14.7 C
İstanbul
Cuma, Ekim 23, 2020

Hatice KAVRAN | Eril Zihniyetinin Kadın Anlayışı

Yeryüzündeki en eski ve eril zihniyetin bütün dünyadaki ortak ve  tek iktidarı  kadın üzerinde kurduğu hakimiyettir. Bütün eril zihniyet bu konuda hemfikirdir. Böylesine bir araya gelmelerini sağlayan tek düşünce kadın üzerinde hakimiyet kurmak fikridir. İdeolojisi, dini, milliyeti, coğrafyası farklı da olsa zihniyetleri aynı olanların iktidarıdır.

Eril zihniyetin kadına bakışını, neresinden tutarsan tut elinde kalır.  İster dincisi ister din dışı olanı olsun, söz konusu kadın olunca hepsi aynı noktada buluşmaktan çekinmez. Bu zihniyetin kadın bakışı inanç meselesi değil, ahlak ve zihniyet meselesidir. Sorun sadece bu ülkenin değil, orta doğunun da sorunu  değil küresel bir surundur. Her çağda farklı coğrafya parçaları sorunun şiddetini farklı yaşamıştır.

Eril hakimiyetin, ilk çağlardan bu güne kadar yaptığı, aralıksız ve değişmeyen tek eylemi kadın cinsinin hapishane duvarı olmak, gardiyanlığını yapmak ve dünyayı kadınlar için bir cezaevine çevirme eylemidir. Yeryüzündeki ilk iktidar kadınlar üzerinde hakimiyetle gerçekleşen iktidardır.

Erkek ve kadının birbirini tamamlayan eşit iki cins olduğu düşüncesi yaşamın paylaşılması anlamına da geleceğini bilen erilliğin, kadına dayatılan, ittiat ve bu zihniyetin istediği gibi yaşamayı kabul ederse, yaşamını sürdürebilir. Aksi taktirde kadın, laneti ve dolayısıyla ölümü hakketmiş demektir. Hatta  böyle bir düşünceyi kadın cinsine bile benimsetmeyi başarmışlar.  Bu durumu özellikle Yahudi ve Hıristiyan ilahiyatlarında Lilit ve Havva  örneklemeleri üzerinden görmek mümkündür. İttiat etmeyen Lilit lanetlenerek şeytanlaştırılmış, ittiatkar Havva ise Ademin eğlencesi olarak kadın cinsi şahsında sembolize edilmişler.

Eril zihniyetin, Uğruna öldürdüğü, uğruna öldüğü ve sonunda öldürdüğü tek varlıktır kadın. Kadının varlığını bir sorun olarak gören bu zihniyet sorunun ta kendisidir. Cinsiyet üzerinden kendisinde üstünlük hakkı gören ve kadının kendisi için yaratıldığını, kadına istediği gibi davranabileceğini sanan erillik, bugün hala bu düşünce ile  kadın için tecavüzü ve ölümü zihninde taşımaya devam etmektedir.

Bu zihniyetin kadın sorunu ne İslam, ne Hıristiyanlık ne de Yahudilikle başlamamıştır. Bu sorunu, her devrin ve inancın içine uygun formlar yerleştirerek insan türüne  mal etmeyi başarmışlar.   Tarih öncesi çağlardan,  Mitolojik çağların anlatımlarından başlayarak, orta çağdan günümüze aralıksız sürdürdüğü tek eylemidir. Savaşlara ara verilmiş, felaketlere ara verilmiş; çağlar değişmiş, dinler değişmiş dünya değişmiş ama kadına olan eril yaklaşım hiç değişmemiştir.

Bu anlayış, en eski ve Mitolojik çağlarda  kadına yönelmeye başlar ve acımasız bir şekilde hakimiyet kurmaya çalışır. Ne zaman ki kadın yerleşik hayatla medeniyeti inşa etmek ister, sahneye bu zihniyet çıkar ve önce tanrıçalardan kadını vurmak ister ki  Kadın, o günden bu güne bu eril zihniyetin hedefi halindedir. Mitoloji anlatımlarında onlarca tanrıçanın tecavüze uğradığı anlatılır. (Tanrıça Hera gibi) Bu çağlarla ilgili anlatımların tamamında önceleri en az erkek tanrılar kadar tanrıça adı geçmekte, ama hep erkek tanrıların yedeği ve cinsel arzularını tatmin etme aracı olarak anlatılmışlar. Ya kadını/ tanrıçayı şeytanlaştırarak, tanrıları birbirine düşüren ya da sürekli bir hinlik peşinde koşan, ortalığı karıştıran bir varlık olarak görmüşler. Tanrıçalarla tanrıların iktidar savaşları hep kadının kötü taraf olması üzerinden anlatılır. Diğer tarihi anlatılara bakıldığında feodal dönemlerde de kadın, köleliğin dışında alınıp satılan bir mal gibi algılanmaktadır. Erkekleri sadece işgücünden yararlanmak amacı ile köleleştiren eril zihniyet; kadınları hem iş gücü hem de arzularını tatmin etme aracı olarak sahip olunabilecek, alınıp satılan bir mal gibi görmüştür.  Güçlü olanın kadını zorla aldığı, kadına sadece cinsel birer obje olarak bakıldığı ve erkek neslinin devamı için gerekli olduğu düşüncesi hakimdir. misal kız çocuğunun olması için dua edildiğine, kurban kesilmez rastlanılmaz ve kız çocuğunun yaşatılması için çaba gösterilmez,  hatta ölümü ve yok olması için çaba gösterilir. Oysa erkek çocuk için her dönemin kutsal kabul edilen mabetlerinde adaklar adanır, kurbanlar kesilir ve dualar edilir. Hiçbir kaynakta, ne yazılı ne sözlü; kız çocuğu olmadığı için ikinci kez evlenen bir erkeğe rastlanılmaz, ama erkek çocuğu olmadığı için ikinci kez üçüncü kez evlenen erkek tarih var.       Hem de bütün toplumlarda bu böyledir. Feodalitenin hakim olduğu zamanlarda da kadınlar neden gösterilerek savaşlar bile çıkarılmıştır. Bütün kötülüklerin müsebbibi kadındır.   En ahlaksız olanı ise yaratanı ve dini inançlarını gerekçe göstererek bu zulmü meşrulaştırmaya çalışmalarıdır. Öyle ki kadını bile buna inandırmışlar.

İnsan neslini Adem ile başlatıp Havvayı da Ademin canı sıkılmasın diye, Ademin eğlencesi görerek; kadının sadece bir cinsel obje ve erkek neslinin devamını sağlayan unsur olduğu düşüncesini inanç kanalıyla kabul ettirmeye çalışmaları söz konusudur. Kadına daha ilk insanla birlikte biçilen rol erkeğin cinselliğini tatmin ve tecavüz nesnesi olarak düşünülmesidir. Anlatılan Havva, bütünü ile itiatkar ve istemese de Ademi eğlendirmek için yaratılmış ruhsuz, şuursuz bir kadın figürüdür. İrade sahibi olmayan biri olarak anlatılan aynı Havva şeytana uyup Ademi de baştan çıkarıp günaha sokan kadındır. Bu söylemle erkeği masum gösterme çabaları söz konusudur.  Erkeğin günah işlemesi iradesine değil de kadının aç gözlülüğü ve şeytansı olması ile ilişkilendiriliyor. Din kaynaklı olduğu düşünülen yazıtların veya anlatımların tamamında, bütün inançlar bir araya getirilse dahi bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar kadın ismi görürüz. Bu kadınlar da ya erkek bir peygamberin ya da bir kralın eşi, annesi, kızıdır ve erkekler üzerinden şahsiyet kazanmış olarak anlatılırlar. Bu demek değildir kadın yoktu ya da etkin değildi. Kadınlara iyiliği veya insanlığı yakıştıramayışlarından kadın yok sayılmıştır. Anlatılan kadın kötü, şeytansı ya da etkisiz gördükleri için anlatmaya değer görmemişler. Çünkü tarihi erkekler yazmış. Belki de dinlerinin böylesine tahrif edilmesi bile din sanılan bu söylemlerin kadına şahsiyet üzerinden değil de cinsiyet üzerinden bakılmasından kaynaklanıyor. Kadının, kendi cinsi ve şahsiyeti ile var olması bu eril zihniyetin hakimiyet alanının daralması anlamına geldiği için önce kadına ne olduğu konusunda din refere edilerek kadın, insanlığın dışına çıkarılmak istenmiştir.

İster din, ister bilim, isterse tarih, konu çok boyutlu bir prizma gibi; hangi boyuttan ele alınırsa alınsın bu konuda henüz sınıfı geçen bir boyut yoktur. Kadın mücadelesinin bu kadar çetin geçmesinin asıl sebebi kadının asırlardır kendisine yönelmiş olan eril anlayışa karşı yeterince direnç göstermemesi değil bu anlayışın iktidar hırsını ve vahşi içgüdülerini terk etmemesidir.

BENZER YAZILAR

EDİTÖR ÖNERİLERİ