18.7 C
İstanbul
Salı, Ekim 27, 2020

Hatice KAVRAN | Çewlig ve Dêrsim

İnsan elinin değdiği her coğrafya parçası; insanı bağrına basmaya, sahiplenmeye amadedir. İnsan ne kadar iyi davranırsa doğaya, doğa da onu o kadar sahiplenir, kendinden bir parça görür, besler ve büyütür. Doğa, annedir, bütün canlılara şefkat duyar ama evlatlarına bir başka hayrandır. Gözünden bile sakınır.

Evlatları ne kadar kırsalar,  dökseler de o, yine de gücünün son noktasına kadar onları sahiplenmeye devam eder. Takatsiz kalıncaya  ya da ölünceye kadar anne kalmaya, anne olmaya çalışır. coğrafyanın eli, Sanki Fatma ananın eli gibi evlatlarının üzerindedir. Bunu en iyi Çewlig ve Dêrsim  coğrafyasında yaşayanlar bilir. Bu kardeş coğrafya defalarca yakıldı, defalarca yasaklandı, insansızlaştırıldı, ama bir çaresizlik değil bir tercih; yeniden küllerinden doğdu, yeniden baharları raksa durdu; daha coşkun daha heyecanlı aşkla yeşerdi.

İki komşu şehir, iki kader ortağı, iki kardeş kent. Bir ananın, belki de Kibele’nin  ikiz evlatları; kendi yuvalarını kurmak için baba evinden iki komşu ev olmuşlar.  Öylesine kenetlenmiş bir coğrafya ki, iki ayrı ev de olsalar;  muktedirlerin kendilerine yazdığı yazgılar bile birbirinin aynısıdır. Yasta da sevinçte de kardeştiler, kardeştirler. Birinin canı yansa öteki görmese de bunu hisseder. Birlikte kışı yaşar, birlikte baharı karşılarlar. Birinde kırılan dalın sesini, öbürü olduğu yerden duyar. Birinin yüreğindeki yangın, diğerini nefessiz bırakır. Havaları sert, suları soğuk, insanları mert ikiz kardeş şehirler. ÇEWLİG ile DÊRSİM. İki öksüz, iki kimsesiz bajar.

Tek coğrafya iki diyar ve acılarla yoğrulmuş bir tarih. Son yüzyılda bile ne büyük dramlar yaşamış dile gelse,  anlatsa bu coğrafya; her zerresinin nasıl ölüp dirildiğini; burada yaşamanın acı, keder, gözyaşı olduğunu anlatabilir miydi? Ne yazılsa, ne anlatılsa yine de eksik kalır. Sanki kaderleri kafla değil de kefle yazılmış. Efsanelerin anlatmakta yetersiz kaldığı, belki de efsanenin kendisi olduğu yerdir burası.  Her ölümden yeniden küllerinden doğan, her doğuşu ile efsaneleşen diyardır. Simurg buradan ilham alarak; kendini ateşe vermiş ve yeniden var etmiştir.  Yaşama sevincini bilmeyen Çewlig’e,  Dêrsim’e gitsin.

Çewlig: Verimli topraklar, akarsu kıyıları, ormanlarının en sık olduğu dağlar, serin rüzgarlar. Bütün bu özelliklere sahip coğrafya parçasıdır Çewlig. İnsan, yaşamak için bir yerden başka ne bekler  ki?

İster adına Çewlig, ister Çolig, isterse Bingöl densin; ister Kürtçe, isterse Ermenicedir densin; Çewlig, mazlum halkların şehridir. Verimli toprakları, bol suyu, insanların yaşamak isteyeceği yer.

Önceleri bu kentin asıl merkezi Darayeni / Gençtir.  İki isimli bir şehir. Kürdün olmasın diye Farisilerle ilişkilendirmeye çalışılsa da; her şeye rağmen  kürt olmak, kürt kalmak için direnmiştir. Kendini her şartta kırd olarak tanımlamıştır.  Bu şehirde yüz yıl öncesine kadar Kirve, komşu ve kız almış kız vermiş iki akraba halk birlikte yaşarmış. Gün geldi aralarına fitne, fesat girdi. İnanç ve etnisite üzerinden düşmanlıklar üretildi. Ve aralarındaki bütün güzellikler yok edildi.  Ermenilerle Kürtler huzur içinde yaşarlarken 1915’te Ermenilere yönelik yaşananlarla Bingöl’ün üzerinden silindir gibi geçildi. Ermeni gölü yaşananların tanığı ve kanıtıdır. Göldeki insan kemikleri yaşananlara şahitlik yapmaya devam ediyorlar. Hiçbir inkar, hiçbir yok sayma bunu yok edemez. İki akraba halk birbirine kırdırıldı. Nüfusu, mevcut nüfusun üçte biri kadar olan ermeni halkı, bugün ya yok, ya da kimliğini gizleyerek yaşamak zorunda bırakıldı. Ermeniler bir daha kendi kimlikleri ile varlık sahnesine çıkamayacak duruma getirildiler.  Bu olayın üzerinden 10 yıl geçer şimdi sıra kürtlere gelmiştir.

Şex Said kıyamı ile Çewlig bir kez daha acının şehri olur.  Kürd kimliği ile inançlarıyla yaşamak istemekti suçları. Nasıl ki geçmişte bunlar ermenidir, bunlar gavurdur; “kim beş ermeni öldürürse cennete gider” sözü artık kim beş kürd öldürürse çennete gider’e dönüşmüştür. Öyle ya cennet birilerinin tapulu malıydı!  Şark ıslahat planı ile bütün kürt kentleri varlıkları üzerinden suçlu ilan edilirler. Kürtlerin topyekun terbiye edilmeleri gerekir. İbreti alem olsun diye kıyamın şehri Çewligden başlanır. Ve bir kez daha her şeyi ile Çewligin üzerinden silindir gibi geçilir. Dönemin merkez vilayeti olan Darayeni/Genç bir daha şehir olmamak üzere kasabaya çevrilir. Yerine Çewlig olarak bilinen yerleşim yerine; Bingöl dağlarından esin, adına Bingöl denir. Amaç bir bütün olarak kimliğinden uzaklaştırmaktır. Buna da sivil hayatta isimden başlanır. Hem asıl şehir merkezi değiştirilir, hem de şehrin adı değiştirilerek Çewlig’e, Bingöl denir. Böylece çewlig yok edilerek Bingöl sahneye çıkarılmıştır.

Dêrsim, adına kılamlar söylenmiş, ağıtlar yakılmış kadim şehir. Kimine göre gümüş ağaç, kimine göre mabedin gümüş kapısı, kimine göre de halkının adını almış. Nerden bakılırsa bakılsın; kutsallığı, toprağından, her taşından oluk oluk akan buz gibi suyundan hemen anlaşılır.  Munzur, Düzgün Baba  onlarca ziyaretgahı … Yiğit insanları, sivas sürgünü Alişêr ve Zarife,  Seyid Rıza, Besê  ve  yüzlerce piri… Başları düşen ama diz çökmeyen. Dosta sığınak, düşmana korku salan sarp dağları, sarıp sarmalar evlatlarını. Hele bir de Munzur çayı vardır ki; kırk bir gözeden buz gibi soğuk, süt gibi beyaz akar. Munzur Babanın sırrını gizler, ifşa etmez. Dersim, her kürdün yüz süreceği dergah,  her kürdün içinde bir yaradır hep kanayan. Onun için her ferdi birer şair birer ozandır.

Çewligden sonra sıra Dêrsime gelmiştir. Bu kardeş şehirlerde, diğer kürt kentleri gibi aşiretlerin hakimiyeti yoktur ki; Aşiret ağalarına, boyun eğdirilince halk da boyun eğsindi. Üstelik Çewlig’e Dêrsim’e yaşatılanlar, diğer şehirler için ibret olsun diye yaşatıldı, kimse bir daha aklından böyle bir şey geçirmesin diye kadın, çocuk, yaşlı ayırmaksızın ölümlerden ölüm beğenmeleri dayatıldı. Ama Tarih bir kez daha şahitlik etti; bu yiğit insanlar, ser verdiler, sır vermediler; Başları düştü ama dizleri çökmedi. Onlarca yıl zulmün gölgesi üzerlerinden hiç eksilmedi. Çewliği de Dêrsim de inançları üzerinden vurdular. Birine sunni kürtçü dendi, birine alevi kürtçü dendi. Masa başı tarihler yazıldı, geçmişler uyduruldu; bu halkı kimliklerinden uzaklaştırmak adına aklın sınırlarını zorlayan planlar yapıldı. Birilerine helal olan kürde haram kılındı. Hayır diyene eşkıya dendi.

İyilik  diye bir kesimine  ümmetçilik adı altında Türk islam sentezci fikirler diğer kesimine de Kemalizm dayatıldı. Bu hastalıklı düşünceler öylesine enjekte edildi ki, akıl etmekten yoksun ve geçmişine söven nesiller yetiştirildi.  Bütün bunların sonucunda birbirine uzak ve birbirinden korkan insanlar haline gelen bu halk,  sunnisi alevisine, alevisi de sunnisine celladına aşık dedi. Bugün ortada olan ise, Alevi  Dêrsim, sunni Çewligin alevi versiyonudur; sunni Çewlig, alevi Dêrsimin sunni versiyonudur. Biri muktedirin solculuğunu demokrasi sanır, sol diyene yakın durur, biri  sağı din diye pazarlayana yakın durur. Kürt söz konusu olunca ne sağı dindardır ne de solu demokrattır. Ne kürde karşı ne de kürdün coğrafyasına karşı. Coğrafya kader mi bilinmez, ama bu halkın kaderi, bu coğrafyanın da kaderidir.

BENZER YAZILAR

EDİTÖR ÖNERİLERİ