16.7 C
İstanbul
Cuma, Ekim 23, 2020

Sinan KAHYAOĞLU | Dincilik ve Dindarlık Üzerine

Din insanlık tarihi kadar eskidir. Doğanın içinde çaresiz yaşayan insanlar baş edemediği durumlarda hep bir görünmez bir güçten yardım istemiştir. Paleolitik dönemlerde doğa olayları tanrı kabul edilmiş ve onlardan yardım istenmiştir. Felaketlerin her zaman olmadığını ve zaman zaman meydana geldiğini fark eden insanlar, felaketleri önceden önlemek için tanrıları memnun etme çareleri aramışlar ve kurban geleneği ortaya çıkmıştır. Neolitikte tarımın başlaması insanlık tarihinde farklı bir dönem açmıştır. Ekilen tarlaların başında beklemek zorunluluğu insanları yerleşime zorlamıştır. Böylece konut yapımı başlamış ve ilk köyler oluşmuştur. Bu ilk köylerde elde edilen tarımsal ürünlerin depolanması ve tüketilmesi sırasında araçlara ihtiyaç duyulmuş ve bu ihtiyaç durumunda çömlekçilik başlamıştır.

İhtiyaç icadın anasıdır derler eskiler. Bu kurala göre her ihtiyaç hasıl olduğunda yeni bir icat yapılmıştır. İnsan zihni ihtiyaca göre icat yapmıştır. Her icat yaşamı daha kolaylaştırmış ve bilgiyi daha karmaşıklaştırmıştır. Yerleşik hayata geçilince kurak giden yıllardaki ürün azlığı insanları zorlamıştır. Ayrıca elde edilen artı ürünlerin komşu kabileler tarafından saldırı ile talan edilmesi bu ürünleri koruma durumunu ortaya çıkarmıştır. Bu ise askerlik mesleğini doğurmuştur. Askerliğin ortaya çıkması devlet yönetimini oluşturmuş ve işbölümünü arttırmıştır. Böylece devlet ortaya çıkmıştır. Devletin ortaya çıkması ile paleolitik dönemdeki sihir ve doğa tanrıları daha sistemleşmiş ve devlet tapınakları oluşmuştur. Devlet tapınakları ile din adamları ortaya çıkmıştır.

Dinin devlet katında yerini alması ile dinsel törenler yapılmaya başlanmıştır. En büyük din adamı sorunu ortaya çıkmış ve bu sorun kralın en büyük din adamı olması ile çözülmüştür. Mısır’da firavun kendini halktan ayırmak için tanrıların soyundan olduğunu ileri sürmüştür. Bu dönemlerde her kent kendi tanrısını oluşturmuş ve onun adına bir tapınak yapmıştır. Böylece bir kent başka bir kente saldırırsa çarpışanların kentlerin orduları değil tanrıları olmaktadır. Kazanan aslında kazanan kentin tanrısıdır. Truva savaşları da aynen böyle olmuştur. Bu savaş aslında Akalar ile Truvalılar arasında değil tanrılar arasında bir savaştır.

Tarımın ve el sanatlarının gelişmesi ile ticaret başlamıştır. Ticaret ise parayı ortaya çıkarmış ve tüccarların para kazanmaları ile bu parayı nerede saklayacakları sorunu ortaya çıkmıştır. Tüccarlar kazandıkları parayı en emin gördükleri tapınaklarda tanrılara emanet etmişlerdir. Böylece tapınaklar banka işlevini görmeye başlamışlardır. Din adamları tapınaklarına bırakılan paraları kredi olarak başkalarına vermek suretiyle bankacılığa başlamışlardır.M.Ö.310 yılında Efes’teki Artemis tapınağı yanarak kül olmuştur. Suçlu olarak bir deli kişi seçilmiş ve cezalandırılmıştır. Tapınağın Büyük İskender’in doğduğu gece çıktığı kabul edilir. Aslında tapınağı boşaltan din adamlarının suçlarını örtmek için tapınağı yaktığı ileri sürülür. Paranın bulunması ile dinle para birbirlerine iyice yapışmışlardır. Bu ikiliyi birbirinden ayırmak mümkün değildir. Devletler ekonomik gaye ile fetihlere çıkmışlar ve aldıkları yerlerin tanrılarını yok ederken kendi tanrılarını fethettikleri yerlere dayatmışlardır. Fethedilen yerlerde kendi tanrıları için büyük görkemli tapınaklar yapmışlardır.

Roma İmparatorluğu fethettiği yerin tanrısının heykelini alıp kendi pantheonuna koymakta ve böylece benim dünyama dahil oldun demektedir. Roma pantheonun ise çatısı kubbe şeklindedir. Bu kubbe şekli gök kubbeyi temsil etmekte olup dünya egemenliğini simgelemektedir. Bu kubbe geleneği daha sonra Ayasofya’ya uygulanmış ve oradan cami mimarisine geçmiştir.

Mısır firavunu Aton yukarı Mısır ile aşağı Mısır’ı ele geçirince din birliğini sağlamak için tek tanrı fikrini ortaya çıkarmış ve aşağı Mısır tanrısı ile yukarı Mısır tanrısını birleştirerek Amon-Ra  şeklinde tek bir tanrı oluşturmuştur. Kendisini de bu tek tanrılı dinin baş din adamı yapmıştır. Musa bu dinden çıkıp Museviliği, İsa Musevilikten çıkıp Hıristiyanlığı, Muhammed  Musevilikten esinlenip İslamiyet’i oluşturmuştur. Her üç tek tanrılı dinde dua sonunda Amen, Amin, Amon denilmektedir.

DİNLER:

Din bir kutsal varlığa inanma ve ona güvenmedir. Dinler iki bölümden oluşurlar. Bunların birisi inanç bölümü diğeri ise ibadet bölümüdür. İnanç bölümünde dinin temel alındığı bir çekirdek bilgi bulunur. İnanan bu çekirdek bilgiyi sorgulamadan kabul eder. Bu sorgulamadan kabul etme olayına inanç adı verilir. İnanç dinin çekirdeğidir. İnsanlar genellikle doğdukları toplumlardaki inanç sistemlerine inanırlar ve onu doğru kabul ederler. İnançta görünen dünyada görünen olaylara karşı görünmeyen güçten yardım isteme esastır. O inanç ile geleceğin arzu edildiği gibi olacağına inanılır. Zaman zaman da bu şekilde olur.

İkinci bölüm ise ibadet ritüelleridir. Bu ibadet ritüellerini ise din adamları oluştururlar. İbadetler için tapınaklar inşa ederler. Tapınakları devlet adamları inşa eder din adamları yönetirler. Tapınaklarda din adamlarının gözetiminde inanılan dine ibadet edilir. Böylece tanrı ile insanlar arasına aracı olarak din adamları girerler. Artık insanlar bir sıkıntıya düştüklerinde doğrudan tanrıdan bir yardım talep edemez duruma gelirler. Sıkıntılarında din adamlarının yardımına başvururlar. Din adamları sıkıntısı olan insan için tanrıya aracılık eder. Din adamları insanları kontrol edebilmek için onların muntazam tapınaklara gelip ibadet etmelerini ister. Çünkü tapınaklara gelip ibadet eden insanlar din adamlarının kontrolünde yaşarlar. Din adamları onları istediği gibi yönlendirir ve onlardan yardım toplayabilir. Yine din adamları tapınaklara gelen kişileri istenilmeyen insanların veya toplumların üzerine kışkırtabilir. İbadetler çeşitlidir. Eski dönemlerde tapınaklarda kurban kesmek sureti ile ibadet yapılmakta imiş. Tek tanrılı dinlerde ibadetler tapınaklarda toplanılıp din adamı eşliğinde ilahiler söylemek veya tanrıya yalvarmak şeklinde yapılmaktadır.

İbadetlerin kalabalık olması o dine inanan insanların çok olduğu anlamına gelmemektedir. Çünkü ibadetler toplum içinde yaşayan kişinin durumunu muhafaza etmek için yapması gereken hareketlerdir. İbadet yapmazsa toplum tarafından dışlanabilir. Dolayısı ile tapınağa toplanan insanların kaç tanesinin gerçekten inandığı veya kaç tanesinin inanmadan oraya geldiğini kimse bilemez.

DİNCİ:

Toplumlarda bir meslek sahibine yaptığı meslek ile ilgili bir isim verilir. Örneğin ayakkabı satan kişiye ayakkabıcı, süpürge satan kişiye süpürgeci, elma satan kişiye elmacı v.d. denir. Bu tanıma göre geçimini din üzerinden sağlayan kişiye de Dinci denir. Din adamlarının hepsi dincidir. Çünkü geçimlerini din satarak sağlarlar. Ayrı bir iş yapmazlar. Ayrı iş yaparak geçimini sağlayan ve sadece insanlara faydalı olmak için din anlatan kişilerde olmuştur. Bunlar mutasavvıflardır. Bunları da din adamları hiç sevmemiştir. Dinciler sürekli din konuşurlar. Tanrının yardımcısı gibi söylevler çekerler. Onların inayeti olmazsa tanrıdan hiçbir şey elde edilemeyeceğini ifade ederler. Din bunlara göre dincilerin tekelindedir. Tanrı bunların kullandığı bir argümandır. Dincilerin gerçek hayatlarına bakıldığında yaptıkları hareketlerin inandıkları din ile alakasının olmadığı görülür. Onlar bu hareketlerini toplumdan sürekli saklarlar ve topluma sürekli din pompalarlar. Bu insanların iki hayatları vardır. Birisi topluma karşı , inandığı göründüğü dinin şeriat kurallarına sıkı sıkı uydukları hayattır. Bu insanlar dışarıda bu şekilde görülürler. Topluma da bu hayat tarzını dayatırlar. İkinci hayatları ise duvarlar adındadır. Burada din kuralları geçerli değildir. Burada yoğun bir dünyevi hayat hüküm sürer. Türkiye’de böyle bir dinci Mekke’de viagradan ölmüştü. Oysa Mekke’ye Müslümanlar ulvi bir duygu ile gitmektedirler. Orada dünya ile ilişki kesilir denilmektedir. Ama kapalı kapılar ardında dünya ile ilgi hiç kesilmemektedir. Dinciler aslında inançsız kimselerdir. İnanır gibi görünmekte ve insanları aldatmaktadırlar. Zora düşen insan ise maalesef zordan kurtulacağım diye bu dincilere inanmakta ve zaman içinde tanrıya inanma yerine dinciye inanmaya başlamaktadır. Dinciye inanan kimsenin artık tanrısı o dincidir. Onun dediği tanrının sözüdür. Peygamberde artık o dincidir. Bu durum ise dincilerin çok hoşuna gider. Çünkü istediği gibi sömürebileceği ve yönlendirebileceği kimseler bulmuştur. Bunlar bu güçlerini kullanarak gerekirse devlet yönetimini de ele geçirebilirler.

DİNDAR:

Dindar bir dine samimi inanan kimse demektir. Dindar dinin inanç bölümüne gerçekten inanır. Onu olduğu gibi kabul eder. Zorda kaldığında inandığı tanrıdan yardım ister. İnandığı tanrıdan sağladığı yardım ile tehlikelerden korunur, bereket elde eder. Dindarların bir kısmı tapınaklara gidip ibadet ederler iken bir kısmı tapınaklara gidip ibadet etmezler. Dünya ile ilişkileri yoğundur. Bunların inanıp inanmadıkları görüntüde belli olmaz. Onların inançları davranışlarında belli olur. Yalan söylemezler. Söylemleri ile davranışları birdir. Borçlarına sadıktırlar. Yemin etmezler. Çalışkandırlar. İnancını sık sık olur olmaz yerde dile getirmezler. Kimseyi inancı için aşağılamazlar. Hiç bir inancı ayıplamazlar. Herkesi eşit görürler.

İnandıkları tanrıyı sürekli içlerinde anarlar ama belli etmezler. Onlar dış görünüşleri ile dinsiz gibi görünür. İbadet için tapınaklara gittiklerinde dincilere bilmeden kalkan olurlar. Dinciler onların gölgesine sığınır ve hayatlarını sürdürmeye çalışırlar. Dindarlar dincilerin iki yüzlü hayatlarından haberdardırlar, ama ne yazık ki bunu dile getirmezler. Dile getirmeye çalışırlarsa dinciler tarafından iftiraya uğrarlar. Dinsizlikle suçlanırlar. Dincilerin bu yapısını bildiklerinden dolayı onlar kendi dünyaları içinde yaşamayı tercih ederler.

DİNDARLIK VE MESLEKLER:

Dinler ekonomi üzerine yürür. Dinlerin amacı da gerçekte ekonomiktir. Bunun için para ile tanrı birbirine yapışmıştır. İnsanlar ekonomik gelir elde ettiği sürece tanrıyı bir argüman olarak kullanırlar. Ama gerçek bir tehlike karşısında kaldıklarında gerçekten inanarak tanrıdan yardım isterler. İşte gerçek inanç oradadır. Bu saf naif yardım isteği dindarlıktır. Fakat bu tehlike geçip hayat tekrar normal hale gelince gene dinciliğe dönülür. Bazı meslekler vardır ki bu meslekleri yapan kişiler meslekleri icabı zorunlu olarak dindardırlar. Yani meslekler dindardır. Bu mesleği seçen kişilerde zorunlu olarak dindar olmak zorundadır. Bazı mesleklerde zorunlu olarak dincidir.

Dindar mesleklerin başında çiftçilik gelir. Çiftçiler tohumlarını toprağa attıktan sonra onların topraktan çıkıp büyümelerini beklerler. Bunun için sürekli tarlayı kontrol ederler. Tohumların büyümesi için yağmur yağması gerekir. Yağmur gecikirse çiftçiler tanrıdan yağmur beklerler. Bunun için duaya çıkarlar. Bazı yıllar ise aşırı yağmur yağar ve ürünler heba olur. Yine çiftçiler tanrıdan yağmuru kesmesi için yardım isterler. Ürün ambara girinceye kadar çiftçinin tanrı ile ilişkisi bitmez. Dünyada orta kuşakta yağışlar düzensiz olduğundan dolayı bu bölgedeki tarımla uğraşan insanlar sürekli dindar olmuşlardır. Çiftçilerin dindarlıkları dinciler için uygun bir alandır. Onlarda çiftçilerin sorunlarını çözeceğini ileri sürerek onları sömürürler.

İkinci dindar meslek ise denizcilerdir. Bir limandan yük sarıp başka bir limana götüren gemicilerde meslek icabı zorunlu olarak dindar olmak zorundadırlar. Çünkü mevsimlik fırtınalar gemileri zora sokarlar. Özellikle kışın zorunlu olarak sefere çıkan gemiciler sık sık fırtınaya rast gelirler. Bu fırtınalarda gemiciler hem hayatlarını hem de taşıdıkları malları kurtarmak için içten gelen bir duygu ile tanrıya yalvarırlar. Onların bu durumda inançları saf ve naiftir. Fırtına atlatıldıktan sonra karaya çıktıklarında inandıkları tanrıya şükür hediyesi götürürler. Bu adaklar o tanrının tapınağına götürülür. Buradaki dinci din adamları için bu durumlar bulunmaz nimettir. Foça’da denizden gelen gemicilerin şükran için uğradığı bir Anatanrıça tapınağı denizin kenarında bulunmaktadır. Ayvalık’taki Şeytan sofrası da denizden gelen gemiciler için şükür adağı sunduğu Posedion tapınağıdır. Posedion Hıristiyanlıkta şeytan ile özdeşleştirildiği için buraya şeytan sofrası denilmiştir.

Üçüncü dindar meslek ise havacılıktır. Uçağa binmiş ve havalanmış bir pilot hava boşlukları ile karşılaşabilir. Yine hava türbülansları uçağı zora sokabilir. Böyle durumlarda pilot veya yolcular gerçek bir duygu ile tanrıdan yardım isterler. Bunun için sürekli uçak kullanan veya hosteslik yapan kişilerde meslek icabı dindar  olmak zorundadırlar. Ateistliğin sınırı uçağın kanadı titreyinceye kadardır diye bir söz vardır. İnsan tehlike olmadığı dönemlerde istediği gibi ateist veya dinci olabilir, ama tehlike anında sığınacağı bir görünmez güç ihtiyacı hisseder. İşte bu görünmez güce sığınma ve ondan yardım isteme dindarlıktır.

Diğer bir dindar meslek ise askerliktir. Askerlik savaş için eğitilmedir. Savaş ise ölüm demektir. Askerler savaşa girdiklerinde canları tehlikedir. Canlarını kurtarması için en içten ulvi duygular ile tanrıya yalvarırlar. Dolayısı ile asker olan kişiler de meslek icabı zorunlu olarak dindardırlar. Savaştan sağ kurtulan kişi tanrıya içten duygularla şükür eder. Din adamının şükrü ile gazi bir askerin şükrü arasında dağlar kadar fark vardır.

Uzay araştırmaları, kara taşıtı kullanma, tehlikeli işler yapma gibi mesleklerde insanlar zorunlu olarak dindarlaşırlar. Tehlikeler geçince dindarlıkta çoğu zaman sona erer. Ama yukarıdaki meslekler insanların yapması gereken zorunlu işler olduğundan dolayı bu meslek sahipleri sürekli dindardırlar.

Bu meslek sahibi insanların bir özelliği daha vardır. Meslekleri icabı bunlar periyodik ibadet etmezler. Yani dincilerin tapınaklardaki ibadetlerine katılamazlar. Çiftçi tarlasının başında, gemici gemisinde denizlerde, pilot uçağı ile göklerde meşguldürler. Din adamları ise bunların bu durumuna bakarak bunları dinsizlikle suçlayabilir. Çünkü bunlar din adamlarının kontrolüne zorunlu olarak giremezler.

SONUÇ:

Din, insanların görünene karşı görünmeyen güçten yardım isteme ve ona sığınmasıdır. Bu bir duygudur. Ölçülemez. Fakat devletler belli dinleri tekellerine alarak din adamı yetiştirip insanları kontrol ederler. Din adamlarının ne malları ne de canları tehlikededir. Onlar toplumdan istediği ihtiyaçlarını kolayca temin ederler. Topluma din anlatırlar. Toplumla tanrı arasında aracılık yaparlar. Bunun için periyodik ibadet ritüelleri düzenlerler ve bu ritüelleri yönetirler. Hayatlarını böyle kazanırlar. Oysa bazı meslekler hem mal için hem can için insanlara tehlikeler sunarlar. insanlar malları veya canları için bu meslekleri yaparlarken dindar olmak zorundadırlar. Bunlar tehlike geçip rahatlasalar da hemen ardından yeniden o tehlike ile karşılaşacaklarını bildiklerinden sürekli dindar şekilde yaşarlar. Mesleklerini yaparlarken ise inandıkları dinlerin periyodik ibadet ritüellerini yerine getiremezler. Bu durum onların dinsizlikle suçlanmasına neden olmaktadır. Oysa gerçek öyle değildir. İnanç insanın içindedir. Kimse onu bilemez. İnanç ölçer diye bir alette yoktur ki kimin ne kadar inandığını belirlesin. Oysa dinler dincilerin sultası altındadır. İnsanları inançlı veya inançsız diye ikiye bölerler. Kendi dediklerini yapanları inançlı yapmayanları inançsız dinsiz kabul eder ve topluma öyle lanse ederler. Oysa bu durum yanlıştır.

Ateist olduğunu ileri süren ve sürekli din ve inanç ile dalga geçenler insanlarda aynen dinciler gibidir. Onların da iki yönü vardır. Normal hayatta sürekli dinleri suçlarlar ve onları eleştirirler. Oysa ıssız bir yolda arabaları bozulduğunda tanrıyı hatırlarlar. Hele karla kaplı bir dağda mahsur kaldıklarında içlerinden gelen içtenlikle tanrıdan yardım isterler. Tehlike geçip kurtulunca yine toplum içinde tanrıya karşı sivri dillerini konuşturmaya başlarlar.

İnsan karanlık bir kutudur. Zorda kalmayınca doğruyu söyleyemez. Dolayası ile zorda kalmayınca tanrıyı hatırlamaz. Tehlike karşısında tanrıya sığınırlar. Tehlike geçince tanrıyı ret ederler. Din adına konuşanlar ise dinci olup bunlar dini geçim kapısı yapmışlardır. Bunlar ibadet etmekte olup inancı ibadete bağlarlar. Oysa durum tam tersinedir. Bazı iki yüzlü kişiler ise dini kullanıp insanları din ile kandırırlar. Bunlar kendi çıkarları için tanrıyı kullanmaktadırlar. Bunlara dinci denir. Tanrı insanlığı dincilerden korusun.

Kaynakça:

Hançerliıoğlu o.-1989-Felsefe Sözlüğü,Remzi Kitabevi,İst.

İbni Haldun-1986-Mukaddime,Milli Eğitim Basımevi,ist.

Politzer G.-1977-Felsefenin Temel İlkeleri,Sosyal Yayınları,İst.

Kıngsley P.-2002-Antik Felsefe Gizem ve Büyü,Kabalcı Yayınevi,İst.

BENZER YAZILAR

EDİTÖR ÖNERİLERİ