Candan BADEM | Yaşanmış Sosyalizm (4): Bir Başka Stalin

İnoy Stalin, diyor Yuriy Jukov kitabının başlığında (Moskova: Vagrius, 2003). Bir Başka Stalin demek. Kitabın yazarı Yuriy Nikolayeviç Jukov 1938 doğumlu, Rusya Bilimler Akademisi Rusya Tarihi Enstitüsünün önde gelen tarihçilerinden. Kitabı büyük ölçüde yeni açılmış arşiv malzemesine dayanıyor ve gerçekten “tozlu arşivlere” dayanıyor. (Jukov’un kitabının İngilizce bir özeti için Grover Furr’ün geçen yazılarımda sözünü ettiğim makalelerine bakılabilir).

@CandanBadem

Kitabı okuduktan sonra farklı bir Stalin portresi ile karşılaşıyorsunuz. Sadece Stalin’i zaten sevmeyenler için değil, Stalin’i savunanların birçoğu için de farklı bir Stalin. Çünkü her iki taraf da Stalin’e olağanüstü yetkiler atfediyor ve hemen her şeyin sorumluluğunu ona yüklüyor. Oysa gerçekte durum daha karmaşık: Stalin parti içinde sadece bilinen muhalefetle (Troçki, Zinovyev, Buharin vb) değil, belli konularda çok daha geniş fakat pek bilinmeyen bir muhalefetle daha karşılaşıyordu.

Teorik olarak Merkez Komite üyelerinin çoğunluğu Stalin’i veya her Politbüro üyesini görevden alabilirdi. Tek tek her bir MK üyesi Stalin’e karşı güçsüz idi, ancak MK üyeleri bir araya geldiklerinde Stalin ve Politbüro onlara boyun eğmek zorundaydı.

Bu yazıda Stalin’in 1936 Anayasası ile getirmek istediği reformu ve buna karşı parti içindeki direnişi anlatacağım.

1 Mart 1936 günü Stalin Amerikan gazete patronlarından Scripps-Howard Newspaper’ın ortağı Roy Howard’ın çeşitli sorularını yanıtladı. 5 Mart 1936 tarihli Pravda gazetesinde yayımlanan bu röportajda Stalin hazırlanmakta olan yeni SSCB anayasa taslağı hakkında şöyle diyordu: “Yeni anayasaya göre bütün Sovyet organları için seçimler doğrudan, eşit, genel, gizli oylama ile yapılacak.” İlk bakışta “ne var ki bunda, zaten öyle değil miydi?” diyebilirsiniz. Ancak hayır, öyle değildi. (Tıpkı başka birçok ülkede olduğu gibi). O zamana kadar seçimler doğrudan değildi, yüksek sovyeti delegeler seçiyordu. Eşit değildi, çünkü şehir nüfusu yani işçiler 25 bin seçmene bir delege seçerken köylüler 125 bin seçmene bir delege seçiyordu. Genel değildi, çünkü eski “kulak”lar, Beyaz muhafızlar vb anti-Sovyet unsurların ve devlet mülkiyetini zimmetine geçirmek gibi belli maddelerden hüküm giyenlerin seçme hakkı yoktu. Nihayet oylamalar gizli değil açık yapılıyordu. Evet bunlar gerçekten önemli demokratik değişikliklerdi. Ancak esas değişiklik daha da büyüktü. Stalin Howard’a şöyle diyordu:

“Bu seçimlerde tek bir partinin yer alması sizi rahatsız ediyor. Bu koşullarda nasıl bir seçim mücadelesi olabileceğini görmüyorsunuz. Fakat sadece Komünist Parti değil, her türden partisiz toplumsal örgütler de kendi adaylarını öne sürebilecekler. Bizde böyle yüzlerce örgüt var. Bizde karşıt partiler yok, çünkü bizde kapitalistler sınıfı ve kapitalistlerin sömürdüğü işçiler sınıfı yok. Bizim toplumumuz sadece köy ve kentin özgür emekçilerinden oluşuyor, işçilerden, köylülerden ve aydınlardan. Bu katmanlardan her birinin kendi özel çıkarları olabilir ve bunları mevcut çok sayıdaki toplumsal örgütler aracılığıyla yansıtabilirler… Size öyle geliyor ki hiçbir seçim mücadelesi olmayacak. Fakat olacak ve ben çok canlı bir seçim mücadelesi olacağını tahmin ediyorum. Bizde kötü çalışan kurumların sayısı az değil. Şu ya da bu yerel iktidar organının kent ve köy emekçilerinin çok yönlü ve sürekli artan gereksinimlerinden bazılarını tatmin edemediği oluyor. İyi bir okul inşa ettin mi, etmedin mi? Konut koşullarını iyileştirdin mi? Yoksa bir bürokrat mısın? Emeğimizi daha verimli, yaşamımızı daha kültürlü kılmaya yardım ettin mi? Milyonlarca seçmenin adaylara yaklaşırken ölçütleri bu türden olacak, işe yaramazları atacak, listelerden adlarını karalayacak, iyi olanların adaylığını destekleyecekler. Evet seçim mücadelesi canlı olacak, esas olarak pratik, halk için birincil önemdeki çok sayıda keskin sorunlar çevresinde dönecek. Yeni seçim sistemimiz bütün kurumlara ve örgütlere çeki düzen verecek, onları çalışmalarını iyileştirmeye zorlayacak. SSCB’de genel, eşit, doğrudan ve gizli seçimler halkın elinde kötü çalışan iktidar organlarına karşı bir kamçı gibi olacak. Bizim yeni Sovyet anayasamız bence tüm dünyadaki en demokratik anayasa olacak.”

Stalin’e göre SSCB’de sömürü ortadan kaldırıldığı için klasik anlamda bir proletarya da yoktu ve bu nedenle proletarya diktatörlüğü kavramı da yetersiz kalıyordu. Yeni tipte bir devlet gerekiyordu. Bu yeni devlette partinin rolü de değişmeliydi. Parti ve devlet ayrılmalı, parti doğrudan devleti yönetmemeli fakat ideolojik mücadele (ajitasyon ve propaganda), kadroların yetiştirilmesi ve seçimi ile ilgilenmeliydi. Stalin ile Politbüro’daki en yakın yoldaşları Molotov ve Jdanov bürokratizme karşı bir mücadele başlatmışlardı. Şubat 1935’teki 7. Sovyetler kongresinde Molotov gizli oylama yoluyla seçimlerin bürokratik unsurlara karşı bir darbe olacağını söylemişti.

Parti yerel komitelerinin (oblast ve kray gibi idari birimler, ulusal ve özerk cumhuriyetler, bölgeler vb) birinci sekreterleri kendi bölgelerinde hükümet organları üzerinde denetleyici ve yönlendirici konumda idiler. Aynı zamanda bu parti sekreterleri yerel sovyetlerin ve yüksek sovyetin doğal delegeleri idiler. Yani sovyet seçimlerini kaybetmeleri söz konusu değildi. Oysa yeni seçim sistemi onların bu hakkına da son veriyordu. Öte yandan bu kıdemli parti yöneticilerinin çoğu devlet organlarını denetlemek için gerekli teknik bilgilere her zaman sahip değildi. Çok çalışkan bir öğrenci ve doymak bilmeyen bir okur olan Stalin’in ilgi alanları metalürjiden dilbilime, silah sanayisinden tarıma kadar uzanıyordu. Ancak her parti yöneticisi ele aldığı her konuyu derinlemesine inceleyen ve sürekli bir şeyler öğrenen Stalin gibi değildi. Bazıları sadece siyasal deneyimleri ve geçmişte devrime yaptıkları hizmetin yeterli olduğunu düşünüyordu. Oysa Stalin her alanda gerekli teknik eğitimi almış ve öğrenmeye açık genç veya kendini yenileyebilen kadroların iş başına gelmesini istiyordu. Aynı zamanda partinin iktidarın olanaklarıyla yozlaşmasını önlemek için parti yöneticilerinin topluma örnek olmalarını ve yığınların hükümete desteğini sağlamak için çalışmalarını istiyordu.

Öte yandan bu kadroların çoğu devrim öncesinde, devrimde, iç savaşta, NEP’te, kolektifleştirmede, beş yıllık planın uygulanmasında vb etkin rol almış, özveriyle çalışmış insanlardı. İçlerinden sağ ve sol sapmalar ve hainler de çıkmış olmakla birlikte çoğu Stalin’i ve parti çizgisini desteklemişti. Şimdi Stalin’in hem de eski kulaklara vb anti-Sovyet unsurlara seçme ve seçilme hakkı vererek parti yöneticilerini sovyet seçimlerinde yığınların önüne bir tür kurban gibi atmak istemesine içerliyor olmalıydılar. Anti-Sovyet unsurların ve hükümete şu veya bu nedenle (kolektifleştirme, kıtlık gibi) gücenmiş olan seçmenlerin seçimlerde onları ve adaylarını seçmeyeceklerini düşünmüş olmaları da kuvvetle muhtemel. Çünkü Stalin, Molotov ve Jdanov’un seçim sisteminde değişiklik taleplerini pratikte kararlı bir şekilde yenilgiye uğrattılar.

Bu arada içeride ve dışarıda siyasal konjonktür bir demokratikleşme çabasını destekler mahiyette değildi. Almanya ve İtalya’da faşizm iktidara gelmiş komünist partiler yasaklanmıştı. İspanya’da cumhuriyetçi hükümete karşı faşist Franco güçleri savaşıyordu. Baltık ülkelerinde faşist yanlısı dikta rejimleri kurulmuştu. Polonya, Finlandiya ve Romanya’da Sovyet düşmanı hükümetler işbaşındaydı. Japon emperyalizmi, Alman ve İtalyan faşizmiyle anti-Komintern anlaşması imzalamıştı. Sovyet hükümetinin Avrupa’da faşizme karşı kolektif güvenlik antlaşması imzalama çabaları sonuç vermiyordu. İngiliz ve Fransız emperyalizmi faşistlerin SSCB’ye saldırmasını bekliyorlardı. Nitekim emperyalistler Hitler Versalles antlaşmasının hükümlerini birer birer ihlal ederken sadece seyrettiler. İçeride ise 1934’te Kirov’un öldürülmesi muhalefetin artık daha sert bir mücadeleye başladığının işareti idi. (1930’lardaki uluslararası durum, Kirov cinayeti ve başka konularda daha geniş bilgi için Kemal Okuyan’ın Yazılama Yayınları’ndan 3. baskısı çıkmış olan Stalin’i Anlamak adlı kitabına bakılabilir).

Haziran 1936’daki parti Merkez Komite plenumunda delegeler anayasa taslağını kabul ettiler ancak hiçbiri taslak lehinde konuşmadı. (MK’nin çoğunluğunu yerel parti örgütlerinin birinci sekreterleri oluşturuyordu). Görünen o ki parti yöneticileri açıkça karşı çıkmamakla birlikte seçim sistemindeki değişimi istemiyordu.

Kasım-Aralık 1936’daki Sovyetler 8. Olağanüstü Kongresinde Stalin ve Başbakan Molotov tekrar seçim sistemine değinerek gizli oylama ve parti adayları yanında partisiz adaylarla seçime girmenin önemine değindiler. Molotov şöyle konuştu: “Bu sistem… bürokratlaşmış, kitlelere yabancılaşmış olanlara darbe vuracak.. geri veya bürokratlaşmış unsurların yerini yeni güçlerin almasını kolaylaştıracaktır. Yeni seçim sisteminde düşman unsurların seçilmesi mümkündür. Fakat bu tehlike bile bize hizmet edecektir çünkü buna ihtiyacı olan örgütlere ve uykuya dalan parti çalışanlarına bir kamçı görevi görecektir.”

Stalin de aynı netlikte konuştu: “Bazıları diyor ki bu iş tehlikeli, çünkü Sovyet iktidarına düşman unsurlar en yüksek makamlara kadar sızabilirler, eski Beyaz Ordu taraftarları, kulaklar, papazlar, vb. Fakat gerçekte korkacak ne var? “Kurtlardan korkuyorsan ormana girme”. Bir kere eski kulaklar, Beyaz muhafızlar ve papazların hepsi Sovyet iktidarına düşman değil. İkincisi şurada burada insanlar düşman güçleri seçerse bu demektir ki ajitasyon işini kötü örgütlemişiz ve bu ayıbı tamamen hak etmişiz.”

Kongre 5 Aralık’ta yeni anayasayı onayladı. Ancak delegeler anayasadan çok iç ve dış tehditler üzerinde durdular. Yine Aralık 1936’daki MK plenumunda da gündemdeki birinci madde yeni anayasa olmasına karşın MK üyeleri yine anayasa üzerinde konuşmak istemediler. Stalin, Molotov, Jdanov, Litvinov ve Vışinskiy’in anayasa üzerindeki konuşmalarına rağmen öteki üyeler bu konuşmaları yok sayıp Yejov’un “Troçkist ve Sağcı Anti-Sovyet Örgütler” hakkındaki raporu üzerinde konuştular.

Bu arada Ağustos 1936’da Zinovyev, Kamenev ve başkalarının mahkemesi yapılmıştı. Ocak 1937’deki ikinci mahkemede ağır sanayi bakan yardımcısı makamındaki eski Troçkist Pyatakov’un mahkemesi başladı. Gittikçe daha fazla gizli örgütler ortaya çıkmaya başlamıştı. Bu ise yeni anayasaya uygun seçimlerin nasıl örgütleneceğini tartışmayı engelliyordu.

Şubat-Mart 1937’deki MK plenumu SSCB tarihindeki en uzun MK plenumu oldu. Tartışmalar iki hafta sürdü ve bu tartışmalar 1992’ye kadar yayımlanmadı. Plenumda Jdanov yine yeni seçim sisteminden söz etti, partinin seçim mücadelesine hazır olması gerektiğini, seçimde düşmanca ajitasyonla ve partiye düşman adaylarla karşılaşacağını söyledi. Jdanov ayrıca parti içi demokrasiyi artırmak için de kooptasyona son verilmesini, listelere değil adaylara oy verilmesini, parti üyelerinin adayları sınırsız eleştiri ve istemediği adayları desteklememe hakkına sahip olmasını istedi. Kuşkusuz Jdanov Stalin’le birlikte hareket ediyordu. Fakat birinci sekreterler yine iç düşmanlar hakkında konuşmalarla gündemi doldurdular. Sovyet iktidarının düşmanlarının seçimlere etkin bir biçimde hazırlanmakta olduklarından söz ettiler.

Stalin’in bir başka yakın dava arkadaşı olan Molotov da konuşmasında suçu üzerine atmak için düşman aramanın anlamsız olduğunu, bütün parti yöneticilerinin sorumlu olduğunun altını çizdi. Ancak Molotov’un ve Stalin’in konuşmalarına karşın MK üyeleri her yerde düşman aramaya devam ettiler. Tartışmalara katılan 24 kişiden 15’i hararetle “halk düşmanlarından” bahsetti. Seçimlerin ve parti içi reformların tartışılmasını örtük bir biçimde reddediyorlar, sadece iç tehlikeyi gündemde tutmak istiyorlardı. 5 Mart 1937’deki kapanış konuşmasında Stalin Troçkistlerin birçoğunun partiye döndüğünü ve düşman arama işini abartmamak gerektiğini söyledi.

Peki bu parti yöneticilerinden düşman arama işini en çok abartanların başında kim geliyordu acaba? Doğru bildiniz, eski Troçkist ve Moskova parti komitesi birinci sekreteri Nikita Hruşçov. Hruşçov düşmanlara karşı en sert önlemlerin alınmasını isteyenlerin başında geliyordu. Moskova parti örgütünden büyük bir temizlik yapmıştı. Hatta bu yüzden plenumda Yakovlev’in eleştirisine uğradı. Stalin’e dalkavukça övgüler düzmekte de başı çeken ve Stalin öldükten sonra 1956’daki 20. parti kongresinde Stalin hakkında her bir iddiası yalan olan bir rapor sunacak olan bu unsur o sırada (1936’da) parti içi demokrasiden veya çok adaylı seçimlerden değil parti içindeki düşmanları temizlemekten bahsediyordu.

Stalin kapanış konuşmasında bazı yöneticileri şöyle eleştirdi: “Aramızda bazı yoldaşlar sanıyorlar ki kendileri bir narkom (bakan) iseler o zaman her şeyi biliyorlar. Rütbe ve makamın kendiliğinden tükenmez bilgiler verdiğine inanıyorlar. Ya da diyorlar ki ben bir MK üyesi isem bu tesadüfi değil, her şeyi biliyor olmalıyım. Oysa öyle değil.”

Plenumdan sonra bölgelerine dağılan birinci sekreterler alınan kararları ve Stalin’in dediklerini değil kendi bildiklerini uygulamaya devam ettiler. Bu arada Nisan-Haziran 1937 arasında üst düzey subaylar ve polis müdürleri arasında geniş tabanlı yeni bir komplo açığa çıkarıldı. Eski iç işleri bakanı Genrih Yagoda Mart 1937’de tutuklandı ve Nisan’da itiraflarını vermeye başladı. Mayıs ve Haziran’da başta Mareşal Tuhaçevskiy olmak üzere bazı üst düzey komutanlar faşist Almanya ile bir savaşta Almanya ile işbirliği yapmaya hazır olduklarını itiraf ettiler. Değişen siyasal atmosferden dolayı şimdi her yerde düşmanlar olduğunu iddia eden MK üyeleri inisiyatifi ele aldılar. Mayıs’ta 120 üyeli MK’den 36 üye tutuklanmış veya MK’den çıkarılmıştı. Bunlara karşın Haziran 1937’deki MK plenumunda Molotov ve Yakovlev parti bölge sekreterlerini bağımsız sovyet seçimlerini hazırlamak için çalışmamakla, parti görevleri için gizli seçimler yapmamakla, atamalarda seçim yerine kooptasyona başvurmakla suçladılar. Partiden seçilen sovyet delegelerinin nasıl oy vereceklerine parti sekreterlerinin karışmaması gerektiğini söylediler. Yakovlev açıkça “çürümüş ve bürokratlaşmış” yöneticilerin yerini alacak yeni kadrolardan söz etti. Stalin ve ekibi yerel yöneticilere açıkça saldırıyordu. Ancak onlar bir kez daha gündemi değiştirmeyi başardılar. Plenum sonunda bazı bölge yöneticileri Stalin’le görüştüler ve kendi bölgelerinde temizlik yapmak için geniş yetkiler aldılar. Bu yetkilerin nasıl bir pazarlıkla alındığını bilmiyoruz.

Stalin ve ekibinin trajedisi partide ve sovyetlerde ciddi bir reforma giderken son derece uygunsuz bir uluslararası konjonktür yanında içeride büyük komplolarla karşılaşmaları ve parti yöneticilerinin değişime karşı direnişi oldu. Trajediyi artıran başka bir olgu ise bizzat temizliği yapmakla görevli organların (yani polisin) içinde de komplocuların olması ve bunların dürüst insanlara da zarar vermeleri idi. Bu noktada Stalin’in genç tarım bakanı Benediktov’un dediklerini hatırlayalım:

“Sabotajcılıkla suçlanan insanların kaderi konusunda Stalin o zamanki Politbüro’da liberal olarak ün yapmıştı. Kural olarak, suçlananların tarafında olur ve aklanmalarını sağlamaya çalışırdı, ancak tabii ki istisnalar da olurdu. Stalingrad parti oblast komitesi eski birinci sekreteri Çuyanov anılarında bütün bunları çok güzel yazdı. Ayrıca bizzat ben de birkaç kez Stalin’in bu konuda “şahin” sayılan Kaganoviç ve Andreyev ile çatışmalarına tanık oldum. Stalin’in bu konudaki sözlerinin özeti, halk düşmanları ile mücadelede bile yasallık zemininden çıkmamak gerektiği idi.” (Stalin ve Hruşçov hakkında İvan A. Benediktov ile Söyleşi, Yazılama Yay., 2. Baskı, sf. 35)

Gelecek yazıda kaldığımız yerden devam edeceğim.

Kaynak: Haber Sol