşı hep uyanık tutan ve yığınların Faşizme karşı direnişini örgütleyebilen bir örgütlülüğü hayata geçirebilmektir.

BENZER YAZILAR

EDİTÖR ÖNERİLERİ