24.4 C
İstanbul
Cumartesi, Ağustos 8, 2020

Ahmet ÇARPAR | Ağır, Çok Ağır Bir Dünya

İnsanın unutmaması, hep hatırda tutması beklenmiş kelimelerin en başında gelen, tembih ve telkin kabilinden sözlerin haricinde, bir de belleğin en mutena köşesinde varlığı dinmeyen birtakım söyleşmeler vardır. Doğum yerleri veda anları olan, unutulma olasılığı en zayıf söyleşmelerimiz. Çoğu zaman ayrılırken bırakılan.. Ya da kendisi için ışığın gitgide cılızlaştığı, ölmek üzere olan birinin son söyledikleri. Ne diyordu Tanpınar, “Hayvanlar çok defa her şeye küsmüş gibi ölürler.

@musahib

İnsanoğlu veda eder, vasiyet eder, şöyle olmasını, böyle olmasını ister. Kısacası ayrılıyormuş gibi ölür.” Yani insanın bu yaptığı ölmekten daha çok ayrılmaktır. İşte böyle anlardan bize kalan konuşmalar… Söyleyenin gitmiş veya göçmüş olmasına karşın, onu gizil bir dirimle bizimle bir arada tutan kopmaz bağ gibidir onlar.

Gülten Akın’ın seksen yaşında, ölmeden kısa bir süre önce yayımladığı şiir kitabı Beni Sorarsan, şairin dünyaya ait son izlenimlerini, üstesinden gelme uğraşında olduğu şahsi zorluklar ve giderek daha da ağırlaşan sosyal sorunlar karşısında bunların artık katlanılamazlığını dile getiren son sözleri gibidir.

Kitabın girişinde, hemen başında verilen tarihe bakılırsa (1 Ocak) günlüğünden bir kesit olan yazı, kitaptaki şiirler için önemli bir ipucu özelliği taşıyor. Yaşlılık, dostların, yakınların bir bir kaybedilmesiyle çöreklenen yalnızlık, hastalıkların zorluğu bir tarafa, çağın her gün biraz daha kararan çehresiyle dünya, şair için gittikçe ağırlaşan bir hal almıştır:

“Gazetelerden, televizyonlardan kan damlıyor bir yandan. Öteden yılbaşı kutlamaları. Salt gürültü, salt mutlu gibi yapan insan (Nasıl insan?) kalabalığı. Çok çiğ çağ demiş Necatigil usta: Çok çok çiğ şimdi. Sevinç de eğlence de sahte, bir yüzü bu… Öte yüzü kavgazan, kıyıcı, savaşlardan savaş beğenen. Öldüren ve ölen, aptalca!”
“Düşler bile aynı, hep aynı. Dar ve kısır yaşamdan olmalı; yaşlılık işte…
Anadolu deyişiyle ‘alacası içinde’ ne çok insan var. Sahte, çok yüzlü, her ilişkisi için başka bir yüzünü takınan. Çoğunluk öyle olduğuna göre arıza bizde! (…)
Ağır, çok ağır bir dünya.”

Necatigil onun şiiri için, bireysel inceliklerden giderek kitle sorunlarını objektifine aldığından söz eder. Bana kalırsa her insanın içine doğduğu toplumda şahsiyetini inşa ettiği gerçeğine biraz odaklanıldığında, Gülten Akın bu son şiirlerinde bireyin ve toplumun meselelerinin müstakil kategorilerde ele alınmasından çok, onun şiirinde, sosyal ve şahsi sorunların günden güne bütünleştiği görülüyor. Ferdin bünyesinden boyverip ortak şuura hitap eden bir hümanizm onun şiirinin belirgin bir özelliği oluyor.

Kitap, bizi merak edip etmediği belirsiz, müphem bir dosta seslenimi ya da bazen bir mektuplaşmada rastlaşabileceğimiz “Beni sorarsan” hitabıyla biraz da yalnızlığı açık eden bir şiirle başlar:

Beni sorarsan,
Kış işte
Kalbin elem günleri geldi
Dünya evlere çekildi, içlere
Sarı yaseminle gül arasında
Dağların mor baharıyla
Sis arasında
Denizle göl arasında
Yanımda kediler kuşlar
Fikrimden dolaşıyorum

Hiçbir iktidarı sevmesem de
Sobanın iktidarında
Çarpışa çarpışa nasılsa
Büyüyebilen kızlar
Uslu, sakin, ölümü bekliyorlar
Yaşlılık
Dev mi oldular başkaları
Üstüne üstüne gelip korkusuz
Güçlerini deniyorlar

Kitaba adını veren bu şiirin, içerdiği anlam ve uzak-yakın çağrışımlarla, şairin şahsi (yalnızlık, yaşlılık, ölüm) ve sosyal meseleleri bütünleyici bir düzlemde kuşattığını gösterir. Bu şiir, Gülten Akın’ın, bencilliğin, vurdumduymazlığın ve anlamsız kavgaların, zorbalık ve şiddetin acılarını bir potada eriterek dile getirdiği o meşhur İlkyaz şiirini de anımsatması, şairin geçtiği duraklardan vardığı bu menzile değin onun şiirinin hüviyetini ortaya koyar. Onun her bir şiiri, bütün şiirlerinden meydana gelen büyük sözünün bir kelimesi hâlini alır:

İlkyaz

Ah kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya

Baba evleri, ilk kez girilen ırmağa dönüş
Toprağa tutku, kendinden dolayı
Kulaklarımızı tıkıyoruz: para para para
Kulaklarımızı açıyoruz: kavga kavga kavga
Sorar belki biri:
-Kavga, ama neden kavga?
Komşumuza sonsuz balta, karımıza yumruklar içinde
-Bilmiyoruz neden kavga.

Benliklerin büyümesinden neşet eden kavgaların, bunun büyük ölçekteki tezahürü olan savaşların ve bunların sonuçları insanlık problemlerinin karşısına sağaltıcı bir umut olarak bitimsiz bir gökyüzü diriliğinde herkes için daha yaşanılabilir bir yeryüzü ihtimalini koyar:

Kendi kavgasının içinde ölenler
Birden ya da yavaş yavaş
Birikseler mi kalıntı mı dursalar
Dünya ağır kokuyor onlarla
Ne savaş ne kir ne kavga ne açlık
Bir masal, bitimsiz bir gökyüzü çizecek gibisin
Herkes için olsa

Gülten Akın’ın anne olarak dikkati çektiği bir diğer husus, Çocuklar şiirinde, evin neşesi olan çocukların büyüdükten itibaren artık ara ara uğrayan konuklara dönüşmesiyle, yalnızlığın yaşlılıktaki biçimini duyumsatır:

Çocuklar
Onlar artık konuklardır
Herkes kendince ağırlar konuklarını
Kimi şakıya şakıya
Kimi susarak yumuşak
Yaşadıkça eskir ağırlaşır
Artar boşluk

Şairin ömrünün son zamanlarında ihtimal diyalize gidip gelişlerinde artırdığı mısralar ise elde kalan nihai bir içleniş ve makinenin insana galibiyetini anlatır:

Kordonlar tüpler sıvılar/ve enjektör/Bedenine usulca giriliyor/Bir iki hoş sözcük atmalı ortaya/atıyorsun/kulaklar incelikliyse cevap/değilse duymuyor bile/hiç böyle öksüz kalmamıştın./sen bir şeysin orda/toz olmamak için direnen/kan kardeş olduğun makine/elbet daha değerli

Tek tek fertlerin, iktidarların gözünde görünmezliklerine, görülmeyişlerine, bir insan teki olarak hesaba katılmayışlarına bir itiraz noktası biçiminde, bir evin idare edilişini, idare biçimlerinin en gücünden bile meşakkatli olduğunu kadının gözünden verir. Şair kitabın sonuna eklenen bir konuşmasında, ben ezilenler olarak en çok çocukları ve kadınları yazdım. Bir lokma ekmek için doğdukları yerde kalamayıp göçenleri, yollarda telef olanları, kentin varoşlarında, gecekondularda binbir dert içinde yaşayanları yazdım, der.

Evin zoru devletten
bile büyüktür
bilir kimi kadınlar
yerleşir de sarsılmaz bir dengeye
taşırlar

Şiiri şairinin endişesidir. Yalnızlık, faydasız egosantrist kavgalarda insanın heba oluşu, kadın ve çocukları baskılayan zorba ve şiddet, hızın ve doyumun gürleşmesiyle gittikçe silikleşen insan, durup anlaşılmayı bekleyen ya da biz durmayı beceremediğimiz, sabrı değil kolayı seçtiğimiz için hayata sahiciliğini bahşeden inceliklerin yitimi. Giderek daha sathi ve daha sahte bir yeryüzü. Bunlar Gülten Akın’ın endişesiydi. Peki ya senin sevgili okur?

Ben yoruldum gidiyorum
Kendi endişeni kendin seç

Değerli okuyucularımız, Kuzgun Portal’ın daha geniş kitlelere ulaşabilmesi için bize yardım edebilirsiniz. Lütfen Tweeter hesabımızı takibe alınız ve beğendiğiniz gönderileri paylaşınız. Bu bizim geniş kitlelere ulaşmamıza büyük katkı sunacaktır. Adresimizi takibe almak için lütfen tıklayın: @kuzgunportal
Desteğinizi bekliyoruz.

BENZER YAZILAR

EDİTÖR ÖNERİLERİ