17.7 C
İstanbul
Cumartesi, Ekim 24, 2020

Sinan KAHYAOĞLU | Yatırlar

Yatır kültü alevi kültüründe çok önemli bir yere sahip gelenektir. Her alevi köyünün yakınında mutlaka bir veya birkaç yatır bulunur. Yatırlara gidilip kurbanlar kesilir ve adaklar adanır. Normal zamanlarda da her Perşembe akşamı gidilip çerağlar uyandırılır. Ziyaretçiler yatıra bez bağlarlar. Bundan dolayı yatırların yanındaki ağaçlar bağlanan bezlerden dolayı görünmez hale gelirler.

Yatırlara Evliya veya Eren adı da verilir. Anadolu’da yatır çok fazladır. Kutsal mekan geleneği Anadolu’da Hititler dönemine kadar gider. Bu kutsal mekanlar gelen kültürler içinde şekil değiştirerek varlıklarını sürdürmüşlerdir. Son yıllarda kentlileşmeye bağlı olarak ve ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığının çalışmaları ile yatırlara ziyaret azalmaktadır. Diyanet yatırlara mum yakmak ve bez bağlamayı bidat görmektedir. Sadece yatırların ruhuna fatiha okunmasını istemektedir. Oysa yatırlar boş mezardır. Bunun nedeni vardır. Kemikli mezarlarda yatır değildir.

GÖKTANRI İNANCI:

Gök Tanrı inancı Türklerin İslamiyet’ten önce sahip olduğu inançtır. Türkler İslamiyet’e girince eski inançlarını İslamiyet ile harmanlayıp yaşatmaya devam ettiler. Zaten eski inançlarını ve kültürlerini terk etmiş olsalardı asimile olurlardı. Onların eski inançları ve dilleri  asimile olmalarını önledi.

Gök Tanrı inancı üç unsur üzerine yükselir. Birisi gökyüzündeki Gök Tanrı, diğeri Yer Su’lar, üçüncüsü ise Atalar kültüdür. Bunlara bakacak olursak Gök Tanrı göğün 17.katında oturur. Her şeyi görür ve gözetir. Yer Su’lar ise yerin ve suların ruhlarıdırlar. İnsan Göğün altında yerin üstünde yaşar. Dolayısı ile sıkıntıya düştüğünde göğe bakarak Tanrı’dan yardım ister. Yine zor bir durumda kaldığında “Yukarıda Tanrı var” der. Gök Tanrı için yılın ağustos ayı içinde dağların doruklarında kurbanlar keser. Gök Tanrı’ya son derece saygılıdır. Yer ve Su ruhları ise yaşadığı toprağın altındadır. Gök Tanrı ile irtibatları vardır. Bundan dolayı yer ve su ruhları içinde adaklar adar, kurbanlar keser. Bir yere gidildiğinde oranın ruhu ile irtibat kurulmasını bekler. İrtibat kurulduktan sonra oranın ruhunun makamı olan yere çerağ uyararak orayı canlandırır. Buraya Göktürkler döneminde Bark, İslamiyet döneminde ise Yatır denir. Gök Tanrı inancının Bark’ı İslamiyet’te Yatır haline gelmiştir. Bark’ın yanındaki ağaca veya taşa “Ben buradayım geldim anlamında kendi elbisesinden bir parça bez bağlanır”. Bu beni gör gözet burada bana zarar verme demektir. Göktürk yazıtlarında da Bark geçer.

Atalar kültü ise hakka yürüyen bir atanın ruhunun sürekli çocuklarını izlediği inancıdır. Bunun için ataların mezarları görkemli yapılır. Her hafta mezarlar ziyaret edilir ve temizlenir. Mezarların yeri belli olsun diye baş ucuna yüksek bir taş dikilir. Taşın üzerine don değiştirdi anlamında elinde bade olan figürler işlenir. Bade içkinin verdiği dönüşümü simgeler. Çünkü ölende don değiştirmiştir. Yine zorda kalındığında ataların ruhundan yardım istenir. Ataların ruhunun her hafta evini ziyaret ettiğine inanılır. Bu inanç ise dirilerle ölüleri harmanlanmış şekilde yaşatır. Haftalık mezar ziyaretlerinde mezarlara yiyecek götürülür ve bırakılır. Bu yiyecekler ya oralardan geçenler tarafından ya da kurtlar kuşlar tarafından yenilir.

Bu üç kültür de İslamiyet’in kabulünden sonra şekil değiştirerek yaşamaya devam etmiştir. Hala da devam etmektedir.Bu gelenekler alevi olsun sünni olsun tüm Türklerde yaşatılmaktadır.

İSLAMİYET DÖNEMİ:

İslamiyet’in kabulünden sonra Ahmet Yesevi tarafından İslamiyet ile eski inançlar harmanlanmış ve bugün Alevilik dediğimiz kültür oluşturulmuştur. Atalar kültü mezar geleneği ile Gök Tanrı inancı Allah inancı ile Yer ve Su ruhları inancı ise yatırlar ile don değiştirerek varlığını sürdürmüştür. Bu yeni inanç daha sonra tasavvuf olarak şekillenmiştir. Yer Su’lar tasavvufta Sahibi Mekan’a dönüşmüştür. Sahibi Mekan bir yere hükmeden ruh demektir. Yani oranın ruhu. Bir yerde rahat etmek isteyen bu Sahibi Mekan ile iyi geçinmek zorundadır. Sularda aynıdır. Pınar başlarına destursuz varılmaz. Oralarda Gayp erenlerine rastlayabilirsin. Yani tekin yerler değildir. Bu konularda Anadolu’da milyonlarca söylence vardır. Bunlar bir fiil yaşanmış olaylardır. Anlatılması mümkün değildir. Anlatılamadığından dolayı da bilim adamları tarafından hurafe olarak tanımlanır. Oysa gerçek öyle değildir. Hayatta deneyimlenen var deneyimlenmeyen var.

Tahtacılarda “Tahtacının yatırı, katırı ve hatırı yanındadır” diye bir söz vardır. Tahtacının hatırı gelen kişiye hürmetli davranmasıdır. Her gelen kişi eğer kötü niyetli değilse yedirilir, içirilir ve misafir edilir. Baş üstünde yeri vardır. Katır ise Tahtacı dağdan dağa dolaştığı için onun yükünü taşıyan hayvandır. Dağda katırdan başka hayvan çok verimli olmamaktadır. Bunun için özellikle katır tercih edilir. Yatıra gelince burada Sahibi Mekan veya Bark kavramı karşımıza çıkar.

Bir oba bir yere varıp çadır kurduktan sonra çalışmaya başlar. İşe başlanmadan önce bir kurban kesilir ve oba tarafından ortaklaşa olarak yenir. Ardından o yerin Sahibi Mekanının haberi beklenir. Bir hafta içinde obadan ya üreme kabiliyetini kaybetmiş yaşlı bir kadına, ya da buluğa ermemiş bir kız çocuğunun rüyasına bir ak sakallı ihtiyar girer. O ihtiyar rüyasına girdiği kişiye  “Benim makamım şuradır beni uyarın” der. Rüyayı gören kişi ertesi sabah rüyayı anlatır ve obanın kadınları hep beraber tarif edilen yere giderler ve orada taşlardan bir mezar çevirirler. Baş ucuna bir mum veya çerağ yakarlar. Yanlarında getirdikleri bezleri mezarın baş ucundaki taşa bağlarlar. Obaya dönüp o yeni uyardıkları yatır için kahve pişirip içerler. Böylece yatır uyarılmış olur. Yatıra ya eski  ulu pirlerinin adını veya o çevrenin adını verirler. Bundan dolayı Anadolu’da pek çok yerde bir ulu kişinin makamı vardır. Sarı Saltuk, Emir Baba, Çal Baba, Yatağan Baba,Sarıkız gibi.

Oba orada çalıştığı müddetçe o yatıra her hafta giderler ve  çerağ yakıp bez bağlarlar. Bazen o yatır için kurbanlar keserler adak adarlar. Oba oradan giderken yatır öylece kalır. Yeni obalar gelinceye kadar bu yatır bakımsız kalır. Oraya yeni bir oba gelince, o obanın rüya görmesine gerek yoktur. Oranın sahibi mekanının yeri bellidir. Yatır temizlenir ve yeni gelen oba çerağlar uyararak bezler bağlayarak  yatırı sahiplenir. Eğer oraya başka bir oba gelmeyecek olursa yatır bakımsızlıktan yok olur.

Yatırların yanındaki ağaçlar kesilmez. Eğer kesilirse zarar görüleceğine inanılır. Yatırdan taş alıp götürülmez. Yatıra her Perşembe akşamı nur indiğine inanılır. Bu nurun(ışığın) gecenin hangi vaktinde indiği bilinmez. Çevredeki yatırların birbirlerini ışık halinde ziyaret ettiğine inanılır ve bunu görenler çoktur. Bir yatıra nur indiğini görmek için bazı canlar gece uyumaz ve yatırın yanında yatırı bekler. Bu beklemeye Kadir Bekleme denir. Kadir bilindiği gibi Arapçada ışık ölçü birimidir. Yıldızların parlaklıkları da kadir cinsinden belirtilir. Örneğin Güneş 3.kadirden bir yıldızdır. Birinci kadirden olsa dünyada yaşam olmazdı. Bu şekilde kadir bekleyip nur indiğini gören pek çok insan vardır. Bu nur gönlü temiz insanlara görünür. Kin, kibir, haset ve şehvet içindeki insanlara görünmez. Bundan dolayı nur görmek isteyen kişiler önce kendilerini temizlemeye çalışırlar. Manevi yönden temizlendikten sonra kadir beklemeye başlarlar. Obada eğer bir ölüm olayı olursa, ölüyü yatırın yanına koyarlar ki ona yardımcı olsun. Bundan dolayı aşağı yukarı her alevi köyünün mezarlığında bir yatır vardır. Özellikle yerleşik hayata geçilince mezarlıklar köyün yatırının yanında oluşturulmuştur. Böylece Yer Su kültü ile Atalar kültü iç içe geçmiştir.

Yatırlar eski Bark geleneğinin şekil değişmiş şeklidir. Kültürümüzde “ Ev bark sahibi olmak” deyimi bunu ifade eder. Ev sahibi olmak bir mesken yapıp içine girmektir. Evlenmek bir erkeğin bir kadınla evlenip yuva kurması ve çocuk yetiştirmesi demektir. Ama bark sahibi olmak demek obanın veya köyün bir yatır sahibi olması demektir. O yatır orada yaşayanları görüp gözetir. Oranın sahibi mekanıdır. Oranın manevi gücüdür. O manevi güç o toprağın vatan olmasını sağlar. Zaten bir yere çadır kuran göçebe Türkmenler orayı kendilerine Yurt yaparlar. Yurt göçebe Türkmenlerin kurduğu çadıra verilen isimdir. Hala Kazdağı’nda çadır kurulan yerlere Yurt yeri denir. Bir pınarın adı da Yurt pınarıdır. Osmanlı’da ulusalcılık başlayınca yaşanılan toprağa göçebenin çadırı olan Yurt adı verilmiş ve üzerinde yaşayan insanlara da Yurttaş denilmiştir. Sahip olunan evi Bark gözetir. Bark sahibi olmayan yaşadığı yerde barınamaz. Bu gelenek hala Anadolu’da sürmektedir. Barklar veya yatırlar nur inmesi veya rüya ile uyarılan mekanlar olduğundan mezar değildir. İçinde ölü yoktur. Kemiksizdir. Uyarılma şeklinde bazen istisnalar olur. Sahibi mekan bir kişinin rüyasına girer ve uyarılmayı ister. O kişi eğer o yatırı uyarmazsa başına bir felaket gelir ve zarar görür. Bunun örnekleri pek çoktur. Yatır ziyaretlerinde yatırlara çerağ yakılır ve taşı öpülerek niyez edilir. Başına bir parça yiyecek konur. Yatıra karşı saygısızlık yapılmaz. Yapılırsa zarar görülür.

Yatırlar veya eski adıyla Barklar gittiğimiz coğrafyaları bize yurt yapmıştır. Oradan güç alarak pek çok zorluğa dayanmışız. Yatırlar ile o coğrafyaya mührümüzü vurmuşuz. Bizden önce mevcut sahibi mekanları ise kendimize göre uyararak adını kendimize çevirmişiz.

Kentlerde yaşayan sünni tarikat liderleri kırda yaşayan alevi Türkmenlerin bu geleneğini yok etmek için pek çok mücadele etmişler fakat başarılı olmamışlardır. Bu yatır geleneğinin güçlü olduğunu görünce bunu alıp kullanmışlardır. Kendi mezarlarının yatır olarak kutsanmasını istemişlerdir. Kentlerde kendileri ölünce onların mezarları da  yatırlar gibi kutsanmış ve onların mezarlarına mumlar yakılarak adaklar konulmuştur. Böylece kentlerde kemikli yatır denilen yerler ortaya çıkmıştır. Zaman içinde bu yatır anlayışı yerleşmiş ve kırlardaki yatırlar da kemikli yatır sanılmaya başlanmıştır. Bazı kendini bilmez defineciler kırlardaki yatırları kazıp kemik çıkmayınca buraların boş olduğunu ve buraların boşuna ziyaret edildiğini ileri sürmüşlerdir. Bu şekilde Bark(Yatır) geleneği baltalanmaya çalışılmıştır.

Türk kültürü içinde eski inançlar şekil değiştirmiş şekilde hala yaşatılmaktadır. Bu gelenekler alevi Türkmenler arasında hala çok canlı olarak yaşamaktadır. Bunlardan biriside eski Bark geleneği olup yaşanılan yerin koruyucu ruhu demektir. Bu gelenek İslamiyet içinde Yatıra dönüşmüştür. Yatırlar rüya ile uyarılan ve belli zamanlarda gökten ışığın indiği kutsal yerlerdir. Bu ışık inmesine Nur inme denir. Herkese görünmez. Ama pek çok gören vardır. Ev bark sahibi olmak demek ev sahibi olduktan sonra yatır sahibi olmak anlamındadır. Yatır orada yaşayanları görüp gözeten manevi güçtür. Evliya muradını versin denir ki yatır görsün gözetsin demektir. Kentlerde tarikat şeyhleri ise bu yatır kültünü yok edemeyince kendi mezarlarını yatırlaştırarak  kutsallaştırmışlardır. Böylece kentlerde kemikli mezar yatırlar ortaya çıkmıştır. Zaman içinde kemikli yatırlar öne çıkmış ve asıl olan kemiksiz yatırlar ise boş diye hafife alınmıştır.

Oysa yatırlar yani barklar kemiksizdir. Mezarlar ise kemiklidir. Kemiksiz makamlar yatırdır. Oraya bezler bağlanır, çerağlar uyarılır. Oysa kemikli mezarlar yatır değil mezardır. O mezar o kişinin çocukları için atalar kültüdür. Kemikli mezarlara çerağ uyarılmaz, bez bağlanmaz. Bazı ulu dergahlar vardır ve oralarda ulu önderlerin mezarları vardır. Hacı Bektaş Veli, Abdal Musa gibi. Buralarda çerağlar uyarılmaktadır. Bu çerağlar orada ulu önderler için değil oranın sahibi mekanı için uyarılır. Buralarda yatır ve mezar beraberdir. Yine aşağı yukarı her alevi köyün mezarlığında bir yatır bulunur. Bu yatırlar her hafta ziyaret edilir iken atalar da ziyaret edilir. Böylece Bark ile atalar kültü iç içe geçmiş vaziyette yaşatılmaktadır. Bu kültürün yok edilmemesi gerekir. Çünkü bu kültür bize Anadolu’yu vatan haline getirmiştir. Bizi toprağa bağlayan köklerdir. Bu köklerden koparsak kuru yaprak misali savruluruz.

Kaynakça:

Armağan A.M.-2006-Asya’dan Anadolu’ya Türklerin Ana Defteri, Bil Kar, İzmir

Armağan A.M.-2008-Hepimiz Biraz Şamanız, Bil Kar, İzmir

Kahyaoğlu S.-2011-Edremit Yöresinde Yatırlar ve Yatır İnancı, Uluslararası Kazdağları ve Edremit Sempozyumu, Edremit Belediyesi Kültür Yayınları No:6,Edremit

Kahyaoğlu S.-2012-Kazdağı’nda Ocak ve Yurt Yeri Kültürü, Kazdağları 3.Ulusal Sempozyumu Bildirileri, Dileksan Kağıtcılık Sanayi, Balıkesir

BENZER YAZILAR

EDİTÖR ÖNERİLERİ