24.4 C
İstanbul
Cumartesi, Ağustos 8, 2020

Ali İhsan AKSAMAZ | “Allah’ın İzniyle…”

Cumhuriyet Halk Partisi’nin 37. Olağan Kurultayı, 25- 26 Temmuz’da Ankara Bilkent Odeon Gösteri ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Parti genel başkanlığı için tek aday Kemal Kılıçdaroğlu’ydu. İlhan Cihaner, Aytuğ Atıcı ve Tolga Yarman da, daha önce Kemal Kılıçdaroğlu karşısında genel başkanlık için aday olacaklarını açıklamışlardı. Ancak genel başkanlığa aday gösterilmek için kurultay delegelerinden gerekli sayıdaki ‘imzayı toplayamadılar’. Dolayısıyla da aday olamadılar.

Ali İhsan AKSAMAZ
facebook.com/ali.aksamaz/
aksamaz@gmail.com

Yapılan genel başkanlık seçiminde, kayıtlı 1.356 delegeden 1.318’i oy kullandı. Kullanılan bu oylardan 67’sinin geçersiz sayıldığı açıklandı. Kemal Kılıçdaroğlu, delegelerden 1251’inin oyunu alarak tekrar CHP Genel Başkanı seçildi.

İki gün süren kurultay sonucunda, CHP’yi önümüzdeki genel seçimlere taşıyacak ‘yeni kurmay heyeti’ böylelikle belirlenmiş oldu. Aslında ‘tek adaylı’ CHP il kongreleri, bir bakıma, 37. Olağan Kurultay’ın bu şekilde sonuçlanacağının sinyallerini açık seçik vermişti. Kemal Kılıçdaroğlu’nun, tek adaylı kurultayda seçileceği belliydi. Kendisi, ‘yeni dönemde’ yapılacak ‘her yeni girişimde ’ CHP’nin ‘meşrû kurulları tarafından’  tam yetkili ‘kılındı’.

Muharrem İnce, daha önceki açıklamalarında, ‘tek adaylı’ il seçimlerinden çok adaylı kurultay çıkmayacağını öngörmüş ve bu durumu haklı olarak ‘demokrasicilik oyunu’ olarak nitelemişti. Muharrem İnce, iç işleyiş olarak Ak Parti’ye benzemeye çalışan CHP’den millete hayır gelmeyeceğini de vurgulamıştı.

5 Eylül 2014’teki CHP 18. Olağanüstü Kurultayı’nda Kemal Kılıçdaroğlu 740, Muharrem İnce ise, 415 oy almıştı.  3- 4 Şubat 2018 tarihlerinde yapılan CHP 36. Olağan Kurultayı’nda Kemal Kılıçdaroğlu 790,  Muharrem İnce ise, 447 oy almıştı.

Muharrem İnce, 37. Kurultay’da aday olmadığı gibi, sessizliğini korudu ve kurultay salonunun bir köşesinde kurultay programını izlemekle yetindi.

Aslında CHP’nin 37. Olağan Kurultayı’nın Mart ayında yapılması plânlanıyordu. Ancak koronavirüs tedbirleri sebebiyle, kurultayın 25- 26 Temmuz 2020 tarihlerinde yapılması kararlaştırıldı.

Önder Sav, 37. Kurultay’ın koronavirüs şartlarında yapılmasının ciddî sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkat çekerek bir erteleme önermişti. Önder Sav’ın, 37. Kurultay’ın ertelenmesi önerisinin arkasında yatan gerçek sebebin koronavirüs mü, yoksa Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘yeni ittifak’ arayışlarını akamete uğratmaya yönelik mi olduğunu zaman içindeki ‘gelişmeler’ gösterecek.

Şahin Mengü de,  Önder Sav gibi koronavirüs şartlarında 37. Kurultay’ın yapılmasına karşı çıkan CHP’lilerdendi.  Hatta kurultayın ertelenmesi için Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’ne bir erteleme başvurusu da yapmıştı. Ancak Mahkeme, bu erteleme talebini kabul etmedi.

Aslında öncelikle üzerinde durulması gereken en önemli mesele CHP’nin tüzüğü. Bir ildeki milletvekili adaylarının tespitinde de, il ve ilçe belediye başkanı adaylarının belirlenmesinde de, o il ve ilçedeki CHP üyelerinin  ‘tam’ söz ve karar sahibi olması gerekir.

Türkiye’ye demokrasiyi getirme iddiasındaki CHP’nin öncelikle kendi içinde demokrasiyi ‘gerektiği gibi’ sağlaması ve kökleştirmesi beklenir. Muharrem İnce, parti içindeki bu demokratik işleyişin ‘tam olarak’ gerçekleşmesini sağlayacak tüzük değişikliğini birçok kez çeşitli zeminlerde dile getirmiş ve CHP’nin demokratik bir tüzükle yoluna devam etmesi gerektiğini canhıraş bir şekilde savunmuştu. Ancak  ‘çeşitli sebeplerden’ dolayı bu konuda başarılı olamamıştı.

CHP tüzüğünün beklentilere cevap verecek ölçüde demokratik olmaması, parti tabanı ile o anki genel merkez yönetimi, il ve ilçe yönetimleri arasında anti-demokratik ilişkiler yumağının oluşmasına sebep olduğuna kuşku yok. CHP’nin her seviyedeki yöneticilerinin seçiminde de, milletvekili adaylarının ve belediye başkanı adaylarının seçiminde de, partinin bütün politikalarının tespitinde ve uygulanmasında da partili bütün üyelerin söz ve karar sahibi olması sağlanamadığı için CHP bugüne kadar kendi içinde özlenen demokratik yapıya tam olarak bir türlü sahip olamadı.

1980 Askerî Darbesi’ne kadar, en azından CHP’nin kurultayları ve TBMM grupları, şimdiki CHP’nin kurultay ve Meclis gruplarından daha demokratik bir işleyişe sahiptiler.

Askerî Yönetim tarafından kapatıldığı için, CHP,12 Eylül 1980’den 9 Eylül 1992’ye kadar ülkenin siyasî hayatında yer alamamıştı. ‘Yeni dönemde’ çıkan 3821 sayılı yasayla CHP, 9 Eylül 1992’de tekrar  siyasî faaliyetlere başlama imkânına kavuşmuş oldu. CHP’nin aynı tarihteki 25. Olağan Kurultayı’nda genel başkanlık için iki isim yarışmıştı: Erol Tuncer ve Deniz Baykal.

  1. CHP Kurultayı’nda Deniz Baykal değil de, Erol Tuncer Genel Başkan seçilebilmiş olsaydı, CHP’nin de, Türkiye’nin de kaderleri muhtemelen çok daha farklı bir çizgide gelişecekti.

Deniz Baykal’ın ‘Genel Başkanlığı’yla birlikte CHP’de Kurultay ve Meclis gruplarının işlevsizleştirilmesi ve parti içi kısmî demokrasinin de ortadan kaldırılması süreci başlamış oldu. Böylelikle Deniz Baykal, CHP’de bir ‘tek adam yönetimi’ oluşturmanın yolunu açmış oldu. Kemal Kılıçdaroğlu da, Deniz Baykal’ın ‘bu demokrasi mirasıyla’ CHP’nin genel başkanlık koltuğuna oturdu ve  ‘bu mirasla’ CHP’yi on yıl boyunca ‘yönetti’.

Muharrem İnce’nin, CHP içindeki demokratik işleyişi daha işlevsel kılmak için yeni bir tüzük oluşturulması talep ve çabaları bilinen süreçte ‘akamete uğradı’. 37. Kurultay sürecinde Muharrem İnce’nin sessizliğini koruması oldukça dikkat çekiciydi. Bu kurultay sürecinde dikkat çeken bir diğer nokta da Ekrem İmamoğlu’nun söyledikleriydi.  Ekrem İmamoğlu, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile ilgili zerre kadar sorgulayacağı bir şey olmadığını söyledi ve sadece etrafını iyi bir yönetimle toparlamaları gerektiğini vurguladı. Daha önce Muharrem İnce de Genel Merkez’deki bir ‘çete’den söz etmişti.

CHP’nin 37. Olağan Kurultayı, 25- 26 Temmuz 2020’de işte bu tarihsel arka plânla gerçekleşti.

Halk TV ve TELE1, CHP’nin 37. Olağan Kurultay’ını naklen verdi. Kemal Kılıçdaroğlu, İlhan Cihaner, Aytuğ Atıcı ve Tolga Yarman’ın kurultay konuşmalarını hem Halk TV’deki canlı yayında hem de daha sonra youtube’de izledim. Bu kurultaya ilişkin basında yazılanları okudum.  Yine bu kurultaya ilişkin çeşitli TV programlarında konuşulanları da imkânlarım ölçüsünde dinledim.

Şimdi de, CHP’nin 37. Kurultayı’nda yaşananları ve Kemal Kılıçdaroğlu, İlhan Cihaner, Aytuğ Atıcı ve Tolga Yarman’ın açıklamalarını kısaca değerlendirmek istiyorum.

İlhan Cihaner’in, kurultayda konuşmaya başlamasıyla birlikte Kemal Kılıçdaroğlu ve diğer parti yöneticileri salonu terk etti. Arkasından delegeler. Bu durum bile tek başına CHP’deki şu anki parti içi demokrasiyi göstermesi bakımından oldukça manidar. İlhan Cihaner, bu davranışı haklı olarak ciddiyetsizlik olarak niteledi.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun il kongrelerinde ‘tek aday ve blok liste’ dayattığını söyleyen İlhan Cihaner,  CHP İstanbul, Ankara ve İzmir kongrelerindeki bu dayatmalardan utanıp utanmadığını sordu.

İlhan Cihaner, bu kurultayda genel başkan adaylığı için delegelerden 100’den fazla imza topladığını ancak Kemal Kılıçdaroğlu ile ‘uyumlu’ kimi belediye başkanı ve parti yöneticilerinin, kendisinin adaylığı için imza veren delegeleri ‘işle ve aşla’ tehdit ederek imzalarını çektirdiklerini iddia etti. Bu konuda delillerinin bulunduğunu da ekledi. Ancak İlhan Cihaner’in bu iddiaları Kemal Kılıçdaroğlu tarafından (şimdiye kadar) cevapsız bırakıldı.

İlhan Cihaner, Kemal Kılıçdaroğlu’nun zamanında Ekmelettin İhsanoğlu’nu cumhurbaşkanı adayı gösterdiğini, savaş teskerelerine evet dediğini, milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasını desteklediğini söyleyerek eleştirdi ve kendisine sordu:

Ekonomiyi iflas ettiren Ali Babacan’la mı ekonomiyi kurtaracaksınız?’ 

 İlhan Cihaner’in bu ciddî iddia, eleştiri ve sorusu da (şimdiye kadar)  cevapsız kaldı.

Aytuğ Atıcı, kendisi konuşurken Kemal Kılıçdaroğlu’nun kurultay salonunda bulunmamasını eleştirdi. Aytuğ Atıcı konuşurken de salonda çok az sayıda delege bulunuyordu. Aytuğ Atıcı; 76 ili gezdiğini, CHP’lilerle tek tek konuştuğunu, seçmenlerinin iktidar için her yolu mübah saymadığını ve seçmenlerinin ‘ey CHP, başkası olma, kendin ol, böyle çok daha güzelsin’ diye telkinlerde bulunduğunu söyledi.

Aytuğ Atıcı’nın bu söyledikleri ve önemli değerlendirmeleri de cevapsız kaldı.

Tolga Yarman, ‘CHP Yönetimi’nin baskı altında olduğunu,  CHP olarak dışarıdan baskı altında olduklarını söyledi. Tolga Yarman, Kemal Kılıçdaroğlu’nun, konuşmasında doğruları söylediğini ama bütün doğruları söylemediğine dikkat çekti ve ‘sadece doğruları da söylemedi,’ dedi.

Tolga Yarman’ın, ciddî iddiaları da (şimdiye kadar) cevapsız kaldı.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun, daha önce İYİ Parti’nin seçimlere katılabilmesi için gösterdiği ‘demokratik tavır’ hatırlarda.  Bu ‘demokratik tavrı’;  İlhan Cihaner, Aytuğ Atıcı ve Tolga Yarman için de gösterebilirdi. Bu kurultayda, onların da aday olabilmeleri için gerekli imzaların toplanması konusunda inisiyatif alabilirdi. Ancak Kemal Kılıçdaroğlu’nun, böylesi bir ‘demokratik tavırdan’ özenle kaçındığı anlaşılıyor.

Sonuçta Kemal Kılıçdaroğlu, neredeyse bütün delegelerin oylarıyla 37. Kurultay’da CHP’ye 6. defa Genel Başkan seçilmiş oldu. Kemal Kılıçdaroğlu; Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Bülent Ecevit ve Deniz Baykal’dan sonra CHP’nin 5. Genel Başkanı oldu.

Kemal Kılıçdaroğlu, kurultay konuşmasında Türkiye’nin sorunlarını beş ana başlık altında sıraladı: ‘demokrasi’, ‘ ekonomi’, ‘dış politika’,’ toplumsal barış’ ve ‘eğitim’. Bu sorunların çözümü için de on üç öneri sundu. Bütün vatandaşları kucakladıklarını ve hepsinin sorunlarına çözüm üreteceklerini açıkça ilân etti.  37. Kurultay’ın,  2023’te ‘Cumhuriyet’i ‘Demokrasi’yle taçlandırmalarını sağlayacak bir kurultay olduğunu söyledi. Onbinlerin, yüzbinlerin, milyonların gözü ve yüreğinin bu kurultayda olduğunu, bütün vatandaşların da, Ortadoğu’dan Afrika’ya, Avrupa’dan Rusya’ya tüm dünyanın da gözünün bu kurultay üzerinde olduğunu savundu.  Bu kurultay sayesinde, Türkiye’yi yaşadığı sosyal ve ekonomik krizden nasıl çıkaracaklarını bütün dünyaya anlatacaklarını söyledi. Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye’yi bu krizden çekip çıkartacaklarını da duyurdu.

Kemal Kılıçdaroğlu, 31 Mart 2019 Yerel Seçimleri’nde duvarın arkasına geçtiklerini, şimdi de o duvarı dostlarıyla birlikte ve Milletin ferasetiyle parça parça yıkacaklarını söyledi. Yasama, yargı ve medyanın bir kişinin vesayeti altında olduğunu, demokrasinin sadece kâğıt üzerindeki bir sözcük haline geldiğini, Saray ne diyorsa Yargı’nın onu yaptığını, Egemen Güçler ne diyorsa, Saray’ın aynısını yaptığını ifade etti.

Kemal Kılıçdaroğlu, önümüzdeki seçimlerde ‘dostlar’ıyla birlikte iktidar olacaklarını, Firavunların iktidarını yıkıp, halkın iktidarını kuracaklarını,  her Firavun’un bir Musa’sının, her Nemrut’un da bir İbrahim’i olduğunu da söyledi. Yeni bir siyaset anlayışını Türkiye Cumhuriyeti’ne getireceklerini vurguladı. İlk hedeflerinin de yeni bir anayasa ile güçlendirmiş demokratik parlamenter sisteme geçmek olduğunu söyledi. İfade, örgütlenme ve basın özgürlüğünü koşulsuz güvence altına alacaklarını ve medya özgürlüğünü de evrensel ölçülerde güvence altına alacaklarını ifade etti.

Toplumsal barış ve huzuru sağlayacaklarını, başta Kürt sorunu olmak üzere, tüm sorunları demokratik zeminlerde ve Meclis çatısı altında çözeceklerini söyleyen  Kemal Kılıçdaroğlu,  Kürt sorununu egemen güçlerin bir manivela olarak kullanmalarına asla izin vermeyeceklerini duyurdu. Kadınlara yönelik şiddetin önlenmesini öncelikli bir devlet politikası haline getireceklerine, toplumsal barışın Türkiye’de kalıcı hale getirilmesi için de bütün terör örgütleri ve suç örgütleriyle mücadeleyi tavizsiz bir şekilde sürdüreceklerine dikkat çekti.

Kemal Kılıçdaroğlu,12 Eylül 1980 Askerî Darbesi’nin eseri olan seçim barajının ve YÖK’ün kaldırılacağını ve Milletin vekilini, siyasî parti genel başkanlarının değil, milletin kendisinin seçeceğini de söyledi.

Kemal Kılıçdaroğlu, belirli alanlarda ‘kamulaştırmalar’ uygulayacaklarını, bir ‘stratejik plânlama teşkilâtı’ kurulacaklarını ve böylelikle de üretim ve hakça paylaşımın yolunu açacaklarını söyledi. Tarımın stratejik sektör olarak görüleceğini ve vatandaşın karnının kendi ürünlerimizle doyurulacağını vurguladı.  Kadına şiddeti önleyeceklerini ve seçimlerde ‘kadın kotası’ uygulamasını adaletli bir şekilde uygulayacaklarını da söyledi.

Kemal Kılıçdaroğlu, önümüzdeki seçimi kazanmaları halinde bu benzeri uygulamaları Millet yararına gerçekleştireceklerini söyledi.

Kemal Kılıçdaroğlu, kurultaydaki konuşmasında, iktidar olduklarında ‘Milletin vekilini, siyasî parti genel başkanlarının değil, Milletin kendisinin seçeceğini’ söylemesine rağmen,  bugüne kadar kendisinin neden CHP milletvekili adaylarının ve il ve ilçe belediye başkan adaylarının belirlenmesinde vaat ettiği o demokratik yöntemleri şimdiye uygulamadığına hiç değinmedi.  Oysa bütün bunlar, Muharrem İnce’nin tüzük değişiklikleri tekliflerinde dile getirdiği konulardandır. İlhan Cihaner, Aytuğ Atıcı ve Tolga Yarman’ın bu kurultayda aday olmalarının yolunu neden açmadığına da zımnen de olsa hiç değinmedi.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun, 37. Kongredeki özgüveninin tam olduğu görüldü. Sık sık önümüzdeki ‘Genel Seçimler’i kazanacaklarına vurgu yaptı.  Kuşkusuz vurgusu, CHP’nin önümüzdeki ‘Genel Seçimler’de tek başına iktidar olacağına değildi.  ‘Dostları’yla birlikte önümüzdeki seçimleri kazanacaklarına olan inancının da tam olduğu görüldü.  Ancak ‘dostlarımız’ derken kimi kastettiği muallakta kaldı.

Kemal Kılıçdaroğlu, ‘dostlarımız’ derken kastettiğinin ‘Millet İttifakı’ , yani CHP ile İYİ Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Parti düşünülebilir.

Aslında Kemal Kılıçdaroğlu, ‘Amerikan’ın Sesi’nde 5 Temmuz’da yayınlanan mülâkatında bu ‘dostlar’ın kimler olduğunun ipuçlarını veriyordu. Kemal Kılıçdaroğlu’nın, bu ‘dostlar’ içinde yalnızca İYİ Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Parti’yi değil, Gelecek Parti ve DEVA Partisi’ni de gördüğü  anlaşılıyor.

Kemal Kılıçdaroğlu, her nedense, partisinin en yüksek organında CHP’lilerle önümüzdeki seçimlere ilişkin kafasındaki ittifak düşüncelerini paylaşmaktan ve partililerin düşüncelerini almaktan kaçındı.

Kemal Kılıçdaroğlu, ‘Amerika’nın Sesi’ne verdiği mülâkatta da sorulara net cevaplar vermekten özenle kaçınmıştı. Ancak Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu hakkındaki somut kanaati şöyle:

“Ben Sayın Babacan’ın da Sayın Davutoğlu’nun da ülkeye iyi hizmetler yaptığını biliyorum, görüyorum. Belirli ciddi dönemlerde aksaklıklar olduğunu biliyoruz. O aksaklıkların onlardan değil büyük ölçüde Erdoğan’dan kaynaklandığını da biliyoruz. O gerçekler de bir şekilde gün yüzüne ağır ağır çıkmaya başladı.”

Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu, geçmişlerine ilişkin herhangi ciddî bir değerlendirme ve özeleştiri yapmamalarına rağmen, Kemal Kılıçdaroğlu, onları kucaklamaya hazır olduğunun sinyallerini veriyor.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun, bu ‘dostlar’ı içinde Abdullah Gül ve HDP de var mı? Bütün bunları 37. Kurultay’da dile getirmekten özenle kaçındı. Kemal Kılıçdaroğlu, kurultay konuşmasında bu ‘dostlarımız’ tanımına açıklık getirmedi. Aslında ‘ben söyleyeyim, siz de duruma göre anlayın’ türünden bir yaklaşım sergiledi.

Kemal Kılıçdaroğlu, dış politikaya ilişkin konuşurken ‘egemen güçler’ diye bir tanım kullandı. ‘Egemen güçler’ tanımı da ‘dostlarımız’ tanımı gibi muallakta kaldı. ABD, AB, İran İslâm Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu’yla Türkiye’nin ilişkilerini değerlendirmekten ve kendi dış politikalarının hangi zeminlerde gelişeceğinden bahsetmekten de özenle kaçındı.

Kemal Kılıçdaroğlu,  kurultay konuşmasında ‘Kürt sorunu’ndan bahsetti.  Ancak ‘Kürt Sorunu’ ifadesiyle Türkiye’deki ‘Kürt Sorunu’nu mu, Ortadoğu’daki ‘Kürt Sorunu’nu mu, yoksa her ikisini birden mi kastettiğini bile tam olarak ortaya koyamadı.  ‘Kürt sorununu egemen güçlerin bir manivela olarak kullanmalarına asla izin vermeyeceklerini’ söyledi. Ancak bu söylediklerine de açıklık getirmeyi tercih etmedi.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin 37. Kurultayı’ndan ‘güçlenmiş’ olarak ‘zaferle’ çıktığına hiç kuşku yok. Önümüzdeki ‘Genel Seçimler’de yeni bir cumhurbaşkanı seçtirmek gibi bir ‘misyon üstlendiği’ anlaşılıyor. ‘Millet İttifakı’ yerine ‘Dostlar İttifakı’ oluşturmaya çalıştığı da anlaşılıyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu ‘Dostlar İttifakı’nı CHP ile birlikte İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti’, Gelecek Parti, DEVA Partisi ve Halkların Demokrasi Partisi’yle oluşturmaya çalıştığı da anlaşılıyor.

Böyle bir ittifak, bu siyasî partiler arasında gerçekleşebilir mi? Bu siyasî partiler ortak bir cumhurbaşkanı adayı belirleme konusunda anlaşabilir mi?  Bu siyasî partilerin seçmenleri , ‘dostlar’ın belirlediği ortak bir cumhurbaşkanı adayına oy verirler mi? Bütün bu soruların cevabını ilerleyen zaman diliminde muhakkak hep beraber göreceğiz.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun hem CHP içindeki ve hem de ‘dostlar’la olan bu siyasî manevraları hem kendisinin ve hem de CHP’nin kaderini nasıl belirleyecek? Acaba Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’si ‘Dimyat’a pirince giderken eldeki bulgurdan da olacak’ mı? Bunu da zaman gösterecek.

Bu makaleyi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun akıllarda kaldığını düşündüğüm bir cümlesiyle bitirmek istiyorum:

“18 yıldır yapamadılar, Allah’ın izniyle 1 yılda yapacağız.”

BENZER YAZILAR

EDİTÖR ÖNERİLERİ