24.4 C
İstanbul
Cumartesi, Ağustos 8, 2020

Ahmet ÇARPAR | Siyasal İslama İtirazlar

Şair Ahmet Oktay’ı tanıyışım şiir üzerine yazdığı eleştiri yazılarından biri olan o benzersiz yazısıyla oldu: Resmi İdeoloji Tarafından Dışlanan, Yazınsal İktidarı Dışlayan Bir Şair: Sezai Karakoç. Türkiye’de sanatkâr ve fikir adamı olabilmeyi mizacında toplamış şairler için basmakalıp beğeni ve yergilerin ortasında Sezai Karakoç’un şiirini taze ve yeni bir dikkatle ele alan bir yazıydı bu. Sonrasında Ahmet Oktay’ın şiir üzerine yazdıkları benim için hep merak konusu oldu. Şair ve Kurtarıcı, Metropol ve İmgelem, Red ve Kabul, İmkansız Poetika… Evet, denilebilir ki Türk şiirinin hakiki anlamıyla eleştirmeni de, bir iki istisna dışında yine kendi şairleri arasından çıkmıştır.

@musahib

O, şairliğinin yanında hatta şairliğini de gölgede bırakacak kadar birçok eleştirel yapıta imza attı. Bunlar arasında yazınsal eleştiriler dışında basın ve medya üzerine yazdıkları ile siyasal-toplumsal tenkitlerini de içeren birçok eser verdi. Bana kalırsa, Türkiye’deki eleştiri kültürünün tarihi gözden geçirildiğinde Ahmet Oktay yazdıklarıyla bir yekûn olarak önemli bir merhaleyi teşkil eder. Örneğin, ülkemizde postmodernizmin ufukta belirdiği yıllarda sanat, kültür ve medya düzleminde ortaya çıkan etkilerine titizlikle kafa yoran yazarlardan biri de odur. Sanatın ve bilhassa şiirin hiçbir zaman medya-toplum-siyaset ortamında cereyan eden devinimlerden kopuk olamayacağı düşüncesi onun eleştiri evreninde bir bütünlüğü temin ettiği söylenebilir.

Ne yazık ki, eleştiri Türkiye’de dikkate alınan, esamesi okunan bir şey değildir. Hiçbir şeyden nasibimizi almamaktaki ısrarımız, eleştiri söz konusu olduğunda da geçerli. Ahmet Oktay’ın 1992-1999 yılları arasında, günün aktüel olaylarından hareketle, Milliyet gazetesinde kaleme aldığı yazılardan derlediği Siyasal İslam’a İtirazlar adlı eseri de bu tabiatımızı açık eden bir kitap.

Siyasal İslam’a İtirazlar adı kitabın içeriğine göre oldukça iddialı kalıyor. Kitaptaki yazılar dönemin güncel olaylarından hareket ediyor. Beklenildiği gibi İslam’ın siyasallaşması ne anlama geliyor, bunun tarihsel süreçteki ortaya çıkışı ve gidişatı, sonra da 90’lı yıllara bakan tarafı gibi çıkarımlarda bulunulmuyor. Okuyucuya kapsamlı bir çalışmanın mahsulü bir eser olmayı vaat etmemesine etmiyor kitap ama satır aralarında din-siyaset-liberalizm-basın-özgürlük üzerine bugüne uzanan birtakım haklı dikkatleri barındırıyor.

Örneğin, 28 Aralık 1995 tarihli bir yazısı:

‘‘12 Eylül darbesinden bu yana tercihini kapitalizme ve siyasal liberalizme eklemlenmekten yana koyan egemen sınıf ve kesimler, artık toplumsal muhalefetin giderek İslamcı sağa kaydığını anlamak ve kabul etmek zorundadır. Türkiye’nin gelecekte daha belirgin biçimde fundemantalist baskıya açılacağının, açılabileceğinin kabul edilmesi kıyametimsi bir kehanet değil, toplumun sömürülen/yönetilen kesimlerini daha ofansif (hücuma yönelik) bir siyasal söylem çevresinde bütünleştirmeyi sağlayabilecek gerçekçi bir tutum alış olarak görülmelidir.’’

22 Şubat 1996 Güncelin Ötesi adlı yazıdan:

‘‘Görülmemiş boyutta bir dikkat dağıtılması sürecini yaşıyoruz. Dedikodu, şiddet, metalaştırılmış erotizm, teknolojik ütopyalar, pembe diziler, yaşanılan gerçekliği görünmez kılıyor adeta. Giderek sadece bakan, izleyen, kabullenen, insanlar haline geliyoruz. Sorgulama ve eleştiri duygusu ve gereksinimi bile kişiliksizleşiyor büyük ölçüde. Kuşkusuz egemen çıkarların meşrulaştırılma çabalarına karşı çıkan düşünceler, tavırlar da görülüyor elbet, ama manipülasyonun boyutlarının küçümsenmemesi gerekir.’’

08 Mayıs 1997, Hoca ile Blair yazısı:

‘‘Erbakan’ın adil düzen sloganı içeriği belirsiz, boş bir slogan. Sermayeye vuruyormuş gibi görünüyor Erbakan ama İslam’ın proletaryasını kollayan, onun sömürülmesini önlemeyi amaçlayan tek yasa tasarısı getirebilmiş değil Meclis’e. ‘‘İslam’ın proletaryası, belki vurgulamak bile gereksiz, mecazi bir dillendirim. Sömürülen emekçiler, dine inansalar da son kertede dünya proletaryasının doğal üyeleridir elbet.’’

21 Kasım 1996 Dürüstlük İhtiyacı başlıklı yazısının bir yerinde ise şöyle diyor Ahmet Oktay:

‘‘Artık güvenilebilecek, savunulabilecek hiçbir değer yargısına sahip değiliz. İktidar, kâr ve statü kaygısından başka bir standarda ve etik kavrama gereksinim duymayan sistem, kaos duygusunu normalleştiriyor, topluma içselleştiriyor. Açlık, intihar gibi olayların içerdiği trajik boyut anında unutulan televizyon görüntülerine indirgenmiş durumda. Tragedya ve ölüm rutinleşti artık; ikisi de medyatik bireyin gündelik besini haline geldi. Bir zamanlar bireye dünyayla/toplumla ilgili bir tutunum ve tümlük duygusu kazandıran dünya görüşü kavramı, artık budalalığın göstergesi sayılıyor. Takiyye sanıldığı gibi sadece RP’ye özgü değil. Laik takiyyecilik hiç de karşıtından geri kalmıyor.’’

Siyasal İslam’a İtirazlar, İslam inancını, dönemin siyasal aktörlerinden Erbakan ve hareketi üzerinden birbirinin tâ kendisi imiş gibi kurduğu özdeşlikler, doğallıkla tutum aldığı dünya görüşü bakımından İslam konusunda geliştirdiği yaklaşımlarda düştüğü birtakım yanılgılar gibi aksayan yönleri de olan bir kitap. Fakat içinde döneminin yanı sıra bir bakıma bugünün de daha iyi anlaşılmasına yardımcı diri fikirler ve öngörüler barındırıyor. Türkiye’de her değişimin eşiğinde tekrar eden bir klişe vardır: Türkiye kabuk değiştiriyor. Ama görünen o ki sadece ve sadece kabuk değiştiriyor.

BENZER YAZILAR

EDİTÖR ÖNERİLERİ