16.7 C
İstanbul
Cuma, Ekim 23, 2020

Hatice KAVRAN | Kavramların Kardeşliği

Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî. TD özgürlük kavramının tanımıdır.Özgürlük, insanlık tarihi ile birlikte insan hayatında kendisine sarsılmaz yer edinmiş düşünsel bir hakikattir. Yaşama dair seçimlerle ilgi bir kavramdır. Özgürlüğün felsefik anlamı, yani içeriği; insanın, her türlü dış etkiden bağımsız olarak kendi istencine, kendi düşüncesine göre karar vermesi durumudur.

İnsanların dünyayı ve dünyada olup bitenleri anlamlandırmaları bakış açıları üzerinden gerçekleşir. Yaşamını nasıl yaşamak istediğine dair, kendisi için tasavvur ettiği yol haritasıdır. Platon’un da değindiği gibi özgürlük, yaşamın belirleyicisidir. İnsan, kaos ortamında doğsa bile seçimlerinin sorumluluğunu alabilecek yaşa geldiğinde neyi seçeceğine kendi karar verir. Özgürlüğü seçmiş biri için şartların ne olduğu önemli değildir. Her şartta özgürlük düşüncesi onun yaşamını şekillendirecektir. Saidi Kurdinin, “ekmeksiz yaşarım ama hürriyetsiz yaşayamam” sözü özgürlük düşüncesini benimsemiş insanlar için öneminin ve gerekliliğinin çok güzel bir ifadesidir.

Özgürlük iradedir. İrade ise insana sorumluluk yükler. Bu nedenle insanın kendi iradesi ile seçimleri sonucunda ortaya çıkan sonuç özgürlüktür. İster iyi ister kötü; ister doğru ister yanlış olsun insanın kendi seçimi ve iradesinin sonucudur.

Özgürlük, kavram olarak başka kavramlarla da ilişkilidir. En yakın ilişkide olduğu kavram kader kavramıdır. Hatta cüzi iradenin kendisidir. Kaderi bilmeden özgürlük ile olan bağını anlamak zor olacaktır.

Özgürlük ve kader tasavvuru: özgürlük ve kader, insanların kendilerince yorumlar getirdiği iki kavramdır. Kader genelde sorumluluktan kurtulmak için kullanılır. Özgürlükte, sınırsız bir hak olarak düşünülür. İkisinin de arkasına sığınacakları ve insanın eylemleri için birer kılıf olarak görüldürler. Oysa hem özgürlüğün hem de kaderin sınırları vardır.

Çağının önünde olduğunu ve modernleştiğini sanan ve çağı bir türlü yakalayamamış modernleşememiş zihinlerin özgürlük ve kader tasavvurları kargaşa ile örülmüş ağlardan oluşur. Bu zihin sahipleri sorgulamak yerine kaderin arkasına sığınılar ve özgürlük adı altında kendilerini sorumluluklarından muaf görürler.

Peki kuranda özgürlük var mıdır? varsa tanımını kuran nasıl yapmıştır? Genelde islamcıların karşı durdukları bir kavramdır. Buna dayanak aldıkları da ittiattir. Reddedilmesi ve kabul edilmesi gerekenin ne olduğu konusunda netleşemiyorlar. Red ile kabul arasında zihinlerine kim daha erken davranıp bir şeyler aktardıysa onun dışına çıkamıyorlar. Oysa kuran, özgürlüğü, insanların bilincine öylesine muhteşem bir şekilde ve öylesine muhteşem bir örnekle sunmuş ki bütün bu söylemleri reddetmek için İslamcıların bu aktarımlarından kurtulup kurana yönelmek gerekiyor. Hani İmran’ın karısı demişti ki:       “Rabbim! Karnımdaki çocuğu, (her tür iç ve dış ayartmalardan) özgür olarak sana adadım: Benden kabul buyur! Çünkü sen her şeyi işitensin, her şeyi bilensin. Alimran 35. Özgürlük ifadesini vahyi alan bir kadının üzerinden yine vahyi alacak olan bir kadın için kullanmaktadır. Özgürlük Allah’ı reddetmek değildir. Seni seçimlerinde özgür bırakan bir Allah’a iman etmektir.

Kaderi, Allah’a başka ilahları da ortak ederek yaratılış gayesi olan kulluk yolculuğunda bu ilahların emirlerini yaratanın emirlerinden üstün görmek için yaratanın ölçü ve nizamını istedikleri gibi yorumladılar ve hakikatmiş gibi pazarladılar. İyi de bir piyasa yakaladılar. Çünkü bütün söylemlerini yaratanın söylemiymiş gibi anlattılar. Siz ey iman edenler! Allah’a, Rasûl’e ve aranızdan alanlarında yetkin ve otorite sahibi olan kimselere itaat edin; bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah’a ve Rasûl’e götürün; tabi eğer Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız. Böyle yapmanız hem çok hayırlı, hem de sonuçları açısından çok daha güzeldir. Nisa 59 aynı ayeti kaderci zihniyettekilerin meallendirmelerine de bakmak gerek. Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.  Bu yoruma göre liyakat gerekmeden yöneticilerinizin sizden olmaları yeterlidir. Eğer iktidarı ele geçirmişlerse onlara da ittiat edin şeklinde yorumlamaları sonucunda Cinayetlerini bile Allah’ın dilemesi olarak sundular. Hz. Hüseyin’in Cinayetini kader diye anlattılar. Ve  bu kader o günden beri Müslümanların imanına dahil edilerek imanın şartı haline getirildi. Diğer inançlar için ise çok daha eskiye dayanmaktadır.

Kader, Bütün olayların önceden ve değişmeyecek biçimde düzenlendiğine inanılan ezeli takdir. Alın yazısı, Yazgı veya Mukadderat olarak da bilinir.

Kader, iki boyutlu bir kavramdır. Külli ve cüzi irade şeklindedir.  Külli irade, Allah’ın insanlar için taktir ettiğidir. Müdahale edilmesi söz konusu olmayan, ezelden taktir edilendir. İnsan anne ve babasını, ne zaman doğacağını ve cinsiyetini seçemez… Böylesi durumlar yaratanın insan için taktir ettiği külli irade (kader) nin kapsamındadır. Kader, kuranda ölçü, miktar olarak bildirilmiştir. ŞÜPHE yok ki Biz, her şeyi bir ÖLÇÜ ile yaratmışızdır. Kamer 49

Ne yeryüzünün ne de sizin başınıza, Biz onu varlık sahnesine çıkarmadan önce kayıt altına aldığımız bir YASA olmadıkça asla bir musibet gelmez;  şüphesiz bu Allah için pek kolaydır. Hadid 22

Cüzi irade ise, yaratanın, yaşama dair ezelden yarattığı ve insanın o yaratılan seçeneklerden kendi iradesi ile seçtiği eylemleridir. Külli iradenin dışında olan yaşamındaki her şeydir.  İster yaratılış amacına uygun isterse uygun olmayan seçeneği seçmesi insanın kendi özgür iradesine bağlıdır.

Çüzi irade, her insanın kendisine ait boş levhasını doldurması demektir. Ne yazacağına kendisi karar verir. Genelde kader için başa gelen, yazgı ve alın yazısı, gibi tabirlerin kullanılması alının bir levha olarak düşünülmesi; John  Locke’un aklı boş levhaya benzetmesi tesadüf değildir. Bütün bu tabirlerin yazmak, baş, hatta okumak sözünün ve seçimi içermesinin özgür irade ve kader ile ilgisi vardır.  İbni Haldun’un coğrafya kaderdir sözü belki kendi çağı için doğru olabilir, ama bu çağda özgürlük kaderdir.

BENZER YAZILAR

EDİTÖR ÖNERİLERİ