16.7 C
İstanbul
Cuma, Ekim 23, 2020

Nuray Gök AKSAMAZ | Nobel Edebiyat Ödülü

Nobel ödüllerinin kimlere ya da hangi kurumlara ne gerekçeyle verildiği hakkında bilgiye erişim kolay olsa da ödüllerin verilişi bağlamında şimdiye dek sorulmuş kimi sorular, ödüllendirmelerin gerekçeleri gibi üzerinde tartışılmış konular yine gündeme geliyor. Ödüllerin veriliş nedenleri üzerinde ödülü veren kurumların, siyasetin, milliyet gözetmenin ve ödül verilen ülkelerin etkileri yıllardır tartışılmaktadır. 1901 yılından beri verilen Nobel ödülleriyle ilgili olarak daha önce sorulmamış yeni sorular da gelebilir, her zaman akla ve gündeme.

Nobel ödülünü alan kişilerin yaşamları, yapıtları, çalışmaları, insanlığa nasıl bir hizmet yaptıkları, bilim ve edebiyat alanında öncülükleri ve katkıları, ödül verilen kurumların işlevi bağlamında geniş bir araştırma alanı ortaya çıkıyor. Nobel ödülüne aday gösterilip alamayanların yanı sıra Sartre gibi ödülü reddedenler ya da ödülü almasına izin verilmeyenler de araştırmaya dahil edilebilir. Bu araştırmalarla geçen yüzyılın ve içinde bulunduğumuz dönemin siyasal ve tarihsel koşullarına bağlı olarak dünya edebiyatındaki eğilimlerin yanı sıra bilimsel gelişmeler hakkında da fikir sahibi olunabilir.

Nobel Ödüllerinin Yaratıcısı Alfred Nobel

 Nobel ödüllerinin yaratıcısı Alfred Nobel kimdir? 1833’te Stockholm’de dünyaya gelmiştir. Babası Immanuel Nobel, bir dönem St. Petersburg’da atölye kurup Çarlık Rusyası ordularının siparişiyle Kırım Savaşı sona erene dek sualtı mayını gibi silahların üretimini yapmış olan bir girişimci. Alfred Nobel ise babasının isteği doğrultusunda Paris’te kimya eğitimi görmüştür. Nitrogliserini bulan İtalyan Ascanio Sobrero ile tanışması onun geleceğini de bir biçimde etkilemiştir. Patlayıcılara ilgi duyan ve yoğun biçimde çalışan Alfred Nobel, dinamiti buluşuyla ünlenir. 1864 yılında çalışmalarını yürütürken meydana gelen bir patlamada kardeşi ile birlikte dört çalışanın da yaşamını yitirmiş olduğu anlatılır. 1866 yılında dinamitin patentini almıştır, pek çok buluşu vardır. Dinamitin inşaat alanlarında ve yol yapımında kullanılmasının yanı sıra savaşlarda da kullanılmaya başlanması kitlesel ölümlere yol açar. Alfred Nobel’in “ölüm taciri” olarak anılmak istememesi ve ölümünden sonra birikiminin insanlığa hizmet yolunda değerlendirebilmesi amacıyla vasiyeti, Nobel ödüllerinin günümüze dek verilmesini sağlamıştır. “Ölüm taciri” söyleminin de kardeşinin cesedini gören bir Fransız gazetecinin onu Alfred Nobel sanarak “ölüm taciri öldü” başlığıyla yazı yazmasından ortaya çıktığı dile getirilir.

Endüstriyel ve teknik alanda atılımlarıyla İngiltere, Almanya, Fransa, Norveç gibi pek çok ülkede fabrikalar kuran Alfred Nobel, aynı zamanda edebiyata ilgi duymuştur. Gençliğinde şiirler, mektuplar yazmıştır. Şiir, onun yaşamında hem bir esin kaynağı hem de düşüncelerini başka yöne çeviren bir alan olmuş. En önemli şiirlerini İngilizce yazmış. Alfred Nobel’in roman ve oyun taslakları var. 1896’daki ölümünden kısa bir süre önce yazılmış olan Nemesis (Nemesis Yunan mitolojisinde adalet sağlayıcısı intikam tanrıçasıdır) adlı bir tragedya kitabı da o ölürken basılmış. Nobel’in ölümünden sonra, üç kopya hariç, basılı kitabın tamamı ortadan kaldırılmış. Kitap, Regis Boyer’in çevirisiyle okuyucuya ilk kez 2008’de ulaştırıldı (Les Belles Lettres). Elde kalan ilk baskı ise 2003 yılında İsveç’te yayınlandı.

Büyük bir serveti olan Alfred Nobel vasiyetinde, mirasının büyük bir kısmı kullanılarak fizik, kimya, barış, edebiyat, fizyoloji ya da tıp alanlarında, önceki yıl ya da en yakın zamanda, insanlığa en yararlı çalışmayı yapmış ya da “belirli ideal bir yönde insanlığa en mükemmel yapıtı sunmuş” kişilere verilmek üzere bir Nobel ödülleri kurumunun oluşturulmasını istediğini belirtmiştir. Nobel’in yardımcısı olarak çalışan Betha Kinsky’nin daha sonra silahsızlanma mücadelesine katılmasının Nobel’i çok etkilediği ve barış ödülünü onun anısına vasiyetine eklediği sanılıyor.

Nobel ödüllerinin kaynağı Alfred Nobel’in vasiyeti üzerine kurulan vakıftır. 29 Haziran 1900’de, ödüllerin idaresi ve finansal yönetimi için Nobel’in mirasçıları tarafından Nobel Vakfı kurulmuştur. Bu vakfın görevi, vasiyette belirtilen alanlardaki ödüller için Nobel’in servetini yönetmektir. Nobel Ödülü her bilim dalı için ayrı bir kurul tarafından verilmektedir. Fizik, kimya, barış, edebiyat, fizyoloji ya da tıp ödülleri 1901’den beri verilmektedir. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yıllarında birçok ödül verilmemiştir. 1968’de İsveç Bankası Alfred Nobel’in anısına bir ekonomi ödülü vermeyi kararlaştırmış ve ekonomi ödülü ilk kez 1969’da verilmiştir. İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi fizik, kimya, ekonomi alanındaki ödülleri, İsveç’te Stockholm’deki Karolinska Enstitüsü’ndeki Nobel Kurulu fizyoloji veya tıp alanındaki ödülleri, İsveç Akademisi edebiyat alanındaki ve Norveç Parlamentosu tarafından atanan Nobel Komitesi ise barış alanındaki ödülleri vermektedir. Nobel ödülleri her yıl 7-14 Ekim tarihleri arasında duyurulmakta, Alfred Nobel’in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık günü sahiplerine verilmektedir. (Bu yıl ödül töreninin salgın nedeniyle iptal edildiği, Nobel ödüllerinin dijital ortamda verileceği de açıklanmıştır.)

Nobel Edebiyat Ödülü ve Dünya Edebiyatı

Bir soruyla başlayalım: Yalnızca Nobel Edebiyat Ödülü alan kitapları okumak bir okurun dünya edebiyatı hakkında bilgi sahibi olması için yeterli midir?

Bu soruyu değişik açılardan yaklaşarak yanıtlamak olanaklıdır. Lev Nikolayeviç Tolstoy’un 1902’den 1906’ya kadar her yıl Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterildiği halde kimi görüşleri nedeniyle ya da yazdıklarının idealist felsefeyi yansıtmaması, yazdıklarının yüksek idealizm ile karakterize olmaması nedeniyle Nobel Edebiyat Ödülü alamamış olduğu düşünülür. Yaşar Kemal de ilki 1973 olmak üzere pek çok kez bu ödüle aday gösterildiği halde bu ödülü ona vermemişlerdir. Bununla birlikte Nobel Edebiyat Ödülü alamamış olmaları bu yazarların yapıtlarını dünya edebiyatı dışında bırakmıyor. Ödülün verilmeye başlandığı ilk yıllarda yalnız Tolstoy değil, Henrik Ibsen, Mark Twain, Emile Zola, August Strindberg, Anton Çehov gibi yazarlar da birçok kere aday gösterilmelerine karşın İsveç Akademisi tarafından Nobel Edebiyat Ödülü alamamışlardır.  Yine sözgelimi Aragon, Nâzım Hikmet, Paul Éluard, Mayakovski gibi şairlerin de Virgina Woolf, Jorge Luis Borges gibi yazarların da Nobel Ödülü yoktur! Öte yandan yapıtları öncelikle başka dillere çevrilmiş olan, Fransa, İsveç, Norveç gibi pek çok ülkede de okurları olan Yaşar Kemal, Türkiye’den aldığı birçok ödülün yanı sıra yurt dışında da çeşitli ödüller, nişanlar ve payeler almıştır. Yaşar Kemal’e Nobel Edebiyat Ödülü verilmemesinin önemli bir nedeni olmalıdır. Bu konuda yorumlar var, kuşkusuz… Verdiğim örnekler, dünya edebiyatını tanımak için yalnızca Nobel ödülleri alanları okumanın yeterli olmadığını gösterir. Yine bu örnekler, Nobel ödüllerinin verilişinde yapıtların edebi değerlerinin ve yazıldıkları dilde okurlar üzerindeki derin etkisinin ödül veren kurum tarafından yeterli görülmediğine kanıttır. Ödüller genellikle yapıtlara değil, yazara ya da şaire verilmektedir. Ancak, yalnızca bir yapıtı için ödüllendirilen yazarlar da vardır.  Sözgelimi, Carl Spitteler (İsviçre) 1919’da “Özellikle destansı nitelik taşıyan romanı Olympian Spring nedeniyle” ödüllendirilmiştir. Yine 1920’de Knut Hamsun (Norveç), Markens Grode (Dünya NimetiToprağın Bereketi veya Toprak Yeşerince) adlı muazzam çalışması nedeniyle”, 1924’te Wladslaw Reymont (Polonya) “Büyük milli destanı, “Chłopi” (Köylüler) nedeniyle”, 1929’da Thomas Mann (Almanya)  “Başlıca, çağdaş edebi çalışmaların klasiklerinden biri olarak tanınan, fevkalade romanı Buddenbrooks” nedeniyle, 1954’te Ernest Hemingway (ABD) “En son The Old Man and the Sea adlı eseri ile gösterdiği anlatı sanatındaki ustalığı; ve çağdaş stil üzerindeki etkisi için”, Mihail Solohov (Sovyetler Birliği) “Rus halkının hayatında tarihi bir dönemi anlattığı Tales of the Don adlı eserindeki, sanatsal gücü ve bütünlüğü için” ödüllendirilmiştir. Ödüller kimileyin yazara da verilmemektedir! Sözgelimi, “Tarihi ve biyografik açıklamalarının ustalığı kadar, yüce insani değerleri savunurken parlak hatipliği için” 1953’te Nobel Edebiyat Ödülü Winston Churchill’e verilmiştir. Seçimlerinin nedeninin politik olmadığı İsveç Akademisi üyeleri tarafından vurgulansa da bu durum tartışma ve soru işareti yaratmıştır. 2016 yılında, “Amerikan müzik geleneğinde yeni bir şiirsel ifade yarattığı için” Nobel Edebiyat Ödülü’nün müzisyen Bob Dylon’a verilmesi de tartışma yaratmıştır. 2017 yılında Rus basınına konuşan Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, “… Bence bu ödül edebiyat dünyasında daha ünlü isimlere verilmeli. Ben bunu çok isterdim. Bu ödülü hak eden birçok muhteşem Amerikan yazarlar var. Dylan ünlü bir insan, şarkı ve şiir yazıyor. Fakat Dylan edebiyat yetenekleriyle ünlü bir isim değil. Bence ödülün açıklandığı gün birçok yazar kırıldı… Ben bu kararı eleştiriyorum,” demiştir. Daha önce Nobel Ödülü almayı başarmış olması ve Nobel ödüllerinin verilişiyle ilgili sistemin nasıl çalıştığını iyi bilişi nedeniyle Orhan Pamuk’un bu konuda sunduğu görüşler kendi çapında önemlidir, kuşkusuz. Ancak, ödülün o yıl ille de Amerikan bir yazar ya da şaire verilmesi şartmış gibi bir kanı uyanıyor, insanda. Orhan Pamuk, edebiyat yetenekleriyle ünlü, ülkesinde tanınmış bir yazar olmanın ve çevirilerle uluslararası alana taşınarak kimi ödüller almış olmanın da bu ödülü almaya yetmeyeceğini zaten biliyordur!

Nobel ödülü alacak olan bir yazarın seçilmesinde belirli olan ölçütlerin dışında, değerlendirmelerde dikkate alınan farklı ölçütler olarak yazarın siyasi görüşleri, kültürel konulara yaklaşma biçimi, yapıtların hangi dilde yazıldığı, dili kullanış biçimi ve seçkinliği akla gelmektedir. Aday gösterilen yazar eğer İngilizce, Fransızca, Almanca, İsveççe gibi dillerden birinde yazmıyorsa Akademi üyeleri için çevirilerin niteliği, yapıtların çeviriyle değer kazanmış olması da çok önemli kuşkusuz. Bilindiği gibi edebiyat yapıtları çok şey yitirebiliyor, çevirilerde. Çeviri sorunu, dünya edebiyatının temel sorunu olarak görünüyor, bu durumda.

Ve sorular sordukça öğreniliyor ki ödülün verildiği ülke ile ödülü alan yazar arasındaki ilişkiler de önemli. Bu ilişkilerin sorunlu olması ya da öyle görünmesi de değerlendirmelerde olumlu rol oynayabiliyor, kimileyin. Kendi ülkesinde tartışmalı kişilerin bu ödülü alma oranının yüksek oluşu dikkati çekmektedir. Nobel Edebiyat Ödülü, genellikle yapıtlara değil yazarlara verilse de yazarların öne çıkan, çok okunan kitaplarının ve verilen demeçlerin ödülün verilmesi bağlamında etkili olduğu söylenebilir. Her zaman durum aynı olmayabilir de… Nobel Kurulu üyeleri değiştikçe daha önce tartışılmış ve eleştirilmiş kimi tutumlar da değişebilir. Peki Nobel ödüllerinin verilmesinin amacı olan insanlığa yararlı çalışmalar nasıl değerlendirilmektedir? Özellikle edebiyat alanında nasıl ölçülür bir şair ya da yazarın, insanlığa yararı? “Belirli ideal bir yönde insanlığa en mükemmel yapıtı sunmuş” olmakla ölçülüyormuş, ancak “ideal yön” nedir? Yazarın yönü mü, yapıtın yönü mü kastediliyor? Yazarın yönü kastediliyorsa ödül alan bütün yazarların hangi ideal yönde olduklarını araştırıp en az bir kesişme alanı belirlemek gerekir, anlayabilmek için.

Nobel edebiyat ödülleri alanında tartışmalar genellikle olmaktadır. Anımsanacağı gibi, 2018 yılında Nobel Ödülleri’ni dağıtan Akademi, cinsel taciz iddialarıyla sarsılmış ve Akademi Başkanı ile kimi üyelerin istifası üzerine ödül verilememişti. 2018 Nobel Edebiyat Ödülü Polonyalı yazar Olga Tokarczuk’a 2019 yılında verildi. 2019 yılı Nobel Edebiyat Ödülü’nün ise Avusturyalı yazar Peter Handke’ye verilmesi epeyce tartışma yaratmış ve kınanmıştı. Mutsuzluğa Doyum, Solak Kadın ve Kaspar adlı kitaplarının dünyada çok satanlar listelerinde yer alışına karşın, 1990’lı yıllarda Yugoslavya İç Savaşı sırasında ağır savaş suçlarından sorumlu tutulan Slobodan Miloseviç’e destek verdiği iddiasıyla Handke’ye tepki gösterilmişti.

2020 Yılı Nobel Edebiyat Ödülü ABD’li Bir Şair Louise Glück’e Verildi

1943 yılında New York City’de doğan şair Louise Glück, Columbia Üniversitesi’nde dersler almıştır. Çeşitli kurumlarda şiir öğretmeni olarak çalışmıştır. Şu anda Yale Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak bulunuyor. İlk kitabı Firstborn’u (İlk Doğan) 1968 yılında yayımlayan Glück, Amerikan edebiyatının en önemli şairlerinden biri olarak kabul ediliyor. Glück’ün pek çok şiir kitabının yanı sıra bir denemeler seçkisi Proofs and Theories: Essays on Poetry (1994) var. Pulitzer Şiir Ödülü gibi ödülleri de var… İsveç Akademisi’nden yapılan açıklamada, Glück’ün yapıtlarında, çocukluğunu, aile yaşamını, ebeveynlerle ve kardeşlerle ilişkilerini ele aldığı, bunların yapıtlarının odağını oluşturduğu ifade edildi. Glück, yapıtlarında travmanın, arzunun ve doğanın insan ruhunu aydınlatıcı yönlerine odaklanıyor.

Peki, onun şiirini Türkiye’de yeterince tanıyor muyuz? Glück’ün seçme şiirlerinin Güven Turan çevirisiyle Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanmış olması yeterli mi? Günümüzde Glück’ün kimi şiirlerine internet siteleri üzerinden erişilebiliyor. Doğrudan İngilizce de okunabilir, kimi şiirleri. Glück’ün dünyada daha çok çevrileceği ve okunacağı kesin. Glück’ün denemelerini de okumak gerekir kuşkusuz. Edebiyat eleştirmenleri, onun şiir kişiliklerini yapılandırmaktaki başarısına, öz yaşam öyküsü ve mitler arasında kurduğu bağlantıya dikkat çekiyor. Peki mitler, hangi mitler? Yunan mitleri. Homeros’un Odysseia destanıyla bağlantı kuran Penelope’s Şarkısı (Penelope’s Song) adlı şiir örneklenebilir. (Penelope, bilindiği gibi Homeros’un Odysseia destanında Odysseus’un eşidir. Odysseus’un yokluğunda saraya yerleşen erkekler arasından eş seçmesini ertelemek için gündüz ördüğü örgüyü gece sökmesi ile tanınır ve sadakat imgesi olarak bilinir.) Glück’ün bireysel varoluşu mitlerle bağlantılı olarak evrensel kıldığına dikkat çekiliyor. Ve geriye mitler mi kalır, insanlıktan? Öyle bile olacak olsa batının mitleri değildir yalnızca, geriye kalacak olan. Glück’e verilen ödülün gerekçesi de şöyle ifade edilmiş: Yalın güzelliği ile bireysel varoluşu evrensel kılan kusursuz şiirsel sesi için. Evet, ödül gerekçelendirmelerinde sonunda “yalın güzellik” de yer almış. Geçen yüzyılın ödül gerekçelendirmelerinde yer alan “ihtişamlı”, “görkemli”, “göz alıcı” gibi nitelemelerden sonra…Önceki yıllarda görkemli epik yazıların insanlığa büyük yarar sağlayacağı düşünülüyordu, sözgelimi 1991’de Nadina Gordimer (Güney Afrika), böyle bir gerekçeyle ödüllendirilmişti, Demek ki 2020’de yalın güzelliğin insanlığa büyük yarar sağlayacağı düşünülmüş. Yine de Nobel Edebiyat Ödülü’nün 2020 yılında Alfred Nobel’in vasiyetinin doğrultusunda verilmiş olduğunun iletisi de var gibi algılıyorum, gerekçelendirmede yer alan “kusursuz şiirsel ses” nitelemesi nedeniyle. Ödül Kurulu Başkanı Anders Olsson, Louise Glück için “…kolayca iman edilen kuralları kabullenmeye direnmesiyle Emily Dickinson’ı hatırlatan bir şair,” demiş.   Emily Elizabeth Dickinson ise ABD’de tüm zamanların en iyi şairlerinden sayılmaktadır. “Zannettikleri dünyada yaşamadıkları gerçeğini hazmedemeyecek kadar güçsüz olanlar susarlar,” der, Emily Elizabeth Dickinson (Anlatmaktan Vazgeçenler Susarlar).

Peki, başka hangi ABD doğumlu şairleri biliyoruz? Thomas Stearns Eliot var, 1948 Nobel ödüllü olan, şiire öncü ve seçkin katkıları için ödüllendirilen. Edgar Alan Poe, Sylvia Plath, Charles Bukowski, Walt Whitman, Robert Lee Frost, Irwin Allen Ginsberg, Ezra Paund, John Lawrence Ashbery, Edward Estlin Cummings, Langston Hughes, Anne Sexton ve Afroamerikan Maya Angelou ise Nobel ödüllü olmasalar da edebiyat dünyasında Amerikalı şairler olarak tanınmış ve hayatta olmayan adlardan.

Glück, 1993 yılında Nobel ödülü alan ABD’li yazar Toni Morrison’dan sonra ödülü alan ilk ABD’li edebiyatçı oldu.  Müzisyen Bob Dylon’un bir şair olarak ödüllendirildiğini düşünürsek son beş yıl içinde ödüllendirilen ikinci ABD’li şair oluyor, denilebilir mi? Peki, Nobel Edebiyat Ödülü, en son hangi yıl edebiyat dünyasından bir şaire verilmişti? 2011 yılında İsveçli şair, Tomas Tranströmer‘e verilmişti.

Nobel Edebiyat Ödülü verilen kadın edebiyatçılar kimlerdir? İsveç’ten yazar Selma Lagerlöf  (1909), İtalyan yazar Grazia Deledda (1926), Norveçli yazar Sigrid Undset (1928), Amerikalı yazar Pearl S. Buck (1931), Şilili Gabriela Mistral (1945), Alman asıllı İsveçli yazar Nelly Sachs (1966), Güney Afrika asıllı edebiyatçı Nadine Gordimer (1991), ABD’li yazar Toni Morrison (1993), Polonyalı şair Wislawa Szymborska (1996), Avustralyalı yazar Elfriede Jelinek  (2004), İngiliz yazar Doris Lessing (2007), Alman yazar Herta Müller (2009), Kanadalı yazar Alice Munro (2013), Rus gazeteci, yazar Svetlana Aleksiyeviç (2015), Polonyalı yazar Olga Tokarczuk (2018) ve ABD’li şair Louise Glück (2020).

Demek oluyor ki Louise Glück, bu ödülü alabilen on altıncı kadın edebiyatçı ve üçüncü kadın şair! Bir kadın şairin daha Nobel ödülü alabilmesi, belki çok kişiyi sevindirmiş ve umutlandırmıştır.

ABD, Louise Glück’e verilen bu ödülle on birinci kez Nobel Edebiyat Ödülü almış olurken Fransa bu ödülü on beş kez almıştır. Fransa edebiyat alanında en çok ödül kazanan ülke. ABD ise edebiyat alanı dışında bütün Nobel ödüllerinde birinci sırada yer alıyor. Demek ki edebiyat alanındaki açığı kapamada da bir adım atılmış oluyor. Şimdiye dek Nobel’i en çok kazanan ülkeler ABD, İngiltere, Almanya, Fransa ve İsveç olmuş. Adayların milliyeti önemli mi, peki? Alfred Nobel’in vasiyetine göre, değerlendirme esnasında adayların milliyetleri göz önünde bulundurulmamalı, belirleyici öğe olmamalıdır. Ancak, Nobel Barış Ödülü 1960 yılı haricinde 1974’e kadar neredeyse tamamen Avrupalılara ve Amerikalılara verilmiştir. Nobel Edebiyat Ödülü için de durum pek farklı değildir.1913’te Hint yazar Tagore’un “Gora” adlı romanıyla, 1966’da Shmuel Yosef Agnon’un Nelly Sachs’la birlikte,1968’de Japon yazar Yasunari Kawabata’nın, 1970’de Rus yazar Alexandr Soljenitsin’in ve 1982’de Kolombiyalı  Gabriel Garcia Marquez’in Nobel Edebiyat Ödülü alması gibi ilginç durumların dışında, 1986’da Nijeryalı  Wole Soyinka, 1988’de Mısırlı Necip Mahfuz, 1991’de Güney Afrikalı Nadina Gordimer, 1992’de Saint Lucialı Derek Walcott, 1994’te Japon yazar Kenzabure Oe, 2003’te Güney Afrikalı yazar John Maxwell Coetzee, ve 2012’de Çinli yazar Mo Yan Nobel edebiyat ödüllerini alabildikleri için okur olarak kendilerini bilebildik, yapıtları dilimize ve başka dillere çevrilmiş oldu. Kuşkusuz Orhan Pamuk’u ödül almasaydı da biliyorduk ve bilecektik.

Nobel ödül listesini taradıkça insan anlıyor ki Orhan Pamuk, hedefine yönelik olarak büyük bir başarıya imza atmış. 2006’da Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Orhan Pamuk, şimdiye dek Türkiye’den bu ödülü alabilen tek yazar oldu. Peki, ödül ona hangi gerekçeyle verilmişti? Ödül Gerekçesi: “Orhan Pamuk’un, yaşadığı kentin melankolik ruhunu arayışında, kültürlerin çatışması ve birleşmesinde yeni semboller bulması.” Eleştirmenler, Orhan Pamuk’u modern romancılığın usta adlarından biri olarak değerlendirirken, eserlerinde politik motiflerin ağırlık taşıdığına işaret ettiler. İsveç Akademisi üyelerinden Peter Englundn, Orhan Pamuk’un edebiyatta en zor olanı başarıp tarih ve politikayı eserlerinde kaynaştırdığını söylemiştir. Orhan Pamuk ise yalnızca Kar adlı romanı için “siyasi bir roman” nitelemesi yapmaktadır. Pamuk, 2002 senesinde yayımlanan Kar için “İlk ve son siyasi romanım” demiştir. Pamuk’un Kar romanı, New York Times Book Review tarafından “2004 yılının en iyi on kitabından biri” seçildi. Nobel ödülü Orhan Pamuk’a (yazara) verilse de özellikle Kar, bu ödülün verilmesinde etkili olmuştur, denilebilir.

Orhan Pamuk’un Nobel ödülü kazanmaya odaklanması; dünyada tanınması gerektiği düşüncesini benimsemesini ve romanları daha henüz Türkçe olarak geniş kitlelerce anlamlandırılarak okunmamışken başka dillere çevrilme fırsatını yaratabilmesini, ayrıca, kimi düşüncelerini uluslararası alanda seslendirme gereksinimini duymasını ve belki diğer romanlarından farklı bir çalışma olarak Kar romanını edebiyat alanına getirmiştir, diye düşünüyorum! Kitaplarının İngilizcenin yanı sıra birçok dünya diline çevriliyor olması da olumlu rol oynamış olmalı, ödüllendirilmesinde. Şubat 2005 tarihinde Das Magazin adlı haftalık İsviçre dergisine verdiği bir röportaj gibi kimi demeçleri ise kendi ülkesinde üzerine tepki çekse de dış basında ilgi uyandırmasını sağlamıştır.

İlginçtir ki Orhan Pamuk, 2011 yılında Hindistan’da yaptığı bir konuşmada İngilizce kaleme alınmamış edebiyat ürünlerinin genellikle yok sayıldığını, dikkate alınmadığını söylemiştir. Alfred Nobel’in şiirlerini çoğunlukla kendi anadilinde değil de İngilizce yazmış olduğunu öğrenince şaşırmıştım. Düşününce anladım ki insan batı kültürüyle yetişir, birkaç dil bilir, Lord Byron, Shelley gibi şairlerin hayranı olur ve günün birinde William Shakespeare gibi yazabilme ideali taşırsa o kadar şaşılacak bir şey yok bunda. Ancak bir şair ya da yazarın önceliği doğduğu ülkenin edebiyatı ve anadiliyse (bu dil, kendini ve içinde yaşadığı kültürü ifade edebildiği dil olarak da yorumlanabilir) benim şaşırmam doğal. Hele ki şiir, bir şairin anadilidir! Orhan Pamuk, kitaplarının İngilizce’ye çevrileceğini bildiği için İngilizce düşünerek Türkçe yazıyormuş, bu arada. Zor iş! Ya Türkçe düşünerek İngilizce yazsaydı?

Bir yazarın Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilebilmesi için hem ülkesinde tanınması hem de kitaplarının çevirileriyle ya da doğrudan İngilizce yazarak dünya edebiyatına dahil olması gerekli görünüyor. “Dünya edebiyatı” kavramı da sorgulanabilir, kuşkusuz. Sözgelimi David Damrosch, çevirinin önemine vurgu yaparak dünya edebiyatını, çeviriyle değer kazanan yapıtların dolaşımı olarak yorumluyor.

Dünyada Nobel Edebiyat Ödülünü Almayı Reddedenler de Olmuştur

İsveçli şair Erik Axel Karlfeldt 1918’de edebiyat dalında Nobel Ödülüne lâyık görüldü. Şair, ödülün kendisine verileceğini öğrenince seçici kurul üyelerini bu karardan vazgeçirmeyi başarmış. Neden? Kendisi de Nobel Edebiyat Ödülü’nün seçici kurulunda yer aldığı için!  Gerçekten de 1918 yılında ödül verilmemiştir. Ama yıllar sonra, 1931’de Erik Axel Karlfeldt, Nobel’in kendisine gıyabında “şiirselliği nedeniyle” verilmesine engel olamadı, çünkü artık hayatta değildi. Peki hayatta olmayanlara Nobel verilebiliyor mu? O dönemde verilebiliyormuş demek. Rus şair Boris Pasternak, “Hem çağdaş lirik şiir hem de büyük Rus epik geleneği alanlarındaki önemli başarıları için 1958’de kendisine verilen Nobel ödülünü reddetmiştir. Ancak, Pasternak’ın Sovyet hükümetinin baskısı sonucu ödülü geri çevirmek zorunda kaldığı dile getirilmektedir. Fransız yazar ve düşünür Jean-Paul Sartre ise 1964’te “Zengin fikirlerle ve gerçeği arayış ve özgürlük ruhu ile dolu, geniş kapsamlı etki gösteren yapıtları için” kendisine ödül verilmek istenirken, Nobel ödülünü almayı reddetmiş ve bu ödülü almayışına çeşitli gerekçeler ileri sürmüştür. Sartre, resmi ödülleri hep reddettiğini belirtmiştir. Ödüllendirilerek kendisinin onaylandığı iletisini ve yazarın kurumsallaşmasını kendisi onaylamamış görünmektedir!

Kuşkusuz bir yazarın ya da bilim insanının Nobel ödülünü reddetmesi öyle kolay değildir. ‘Daha önce ünlü olsanız da bu ödülü alınca tüm dünya sizin çalışmalarınızı bilecek, yapıtlarınız başka dillere çevrilerek daha çok okunacak! Zaten insanlığa yarar sağladığınız için bu ödül size verildi. Size verilen parayı da büyük olasılıkla insanlığa hizmeti sürdürmek için önemli işlerde kullanacaksınız. Gelecekte de geçim kaygısı yaşamadan kararlılık ve yaratıcılıkla yazmayı ya da bilimsel çalışmalarınızı sürdüreceksiniz.’ Alfred Nobel’in düşündüğü işte böyle bir şey olmalı, vasiyetini yaparken. Sözgelimi bu yıl Glück, 10 milyon İsveç kronu (yaklaşık 1 milyon 126 bin Amerikan doları) değerindeki ödüle de hak kazandı. Böyle yüksek miktardaki bir parayı reddetmek kolay olmasa gerek, hangi yaşta olunursa olunsun! Ancak, ödülün veriliş gerekçesiyle içinde bulunulan gerçeklik örtüşmüyorsa, ödülün bilinen veriliş amacının dışında başka bir amaçla verildiği düşünülüyorsa ya da kişi ödülü almakla kendini sınırlanmış hissedecekse ve ödülü almanın o günkü koşullarda adil ve onurlu bir durum olmadığını düşünüyorsa reddetmesi olanaklıdır.

Nobel Edebiyat Ödülü verilen kimi yazarların ödülü aldıktan sonraki süreçte almadan önce oldukları kadar verimli olamadıkları söylenebilir. Bu duruma ödül alanların ilerlemiş yaşları neden olmuş olabilir. Yazarların ödülle doyuma ulaşmaları da yaratıcılıklarını olumsuz etkileyebilir.  Ödüller, yazarların ya da şairlerin özgürlük alanını genişletir mi, daraltır mı? 1948 yılında Nobel Edebiyat Ödülü almış olan şair, oyun yazarı ve edebiyat eleştirmeni Thomas Stearns Eliot, “Nobel, cenaze biletidir. Onu aldıktan sonra kimsenin bir şey yaptığını görmedim,” demiş.  Bir şeyler yapanlar da var, kuşkusuz. Nasıl ve ne yönde şeyler denirse bu soruyu yanıtlamak kolay değil.

Nobel edebiyat ödüllerinin çeviri edebiyatını olumlu yönde etkilediği açıktır. Nobel ödülü alan yazarların yapıtları daha önce çevrilmeyen dillere de çevrilmektedir. Hoş, Avrupalı ve ABD’li yazarlar Nobel ödüllü almasalar da yapıtlarının çevirileri bize dünya edebiyatı olarak er geç erişir. Doğulu yazarlar söz konusu olunca, bir biçimde ünlenmedikçe ve yapıtları çevrilmedikçe kendi ülkesinde bile okunmasına sıra gelmiyor, bir türlü!

Edebiyat Alanında Nobel Ödüllerinin Veriliş Gerekçeleri

Edebiyat alanında Nobel ödüllerinin veriliş gerekçeleri incelendiğinde seçici kurulun edebiyattan beklentileri ya da yönelimlerinin yüz yılı aşkın süreçteki değişimi hakkında kısmen fikir edinilebiliyor. Gerekçelendirmelerde ilk yıllarda asil, ihtişamlı, idealist, seçkin, göz alıcı, şiirsel, betimleyici, hisli, güçlü, lirik ve olağanüstü anlatımlarından dem vuruluyor yazarların ve şairlerin. İkinci Dünya Savaşından sonra ise cesur, verimli, ilham veren, kapsamlı, öncü, seçkin, artistik, sanatsal, destansı, gerçekçi, lirik, dramatik, trajik, epik, psikolojik, yaratıcı, tutkulu anlatımlardan söz ediliyor. Seksenli yıllardan itibaren gerekçelendirmelerde uzlaşmaz akıl sesleri, geniş bakış açısı, evrensellik, zengin yaratıcılık, derin bilinç, şiirsel yoğunluk, akılcı gerçekçilik, görkemli epik anlatım, tarihi vizyon, etik derinlik, ironik duyarlılık, analitik zekâ, sanrısal gerçekçilik, duygusal coşku, duygusal güç denirken sonunda yalın güzellikle buluşuyoruz! İlk yıllarda gerekçelendirmelerde çok yinelenen yüksek idealizm, idealizm, idealist, ideal gibi sözcükler son yıllardaki gerekçelendirmelerde görünmüyor. Görünmüyor ama gözetilmeye devam ediliyor mu? Gerekçelendirmelerde genellikle şiirsel yoğunluğun, hayal gücünün, derin anlayışın, epik ve seçkin anlatımın, trajik olanın önemli yer tuttuğu görülüyor. Bununla birlikte son gerekçelendirmede mitlerle bağlantılı evrensel varoluş ve yalın güzellik yer alıyor.

“Belirli ideal bir yönde insanlığa en mükemmel yapıtı sunmuş olma” ölçütüne ya da Alfred Nobel’in kendisinin bir yazar olarak tasarladığı, gerçekleştirmek istediği ideale yakınlık aday yapıtlarda aranarak yapılan seçimler söz konusu olabilir.  Ölçütteki “ideal” sözcüğü ile ilgili de tartışmalar yapılmaktadır, sözcüğün “idealist” olarak yorumlanabildiği ve yazarın idealist olmasının da gözetildiği gibi yorumlar yapılmıştır. Ödül verilen yazarların Batının değerlerine uyumlu olmalarının ve yapıtlarındaki kültürel yansımaların değerlendirilmekte olduğu ve değerlendirmelerde yapıtın yazıldığı dilin ve yazarının yaşadığı ülkenin öncelikle dikkate alındığı anlaşılmaktadır.    

Nobel edebiyat ödüllerinin siyasi nedenlerle verildiği düşüncesi son yıllarda giderek yerleşmiş görünmekle birlikte her seçim için bu doğru olmayabilir. Yine de Nobel Kurulu’nun bu ödülleri dağıtırken dünyadaki siyasi konjonktürü dikkate alacağı, gelecekteki gelişmelerle ilgili bir kestirim yapacağı ve ödüllendirmeyi buna göre yapmayı sürdüreceği olasılık dahilindedir.

BENZER YAZILAR

EDİTÖR ÖNERİLERİ