Nazif AY | Bir türlü gelmeyen ilahi kahramanlar. Mehdi ile Mesih İsa…

Son günlerin tartışma konularının başında tarikatlar ve cemaatlar geliyor. Bu örgütlenmelerin insanları, hem de halk arasındaki deyişle okumuş yazmış bireyleri kendilerine çekmeleri, özellikle dine mesafeli ve bilimsel düşünceyle konuları anlamaya çalışanları merakta bırakmaktadır. Ben kişileri dine yönelmeye iten ailevi nedenleri ve çıkara dayalı hesapları şimdilik bir kenara koyarak diğer etmenlerin kişileri dinsel cazibeye nasıl sokabildiğini değerlendirmek istiyorum.

nazif.ay@kuzgunportal.com
@AlterNazif

İlahi kahraman, yani Mehdi  ya da gökten ineceğine inanılan Mesih unvanlı İsa olmayı uman ya da bu role soyunan adayların bilinç altında psikolojik sorunların bulunduğu inkâr edilemez.

Kendisinde doğaüstü yetilerin, bilgilerin ve Mehdi veya Mesih/ Peygamber gibi, tanrı gibi sıfatların olduğuna kesinkes inanmaya “Büyüklük hezeyanı veya Mistik hezeyan (mystic delusions)” adı verilir. Bu inanışlara psikiyatri dilinde “Paranoid düşünceler” denir. Hezeyan sahipleri; kendilerinde; ilahi bir güç bulunduğuna, Allah tarafından verilen belirli bir görev üslendiklerine, insanları doğru yola getirmede öncelikli olduklarına ve doğaüstü güçlerinin bulunduğunu iddia ederler. İnsanların bir dine inanması ve o dinin gereklerini yerine getirmesi yani ibadet etmesi ile mistik hezeyanın ortaya çıkardığı tuhaf dinî saplantıları birbirinden ayırmamız gerekmektedir. Bu tarz hastaları, normal günlük yaşantısına çevirmek için onlara klinik anlamda ciddi tedaviler uygulanmalıdır.

Kişinin hasta olduğunun farkına zamanında varılamazsa, bu hezeyanlar tehlikeli boyutlara ulaşabilir. Zaman zaman paranoid şizofreni hastalarından bazılarının, İlahi Kahramanlık iddialarında bulunduğunu veya birtakım görünmez kişiliklerle bağlantı kurduklarını yazılı ve görsel basından tanık oluyoruz. Kendisine tanrısal bilgi geldiğini, peygamber olduğunu veya birtakım kutsal kişiliklerle irtibat halinde olduğunu iddia eden ve birçok yandaşı bulunan insanların varlığına her alanda rastlıyoruz. Söz konusu kişiler, psikiyatriye göre şizofreni hastasıdır. Bunlar, öz bakımları iyi ve konuşma melekeleri korunmuş olduğundan kolay kolay fark edilemezler. Ancak, sapkın düşünceleri aşikâr hale geldiğinde ve bu durum davranışlara dönüştüğünde o kişilerin şizofreni oldukları anlaşılabilir.

Mistik hezeyanlı hastalar saplantılarını destekleyen o kadar çok delil öne sürer ve o kadar inandırıcı olurlar ki, kolaylıkla kendilerine inanan kitlelere sahip olabilirler. Bunun sonucunda da “Paylaşılmış Hezeyan” adı verilen durum gelişir. Anlayacağınız, hastanın yandaşları da hastalanırlar. Mehdi/ Mesih olduğunu söyleyen veya birtakım kutsal güçlerle ilişkiye ve iletişime girildiğini iddia eden kişilere inanan fertler, onun keramet/ kehanet gösterdiğine bile ikna olup onun kutsal bir kimliğe bürünmüş olduğuna dair deliller getirmeye başlarlar. Sonuç olarak bu durumda, “Paylaşılmış Hezeyan” kişinin hastalığını kabul etmesini ve tedaviye başvurmasını gitgide imkânsız hale getirir.

Allah tarafından görevlendirildiğine, hatta Allah’a düşmanlık eden insanları öldürmesi gerektiğine bile inanan bu tarz şizofrenik hastalar, bazı kişilere zarar vermeye yeltenebilirler. Nitekim bu duruma işaret eden bazı suikast girişimleri ve terör eylemleri haberlerine medyada sıklıkla rastlanmakta, insanın akıl ve vicdanına sığmayacak türden vahşice eylemlere tanık olmaktayız. Bunlardan en önemlilerini Mehdi Mesih adlı kitabımda örnekleriyle aktarmıştım.

İlahi görevli olduklarını sanan “Mehdi veya Mesih olma” özentili hastalar yakından incelendiğinde, hayatlarının birçok evresinde tutarsızdır ama güçlü ve etkileyici yönleriyle birer mistik lidere de dönüşebilirler. Bazıları örgüt lideri, tarikat şeyhi ve cemaat lideri gibi sosyal oluşumlarda yer alırken bazıları da ülkelerini yöneten diktatörlere dönüşebilirler. Modern dünyanın liderlerinden olan Hitler, Mussolini, Franco veya İslam ülkelerinin yönetimlerindeki diktatörler için kullanılan “Führer”, “Duce”, “Caudillo” ve “Halife/ Mehdi” gibi sıfatlar, ulaşılmaz liderlik anlamına gelir.

Bazen mitolojik varlık zannedilen liderlerin karizmasının korunması ve halk tarafından kabullenilerek güçlendirilmesi için o kişiye ilahi güçler atfedilir. Lider; aklın, beynin, mülkün hatta diktatörlüklerde ise tüm ülkenin ve halkın sahibi gibi gösterilir. Hitler şöyle demiştir: “Ben hepinizdeyim, hepiniz bendesiniz.” Buna benzer şekilde İtalya’da Mussolini; özel yetenekleri olan, seçilmiş ve görevlendirilmiş üstün insan olarak görülmüştür. Mussolini yayımladığı emir ve bildirilere “On Emir” ismini vermiş, “On Emir”in 8. maddesinde yer alan, “Duçe her zaman haklıdır” sözü, bir dönemler İtalya’da dillerden düşmeyen bir slogan olmuştur.

Üretilen mistik hezeyanların bir sonucu olarak örgüt, cemaat, parti veya halk, mitolojik liderin güç ve kontrolünü üzerinde hisseder, adeta her an onun tarafından izlendiği düşüncesine kapılır. İlahi kahraman kabul edilen aktörlerin, müntesiplerinin veya halkın gözlerinden bazen uzak durmaları, onları daha bilinmez kılıp kutsallıklarına kutsallık katar.

Türkiye’de de siyasal İslamın bazı önderlerine, “Bastığı topraklar kutsaldır, Allah’ın tüm sıfatlarını üzerinde toplamıştır” itikadıyla bakan cemaatçiler, tarikatçılar ve radikal İslamcıların yekûnu hayli kabarıktır. Ben bu vahim durumu; “Paylaşılmış Hezeyan”dan ziyade, “Ağzının payı sadaka ile verilmişlerin müşriklik adaylığındaki paydaşlığı” tanısıyla nitelendiriyorum.

O halde “Hayatta en hakiki mürşit, ilimdir” diyen Atatürk’ü bir kez daha, üstelik sağlıklı bir insanın takdir hisleriyle selamlıyorum.

Nazif AY Kitapları: Satın almak için kitap görseline tıklayınız…