Salih Zeki TOMBAK | Muammalar Demokrasisi

Muharrem İnce “Adam kazandı” sms’i ile o gece; “arada 10 milyon fark vardı” açıklamasıyla da ertesi gün, elinde AA’nın verileri dışında hiçbir veri olmadan Erdoğan’ın zaferini ilan etmiştir.

Türkiye’nin siyasi rejimi sürekli yeni muammalar üretiyor.

Devlet Bahçeli’nin Erdoğan’a karşı son derece sert muhalefetinin bir anda sona ermesi, sayısız komplo teorisinin üretilmesine yol açtı. Ama kamuoyu bugüne kadar, bu keskin dönüşün gerçek sebebinin ne olduğuna dair ikna edici bir gerçeğe ulaşamadı.

Salih Zeki TOMBAK
@sztombak
sztombak@yahoo.com

Belki son derece basit, ikna edici bir gerçeğe dayanıyordur. Bilmiyoruz. Öğrenemedik.ABD ve AB ülkelerinde de siyasetin şeffaf olduğu söylenemez. Malum batı ülkelerinde, dev enerji şirketleri, silah tekelleri, bankalar, derin devlet, gladio, süper Nato gibi “gücün karanlık tarafında” olduklarını neredeyse bütün 20. yüzyıl tarihinden öğrendiğimiz güçler, organizasyonlar var.

Ama güçlü bir medya, hiç değilse açık siyaset alanında olan bitenin çoğunun ve zaman zaman da “karanlık tarafta” olanların bir kısmının bilgisine ulaşıyor, bildiğini toplumla paylaşıyor. Topluma karşı işlenen suçları teşhir ediyor. Bunu becerebildiği ölçüde de gücünü ve saygınlığını arttırıyor. Siyaseti önemli ölçüde ve devleti bir ölçüde şeffaflaştırıyor.

Türkiye’de bağımsız medya artık neredeyse tamamen dijital ortamda kendini var edebiliyor.  Medya gücünü kaybettikçe, soru soramaz hale getirildikçe; halkın siyasete katılma ve bilgi edinme kanalları daraltıldıkça; karanlık, devletin ve siyasetin üstünü kaplıyor. Muammalar birbirini izlemeye başlıyor.

24 HAZİRAN’DA SEÇİM YAPILDI MI?

24 Haziran seçimleri öncesinde seçim çalışmalarının eşit, adil ve demokratik şartlarda gerçekleşmediği AKP’lilerin dışındaki bütün vatandaşların ve siyasi aktörlerin ortak gözlemiydi. OHAL vardı. İktidar devlet imkanlarını büyük bir pervasızlıkla kullanmaktaydı. HDP’nin başta Eş Genel Başkanları olmak üzere, bazı milletvekilleri ve binlerce parti yöneticisi  veya üyesi  tutuklanmıştı vs.

Seçim sürecinde, Anayasa Mahkemesi’nden YSK’ya kadar,  hukuka aykırılıkların düzeltilmesi amacıyla yargıya yapılan başvuruların tamamı reddedildi. Yargının bağımsız olmadığı ve iktidar tarafından maniple edildiği  yönünde ki iddialar bu dönemde de daha da yüksek sesle dile getirilir oldu.

Muhalif parti, örgüt ve vatandaşların asıl ve en büyük endişesi ise, seçimlerin güvenilir şartlarda gerçekleşmesiyle ilgiliydi. Sandığa attığımız oylar sonuç olarak çıkacak mı; yoksa büyük çaplı hileler mi yapılacak?

Bu endişeyi kabus haline getiren iki veri seçimin hemen öncesinde ortaya çıktı. Birisi seçime 4 gün kala, iktidar yanlısı bir tv kanalında, son derece detaylı bir seçim simülasyonunun yayınlanmasıydı. İkincisi ise Erdoğan’ın basına kapalı yapılan AKP mahalle sorumluları toplantısında, “işi daha baştan bitirin”, “HDP ile özellikle ilgilenin” gibi talimatlar vermesi idi.

Ama muhalefet bu defa “pabuç bırakmayacaktı”. Kaç seçimdir bu konuda emek verilmiş, örgütlenilmiş ; son derece yaygın bir sandık görevlileri ağı yaratılmış; görevliler etkin bir eğitimden geçirilmiş ve nihayet sandık başına çok erken saatte gitmeleri bir “vatanseverlik” görevi olarak kendilerine duyurulmuştu.

İşin daha önemli yanı ise; sandık sonuçlarının süratle iletilmesi ve “AA’nın kötü niyetli” yayınının etkisinin kırılması amacıyla bütün muhalefeti ve sivil toplum ağlarını içine alan bir dijital platform CHP tarafından kurdurulmuştu: ADİL SEÇİM PLATFORMU!

SEÇİM GECESİ KABUSU

Seçim gecesi beklendiği üzere AA hızla AKP oylarının çok yüksek göründüğü bir veri akışını tv kanallarına servis etmeye başladı.  CHP Genel Sekreteri Tezcan, Tuncay Özkan’la birlikte iki kez FOX TV’ye bağlanarak AA’nın verilerinin gerçeği yansıtmadığını; kendi ellerindeki verilere göre seçimin kesin olarak 2. Tura kaldığını, Meclis çoğunluğunun muhalefete geçtiğini açıkladılar. CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu da Genel Merkeze paralel bir açıklama yaptı. Ve gecenin sonuna doğru aynı Bülent Tezcan, ellerindeki ıslak imzalı tutanakları Adil Seçim Platformuna ulaştıramayan; ama oy torbalarının başında, seçim kurullarının önünde beklemekte olan sandık görevlilerini sükunetle evlerine gitmeye davet etti. Kılıçdaroğlu ekranlarda hiç görünmedi. 50 bin avukatla YSK önüne gideceğini günler öncesinden ve ısrarla açıklayan Muharrem İnce ortadan kayboldu ve “Beni YSK önünden bıçakla kazırlar” diyen Akşener, YSK önüne gitmedi.

Komplo teorilerinin üretilmesi için çok elverişli bir ortam vardı ve üretildi. Çoğunu duymuşsunuzdur.

Sonradan duyuldu ki, ADİL SEÇİM PLATFORMU hiç çalışmadan çökmüştür. CHP’deki ilgililer ilk günlerde bu bilgiyi yalanlamış olsalar da, HABER+  yayın yönetmeni Celal Başlangıç’ın belgelerle ortaya koyduğu üzere yeni kurulmuş; şirket merkezi, bir ev olan,  bu platformun kurulması ilk işleri olan; 1 ve 2 numaralı 40’ar bin liralık faturalarını bu iş için kesmiş bir şirket,  Adil Seçim Platformunu kurmuş; ama seçim öncesi hiçbir deneme yapılmamış: dolayısıyla sistem  hiç çalışmadan çökmüştür.

Böylece sadece CHP’nin sistemi değil: bütün muhalefetin sahip olduğu yegane sistem çöktüğünden, O GECE muhalefet AA’nın ve YSK’nın açıkladığı verilerle aynı veya bu verilerden farklı bir veri ortaya koyamamıştır.

Muharrem İnce “Adam kazandı” sms’i ile o gece; “arada 10 milyon fark vardı” açıklamasıyla da ertesi gün, elinde AA’nın verileri dışında hiçbir veri olmadan Erdoğan’ın zaferini ilan etmiştir.

YA SONRA…

Muharrem İnce seçim sonrası çıkacağını ilan ettiği ülke çapındaki teşekkür turu çerçevesinde 2-3 ile gitti ve bu ziyaretlerinde seçimlerde hile yapılmadığını anlattı. Sonra tura devam etmedi.

CHP genel merkezi ise bir haftalık sessizlikten sonra hiçbir şey olmamış gibi, 24 Haziran gecesini unuttu ve unutturduğuna inandı. Ortaya hiçbir sorumlu çıkmadı, çıkarılmadı. Hatta 2019 Mart ayında yapılacak yerel seçimlerin erkene alınması ihtimaline karşı Grup Başkan Vekili Levent GÖK, “Parti örgütlerimiz zamanında veya erken, her türlü seçime hazırdır” bile dedi, 24 Haziran’dan iki hafta sonra.

Seçim gecesi gerçekten seçim sonuçları mı ilan edildi; yoksa Ertuğrul Mavioğlu’nun ODTÜ Mezunları Derneği Dergisinde yayınlanan uzun incelemesinde iddia ettiği gibi, seçimden 4 gün önce yayınlanan simülasyonu kimi düzeltmelerle  bize seçim sonucu diye mi yutturdular, bilmiyoruz. Kılıçdaroğlu’nun  seçimleri neye dayanarak “gayrı meşru” ilan ettiğini bilmiyoruz. Çünkü elinde bir veri olmadığını biliyoruz.

Dolayısıyla önümüzde en az Bahçeli’nin büyük dönüşü kadar tuhaf, anlaşılmaz bir muammalar dizisi var. O gece ne oldu? Olan şey, yoksa daha önceden mi olmuştu? Haydi Akşener oylarını beklenenden çok düşük buldu ve ortadan kayboldu, hatta İYİ Parti’nin Genel Başkanlığı’ndan çekilmeye çalıştı. Peki CHP bu durumu nasıl ve neden tamamen önemsiz bir halmiş gibi kabullenmemizi bekliyor? Bundan sonra ki seçimlerde de aynı şeyin olmayacağının garantisi var mı? Seçim sonuçları seçimden bağımsız olarak ve günlerce önceden kesinleşecekse, vatandaşlar bir daha neden sandığa gitsinler?

Bence en dikkat çekici olanı ise şu:  Haydi bütün Türkiye’nin sandıklarında müşahit bulundurulamadı diyelim, peki İstanbul’da veya İzmir’de veya büyük nüfuslu 15 ilçede, hala sandık müşahitlerinin elinde bulunan ıslak imzalı sandık sonuç tutanakları neden CHP Genel Merkezi tarafından toplanmadı? Böyle bir çalışma yapılsa ve çıkan sonuç YSK sonuçlarıyla karşılaştırılsa; milyonlarca seçmeni temsil eden bu örneklemeden görüp öğrensek ki; sonuçlar küçük farklarla aynıdır; içimiz rahatlasa; AKP’ye yönelik hile suçlamalarımızdan mahcubiyet duysak, iç barışa doğru bir adım atmış olsak…

Veya ıslak imzalı tutanakların ortaya koyduğu sonuçlarla YSK’nınkiler arasında ciddi farklılıklar gördüysek, demokratik ve meşru yollardan iktidarı suçlasak, yapılmışsa eğer bu ahlaksızlığın hesabını sorsak.

CHP veya herhangi bir parti, seçim kaybedebilir; seçim başarısızlıkları yaşayabilir.  Ama kendi  seçmeninin oyuna sahip çıkmayan; bunu umursamayan ve hiçbir şey olmamış gibi kongre kavgasına tutuşan ve vatandaştan gene oy istemeye hazırlanan bir parti bir parça sahiciliği olan her demokrasi için çok sıra dışı bir durumdur. Bunu sorgulayabilecek medyamız olsaydı keşke.

Belki o zaman vatandaşlar ve ilgili partiler de bu sıra dışılığı önemserdi.