Nazif AY | Din Dersi Müfredatına Sokuşturulan Cihat

İslamcı düşünceye geçişte ilk merak edilen kavram cihattır.

Cihat, gelecek yıl Milli Eğitim Bakanlığı’nın lise din dersi müfredatına sıkıştırılmaya çalışılan cihat, hükümetin bazı günleri milli yapma gayretine dayanak olması için gündeme masummuşçasına taşımak istediği hırçın bir kelimedir.

nazif.ay@kuzgunportal.com
@AlterNazif

Cihat, yoğun tartışma ve itirazlar olması nedeniyle Din dersi müfredatına “Başlıca ibadetler” başlığıyla sokulamayan ama yine de geniş olarak ve milli mücadele ile İstiklâl harbine dair atıf yapılmadığı halde, aslında zemininin hazırlanmasında tüm İslamcı yapıların olduğu 15 Temmuz vak’ayı meçhulesinin propagandası yapılıp din derslerine sokuşturulan radikal söylemdir.

Cihat, dinci terör örgütlerinin internet ortamında ve sosyal medya ağlarında yaymaya çabaladığı onursuz mücadele şekli ve kutsallığa sarmalanması için özel kavram elbisesiyle lanse edilen olumsuz cümlelerin soru işaretli gayya kuyusudur.

Cihat denen mücadele, İslamcıların kanlı mukatelesi (Birbirini öldürme) ve sözlükteki diğer anlamlarını boğan gaddarlıktır.

Cihat, Muhammed peygamber ile dinler tarihinin gündemine girmiştir. Ondan önceki dönemlerde Hz. Davut gibi bazı peygamberler de savaşmıştır ama Hz. Muhammed’in radikal bağlılarında savaş, ana ibadet ve iman esası olarak anlaşılmıştır.

Muhammmed peygambere savaşması gerektiğiyle ilgili ayetler inerken konjonktürel sürecin takip edildiğini görmekteyiz. İlkin, haksızlıklara, saldırılara ve ihanetlere karşı nefsi müdafaayken birçok şarta bağlıydı. Hatta ayetlerdeki “Öldür!” gibi ifadeler her zaman ölümü ifade etmiyordu. “Sınırı aşan isteklerinizi dizginleyin, kendinizi düzeltin” anlamında “Nefislerinizi öldürün (Faktulû enfüseküm)” deniliyordu aslında. Ama sonraları İslami cinayetin adı, terörün unsuru ve ganimet peşinde maddiyat edinmenin yolu oluverdi. “Allah’ın kılıcı” diye lakap takılan ünlü İslam savaşçısı Halid bin Velid bile cihadı kadın avcılığına dönüştürmüştü. Ayrıca Müslüman olmayanlardan cizye adındaki vergiyi alabilmek amacıyla insanları İslam’a dahil etmemeye çabalamak ve zengin olma adına diğer inanç sahipleriyle mütemadiyen cebelleşmek müslümanların ana gayesini teşkil etmişti.

Arap anlayışına endeksli şekillendirilen İslam hukuku şeriat, erkeklerin zevkine göre düzenlendiği gibi, önceleri haksızlıklara ve tecavüzlere karşı savunma amaçlı olan cihat da şahsi ya da zümrelerin menfaatine göre yorumlanıp zalimce uygulandı. Oysa Allah, Hz. Muhammed’e “Biz sana Kur’an’ı eşkıyalık yapman için göndermedik”  şeklinde seslenmişti, ama İslam tarihi cihadı bahane ederek, ganimet, köle ve cariye edinme eşkıyalığının şahikasını yazdı.

Sözlükte, çalışmak ve çabalamak anlamına gelen Cihat kelimesi, İslamcılığın genel kabullerde; “savaşmak, canilik, manyakça saldırı” şeklinde anlaşılmakta ve dış güçlerin piyonlarınca kabul edilen bu anlamıyla uygulanmaktadır. Belli tarih aralıklarında Kur’an’daki cihat ile ilgili ayetler ve konuya ilişkin hadis külliyatından derlenen Peygamber sözleri kaynak gösterilerek “Terörist İslam” algısının teyidi sağlanmaktadır.

Öncelikle belirtmeliyim ki “İslami hareket” adı verilen gayrı meşru hareket, geleneği olmayan niteliktedir. Bu akımın, İslam sözcüğündeki “Silm” kökünden, yani “Barış” kökünden geldiği doğrudur, ama İslamcılığın bir barış oluşumu olduğu savı koskocaman bir yalandır, çünkü bugünün dünyasında hırıltılı sesle konuşan İslamcı gruplarda din siyasetinin gerçek anlamı, terörizmdir.

Yirminci yüzyılın başlarında İslam dünyasında siyasal başkaldırı süreci belirgin şekilde Mısır’da kendini hissettirmiş, Hasan el-Benna, Abdüh, Efganî, Kutub Kardeşler gibi isimler dinci isyan pratiğinde sembolleşmiştir. Diğer İslam ülkelerinde ise Mevdudi ile Ali Şeriati gibi teorisyenler ve büyük fikir insanları ortaya çıkmıştır. Esasında tüm bu şahısların amaçları; sömürgecilere, bilhassa İngilizlere karşı mukavemet göstermek, müstemleke (sömürü) zincirinden ruhen, fikren ve resmen kurtulmaktı. Saydığım isimlerden en rasyoneli ve pratik yaşama dair en etkin reçete hazırlayanı Ali Şeriati idi.

İslamcılıkta Cihadın Anlamı

İslamcılık geleneğinde cihat ile ilgili önemli kayıtları alt alta yazmanın yararlı olacağını düşünüyorum.

Birincisi, İsrail’in kontrolünde gelişen ve hadis külliyatındaki tüm vahşi yorumlarla desteklenen ve kutsallık arz eden her şeyi yerle bir edilerek kendine diî saygınlık kazandırmak isteyen insanlık dışı savaşa “Cihat” denilmektedir.

İkincisi, İslamcı iktidar savaşları dindar erkeklerin egosu içindir. Kadınların dinî iktidardaki yeri ise piyon ve manken olmakla sınırlıdır.

Üçüncü tespitimi de, insaflı, hakkaniyetli ve adaletli olmalıyız düsturuyla yapmak istiyorum. Türkiye’de egemen kültür olan Sünniliğin zaman zaman sergilediği radikalliğinden, gaddarlığından, ahlâksızlığından ve katilliğinden her fırsatta söz ettim ama Şia kültüründen feyz alan şer odaklarını unutmamalıyız. Işid, el- Kaide, Fethullahçı Terör Örgütü vb. İslam’ın Sünni ekolünün ifrattaki uç noktalarıysa; Hizbullah gibi örgütler de Şia bağnazlığını ruhuna işlemiş fesat odaklarıdır. Birincisinde parola cihat ise, diğerinde de parola cihat bahaneli İslami fesattır.

Katliamlara Dinî Gerekçe Yapılan Cihat

Hemen herkesin merak ettiği bir büyük soru vardır: “Dindarlığın, insanı daha mülayim ve meleksi yapması beklenirken, İslam adına hareket edenlerin 15 Temmuz’da canavarlığa bürünmesine hangi dinî gerekçeler yol açmaktadır?”

Bu sorunun yanıtını, dinler tarihi içindeki tuhaf savunmalarda bulabildiğimiz gibi, İslam dünyasında da izdüşümüne rastlayabiliriz. Meselenin tartışma zemini olarak kaynağında, din kaynaklı hukuksal inanışlar yatmaktadır. “Umumi yararı sağlamak adına küçük şeyler feda edilebilir.” fetvası bunlardandır. Bu fetva, iktidarı hedefleyen İslamcı anlayışın gaddarâne yorumu olmuş ve İslam topluluğunun geliştirdiği yüz karası bir anlayış patentine bürünerek tarihte uygulama alanı bulmuştur. Fatih Sultan Mehmet’in “Kardeş katli fetvası”nın dayanağı, “Devlet-i Âliye’nin bekası içindir” diye gösterilse de, masumiyetin ihlali noktasında büyük bir zulüm olma gerçeğini değiştirmemiştir. İnsanlık dışı adaletsizliğe yol açan inanışlar, iktidarların önüne seçenek olarak bırakılmıştır. “Adalet-i Hakikiye mi (gerçek adalet), yoksa Adalet-i İzafiye mi (gözardı edilebilecek adalet)?” diye iki seçeneğe yönlendirilen tercihte, güya fitneyi önleme adına zulümlerin işlenmesi için fetvalar üretilmiştir. “Batmak üzere olan bir gemideki on kişiyi kurtarmak için, bir masum feda edilebilir.” şeklinde örneklendirilen vicdansızlılk kuralı, genel hukuk kaidesi olarak zalimlerin eline koz vermiştir. Bundan dolayı, manevi alandaki Mehdi, Müçtehid, Müceddid, Gavs, Velilik, Şeyhlik makamlarına aday olanların kalkışacağı her türlü darbede heder edilecek halkın hiçbir değeri olamaz; çünkü asıl hedef “Kâinat Efendiliği ve Kutbu’l İrşadlık”, daha da ötesi olası Rabbül Âleminliktir.

Meselenin özü, insan gibi insan olmaktır.

İnsanlığın gayrısı, bilinmez savaşlarda kaybolmaktır.

En güzel mesaj ise “Yurtta sulh (barış), cihanda sulh” ilkesine bağlanmaktır.

Nazif AY Kitapları: Satın almak için kitap görseline tıklayınız…