Serhat HALİS | Sierra Maestra’dan 68’e Küfrün Kelebek Etkisi

Bir an için, yaptığınız bir şeyin, yuvarlanan bir kartopu gibi büyüyerek ilerleyen olaylar silsilesine yol açtığını düşünün. Anlık hareketimizin etkileri, birbirine bağımlı pek çok etkenin ve birbirinden bağımsız pek çok değişkenin devreye girmesiyle; farklı ve büyük sonuçlar doğurur. Bu türden bir değişikliğin hayatımıza olan olumlu ya da olumsuz etkilerini ise ancak aylar ve/ya yıllar sonra fark ederiz.

serhat.halis@kuzgunportal.com
@Serhat_Halis

Bu durumu, ünlü matematikçi Edward N. Lorenz, 1963 yılında hava durumu ile ilgili hesaplamalar yaparken geliştirdiği bir modellemeyle açıklayacaktır. Bu modelleme daha sonra adına Kelebek Etkisi denecek teoriden başkası değildir. Loenz’in Kaos Kuramı ile ilgili çalışmasının bir parçası olan Kelebek Etkisi teorisine göre; “bir sistemin başlangıç verilerindeki ufak değişiklikler, büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilme olasılığına sahiptir.” Teoriyi ortaya attıktan bir süre sonra Lorenz, bugün hemen herkesin bildiği o meşhur cümleyi kurar;  “Amazon Ormanları’nda bir kelebeğin kanat çırpması, ABD’de fırtına kopmasına neden olabilir.” 

Yani küçük bir hamle, sonuçları çok güçlü olacak bir hareketin başlangıcı olabilir. Bazen bir kelebeğin kanat çırpışı, hatta edilmiş bir küfür…

26 Temmuz 1953 günü sabaha karşı saat 04.00 sularında Fidel Castro önderliğinde yüz kadar silahlı kişi, Küba’nın Santiago kentindeki Mancada Kışlası’na doğru heyecanlı ve tedirgin bir şekilde ilerliyordu. Bu, Küba Devrimine giden yolda atılmış ilk adımdı. Amaç; kışlayı ele geçirip, ülkeyi Batista diktatörlüğünden ve emperyalizm boyunduruğundan kurtarmak için gerekli olan ilk adımı atarak, bir mevzi kazanmaktı.

Ne yazık ki işler beklendiği gibi gitmedi. Başarısız olan kışla baskını sonrasında onlarca devrimci öldürüldü ve içinde Fidel’in de olduğu bir o kadarı tutuklandı. 15 yıl hapis cezası alacak olan Castro, 4 saat süren tarihi savunmasını La historia me absolverá” (*) diyerek bitirecekti.

Tarihin ilginç bir cilvesi, ya da mesut bir tesadüf, bilinmez; 1955 yılının Meksika’sında, Küba ve dünya tarihi üzerine etki edecek dört insan bir araya geliyordu. Cezası sürgüne çevrilen Raul ve Fidel Castro kardeşler, Che Guevara ve Camilo Cienfuegos ile sürgünde tanışacaklardı. Meksika, adeta mıknatıs gibi, Küba Devrimi’ne öncülük edecek bu dört adamı yan yana çekmişti.

1956 yılının sıcak bir kasım günü 82 devrimci; Meksika’dan, Granma adındaki eski bir gemiyle Küba’ya doğru yola koyuldu. Ancak yolculuk esnasında bir talihsizlik yaşanacaktı. Devrimcilerden birinin denize düşmesi; Granma Gemisi’nin beklenenden çok daha geç Küba kıyılarına varmasına neden oldu. Bu gecikme ise bir şekilde, Batista Birlikleri’nin Granma’dan haberdar olmasını sağlamıştı.

Gemi, Küba kıyılarına vardığında, Batista Birlikleri tarafından hem karadan ve hem de havadan yoğun bir saldırıya maruz kaldı. Onlarca devrimci yaşamını yitirmiş, ablukaya alınan küçük bir grup ise teslim olmaya zorlanıyordu. Bu, 26 Temmuz Hareketi’nin Mancada Kışlası baskınından sonra aldığı ikinci yenilgiydi ve her şeyin bittiği bir an gibi görünüyordu. O an için; değil “devrim yapmak”, hayatta kalmak bile neredeyse imkânsız bir hal almıştı. Tam da bu sırada her şeyi değiştirecek, Küba Devrimi’ne kadar ilerleyecek bir süreci tetikleyen küçük bir hareket, bir söz, bir haykırış duyulacaktı. Camilo Cienfuegos ‘teslim ol’ çağrılarına karşılık savurduğu küfürle, ‘neredeyse doğmadan ölmek üzere olan bir devrimi’ kurtarıyordu.

O küfür, Meksika’dan yola çıkmış kadrolardan geriye kalan 12 kişiyi motive etmiş, yaşamla buluşturmuştu. Evet, bu saldırı neticesinde; yola çıkan 82 devrimciden sadece 12’si hayatta kalacaktı. İşte o 12 kişi, Camilo’nun küfründe cisimleşmiş olan bir direnişi, nihayete ulaştıran çekirdek kadrodur.

Düşman saldırısından kurtulabilen bu 12 kişi, dağınık bir şekilde Sierra Maestra dağlarına çekilecek ve günler sonra birbirlerini bulacaklardı. Bu buluşma 26 Temmuz Hareketi’nin tekrardan derlenip toparlanması ve mücadeleye atılması ile sonuçlanacak; bu sonuç ise Küba’da Batista iktidarını sonlandıracak bir devrimle taçlanacaktı. Yani Camilo’nun küfürü, başladığı andan geleceğe doğru sürekli büyüyerek ilerleyen bir mücadelenin, kelebek etkisi yaratan hamlesi olmuştur.

Bazen yapılan küçük bir hareket, gelecekte çok büyük değişikliklere ve sonuçlara neden olacak bir ilk hamle olabiliyor demiştik. İşte bir Los Barbudos’un(**) ağzından çıkmış o küfür; hayatın en anlamlı yerinde duran ve tarihi topyekûn değiştiren bir fırtınaya neden olacak kelebeğin çırptığı kanattır.

Küba kıyılarında, Sierra Maestra dağlarının eteklerinde gökyüzüne yükselen o küfür olmasaydı, belki de bugün Küba Devrimi’nden bahsediyor olamayacaktık. Ve Sierra Maestra dağlarının eteklerinde edilmiş o küfrün yarattığı kelebek etkisi; Atlantik’in beri yakasında “68 fırtınasına” dönüşecekti.

 

(*) Tarih beni aklayacaktır.

(**) Sakallılar. Küba halkı, uzun sakallarından dolayı gerillalara sakallılar manasına gelen ‘Los Barbudos’ demekteydi.

Serhat HALİS’in “ULUS – Bir Sınırda Hapsolmak, Sağ Marksizimle Polemik” Kitabını satın almak için lütfen Kitap görseline tıklayınız.