Neslihan ACAR | Müslüm Baba da bizi görecek mi?

Malum, siyaset dışında her alanda, her türlü muhalefet potansiyeline sahip bir toplumuz.
Gerekli, gereksiz; saçma, haklı; “laf olsun” ya da “çıkıntılık edeyim, gözler bende olsun” …
Her türlü muhalefet performansını yaşatırız… Tam da bu sebeple “çuvaldızı kendime” diyerek başlıyorum…

facebook.com/neslihan.acar.148
instagram.com/neslihan__acar

80 sonrası dayatma filmlerin, arabesk furyasının bağrından kopmuş bir oyuncu olarak Müslüm Baba’ya bir başka açıdan baktım… Doğrusu, böyle hissettim. Salondaki seyirci profiline bakınca gizli saklı Ahmet Kaya dinleyen sağcılarla, el aleme duyurmadan kısık seste Müslüm Gürses dinleyen sosyetik “nezaket hanımlar”, tebdili kıyafet İbrahim Tatlıses konserindeki elit ve entelektüel “aydın beyler” kafamın içinde halaya durdu. Zira seyirci yaş ortalaması (tam da zamanı yakalamış, besbelli) fikrimi destekliyordu. O anda bir Cem Yılmaz film repliğiyle sordu kafa sesim: “Müslüm Baba da bizi görecek mi?!” fakat hiç de komik değildi…

İlk defa görünmez olmayı dilemeden hedef kitlesi dışında birileri, birileri derken, ayıptır söylemesi ilk haftada 700 bin seyirci, Müslüm Gürses’in hayat öyküsüne koşuyordu.

Bilmem derdimi, fikrimi ifade edebiliyor muyum? Zoruma gideni söyleyeyim o zaman: toplu üstencilikler, kitlesel kendini beğenmişlik, zorlama kendini inkar edişler… Yoksa kim zorundaki arabesk sevmek?

Derdim hiçbir arabesk filmi savunmak değil; iş emeğe dayanırsa orada duracaksın ama… Onu ben bilirim, onu biz biliriz; ama ah benim güzel elitim, entelektüelim, ah benim büyük burnunu en güzel kıvıranım; acı arabesk soslu Müslüm Gürses filmlerini, müziğini için almazken, Müslüm Gürses’i bir Mustafa Uslu yapımında, Can Ulkay yönetmenliğinde, Timuçin Esen performansında mı bekliyordun?

O acı sos, gerçek hikayesi olunca mı tatlı geldi? Eğer sen filmine, müziğine burun kıvıransan, neyi merak ettin?

Ama benim merak ettiğim bir şey var, okuyorsan ve sana da ayna tuttuysam ne mutlu bana… Adı bende saklı, kısa bir süre (şükür!) ortak alan paylaştığım hanımefendi, hani bana “şarap alalım, köpek öldüreninden… müslüm dinlemeye gidelim” diyen… Peşinden de  yapıştırmıştın “ama gözlük takalım”ı… Filme gittiysen, umarım yanına iki “Pherma/Sharp” da almışsındır.

“Yaşamım boyunca solcu oldum” diyen müzik pazarlamacısı Süha Yavuz aracı olmuş ya, “Paramparça” söyletmek için Teoman’la arasında, onu da bir yana koyalım. Teoman’ın popçu mu, rockçı mı olduğunu da siz aranızda tartışın, sevgili başka kesim, sevgili farklı kültür; acaba Müslüm Baba da gördü mü aynı AVM’nin farklı salonlarına kendi hikayesinden çıkıp Freddie Mercury’ye (ki filmin öznesi Mercury idi) girenleri?

Dört dev vardı perdede, kafamda hala dördü iç içe, düğüm düğüm, çözemiyorum… Rami Malek, Freddie Mercury, Timuçin Esen/Müslüm Gürses… “Miş gibi yapmak” kavramını siliyor, klişeleri yıkıyor, “o olmak” denileni öğretiyor; gözüne gözüne sokuyor hem de!
Yapımcı ya da yönetmen olsam, ben tercih etmem ikisini de; filmin önüne geçiyor performansları… Kötü bir şaka elbette: şimdi kalemin ucunu batırmak istediğim, kendine riyakar koca bir eşek şakası gibi karşımızda duranlar var kadar…

Ezcümle, ruhumuzda arabesk var; her şey kabullenmekle başlar… Korkma, iyi gelecek.
Hiç umulmadık insanlardan gelen bu tezahurat yalnız filme değil; bence Müslüm Gürses’in ta kendisine. En ağdalı arabeskinden olanını, “Affet”i de alkışlayarak, Müslüm’ü dinlediler, izlediler, gördüler. Acaba Müslüm Baba da bizi gördü mü?
TRT’nin yasaklanmış, sansürden nasibini almış Müslüm Gürses’i, o zaman

“Affet bizi bir akşamüstü gölgen uzarken, sabaha karşı affet tam ayrıldık derken…”

Kendi adıma teşekkürler Mustafa Uslu, Timuçin esen ve emeği geçen herkes…