Taciser Ülkü LEVENT | Aile içi şiddeti önlemek ve hukuki işleyişteki sorunlar

Aile içi şiddeti önlemek ve özellikle kadını korumak her hukuk devletinin amaçları arasında olmalıdır. Nitekim bizim ülkemizde de 2012 yılında 6284 sayılı kanun yürürlüğe girdi.Kanun, aile içi şiddeti engellemek ve kadını korumak için düzenlendi, pekiyi işleyişte neler oluyor bir göz atalım…

twitter: @AvTaciser facebook:taciserülkülevent

Herhangi bir delile dayanmadan eşlerden birisinin başvurusu ile uzaklaştırma kararı alınabiliyor. Az ihtimal de olsa şiddete uğrayan taraf erkek de olabilir… Buraya kadar her şey güzel ama ya uzaklaştırma talep eden taraf gerçeği saptırıyorsa sapla samanı nasıl ayıracağız? İşleyişteki sorunlar bu noktada ayyuka çıkmaya başlıyor…

Eşlerden birisi diğerini evden uzaklaştırmak istiyorsa, asıl amacın şiddet görenin kendini koruması olduğunu nasıl anlayacağız? Şiddet sadece kaba kuvvetle darp edilmek anlamına gelmiyor, aşağılayıcı sözler, madde kullanımı veya benzer birçok neden olabilir. Delile dayanmak gerekmediğinden başvurunun gerçekliğini kağıt üzerinde anlamak mümkün değil. Eğer başvuru gerçek dışıysa uzaklaştırılan tarafın itiraz hakkı var.

Bu noktada itiraz edenin gerekçelerinin çok sağlam olması hatta delillendirilmesi gerekiyor. Başvuru sahibinden delil istenmiyor ama itiraz edenin ispattan başka şansı yok. Böylelikle kanun karşısında eşitlik ilkesi hakimin takdirine bırakılmış oluyor. İtiraz kararı veren mahkemenin bir üst mahkemesi tarafından inceleniyor ve karara bağlanıyor. Örneğin 24. Aile Mahkemesi uzaklaştırma veriyor, kararın iptalini ise 25. Aile Mahkemesi inceliyor. Odaları yan yana olan her fırsatta birlikte sohbet eden iki hakimin fikir alışverişinde bulunmadan tarafsız karar vermesi gerekiyor. Hiçbir hakim bir diğer meslektaşını zor durumda bırakmayı sevmiyor ama kanun hem tarafları hem de hukukçuları karşı karşıya getiriyor.

 

Kanun gereğince delile dayanmadan verilen uzaklaştırma kararlarında başvuranın dilekçesi her hakim tarafından titizlikle okunuyor olabilir mi? Sonu başından belli bir talep için onca zaman harcamaya gerek var mı? Tabi ki her dilekçeyi okumak hakimlerin görevi ama ya okumayanı varsa ne yapacağız? Bütün yük kararı iptal ettirmek isteyenin omuzlarına yükleniyor. Hele hele başvuran kötü niyetliyse süreç son derece can sıkıcı bir hal alıyor. Kendi kafasını duvara vurup kanayan alnı için adli tıp raporu alan ve eşini kendisinden uzaklaştırmaya çalışanları bile gördüm ben adliye koridorlarında… Uzaklaştırılan; kusuru olmasa bile aklanması için zor bir süreçten geçmeye peşinen mahkum ediliyor. Bir de kararın karakolda tebliğ edilmesi süreci var. Beyefendi bir adam veya hanımefendi bir kadın düşünün, karakola davet ediliyor ve diğer insanların eleştiren bakışları altında uzaklaştırma kararını teslim alıyor. İster istemez bir travma yaşanıyor, yaşatılıyor.

Kanunların açıklarından faydalanmak isteyen kötü niyetli insanlar hep var olmuştur ve var olmaya da devam edeceklerdir. Kural koyucuların mahareti, kanun açıklarını en aza indirgeyerek her vatandaşın eşit haklarla sahip olmasını sağlamakla ölçülür. Kanun çıktı ama işleyişteki aksaklıklar tespit edilerek aksaklıkların ortadan kaldırılması yönünde hiçbir adım atılmadı. Ne mi yapmalıyız? Bu ve buna benzer eksiklikleri baro yönetimlerimize taşıyarak adalet ve eşitlik yolunda hep birlikte mücadele etmeliyiz… Ben şahsen bunu bir görev telakki ediyorum…