Necmettin SALAZ | Öyküler: Laz Savcı ve rulo ifade tutanakları

Geceyi nezarette geçirdikten sonra sabah dokuz gibi adliye binasına götürüldük. Savcı ifadelerimizi aldı ve serbest bıraktı hepimizi. Çıktığımızda büyük amcam kapıda bekliyordu. “Gel bakalım.”dedi. Babama kıyasla alabildiğine hoşgörülü bir insandı Sabri amcam. Arkadaşlarımla vedalaştım ve amcamla yürümeye başladım. Babamın çok kızgın olduğunu, akşama kendilerine gitmemi ve bir süre sonra durumun normale döneceğini söyledi. Dediğini yaptım. Bir süre amcamlarda kaldım, sonra barıştırdı bizi, ama “barış”
pek de uzun sürmedi.

Olaylı yıllardı. Olay olayı, eylem eylemi ve nezarethane nezarethaneyi izliyordu. Orada bir ya da iki gece tutulduktan sonra, o zamanki adıyla siyasi şubeye götürülüp sorguya alınıyorduk. Çoğunlukla kaba dayak atıp falakaya yatırıyorlar ve yaptığımız işleri gizli örgütlerin planladığını, bizim Kürtçü olduğumuzu, memleketi bölmeye çalıştığımızı içeren ifade tutanakları imzalatmaya çalışıyorlardı.

Yine o günlerden birinde, MHP’liliğiyle ünlü siyasi şube amiri ve ekibince atılan dayak faslı bittikten sonra, yazılmış olan sözde ifade tutanaklarını imzalamadan savcılığa ifade vermek üzere aynı koridorun öbür ucundaki odalardan birine götürüldük. Her gidişimizde farklı bir savcıyla karşılaşıyorduk. Bu seferki orta yaşlı, iri yarı biriydi. Sırayla önüne dizilip beklemeye başladık. Önce bizi iyi bir inceledi, önündeki evraklara göz attı ve Karadeniz aksanıyla konuşmaya başladı:

“ Duvarlara yazi yazmişsinuz doğri midur?”

“Doğrudur.” dedik.

Zaten inkâr etme şansımız yok, üstümüz başımız, ellerimiz boya. Suçüstü yakalanmışız.

“Pekii ne yazdunuz?”

“Yaşasın halkların kardeşliği, kahrolsun faşizm, kahrolsun ağalık ve şeyhlik! Yaşasın özgürlük, yazdık efendim!”

Biraz düşündü, önündeki tutanakları inceledi ve:

“Eksik yazmişsinuz” diyerek yüksek sesle bağırdı.

“…”

“Niye susayisinuz ula, eksik yazmişsinuz diyirum!”

“Ne yazmalıydık efendim?”

“Niye Demirel’i yazmadinuz, memleketi soyii diye, yegenleri, ağabeyisi yaladi yutti memleketun paralaruni, hayali ihracat yapti diye yazmadunuz?!”

“…”

“Niye Ecevit soldan gösterii sağdan vurii diyerekten yazmadunuz
duvarlara ula?!”

“…”

“Niye Erbakan yalandan Müslümanlık ediyi diye, niye Türkeş’midur nedur kardeşi kardeşe vurduriyi diye yazmadunuz, deyin bakayim baa?!”

Bekledi bekledi, uzun uzun yüzümüze baktı ve devam etti:

“Yazacaksanuz ha boyle şeyler yazun, paranuz olmaz ise boyayi ben alurum, vallahi de alurum billahi de alurum daa.”

Durdu, biraz baktı suratımıza, tek tek süzdü bizi ve devam etti:

“Şimdi sizi bırakayırum, bi daa deduğumun dişinda yazi yazmayun, atarum içeri bilesinuz, anladunuzmi ula!”

Sonra kapının önünde beklemekte olan polisleri çağırdı ve:

“Ha bu çocuklari niye dövdunuz?” diye sordu. Polis inkâr etti.

“Elleri şiş daa bunlarun. Ayakta da duramayiler. Bi de yalan gonuşayisun, bi daa döversenuz içeri atarum bilesinuz.”

dedi ve hayatımda gördüğüm en ilginç ve bir savcıdan asla beklenmeyecek şeyi yaptı. Elinde tuttuğu sözde ifade tutanaklarını rulo hale getirerek öndeki polise uzattı:

“Buni ha boyle bozmadan tut ve o başunuzdaki amire götur, sakın ha bozma, boyle ver ve de ki ona, bi daa zorla ifade almasun, ifadenun altinda sanuğun imzasi olsun, ha bu kâğıtlari da kendune en uygun şeyi yapsun!…”