Nazif AY | Alevilerin yemeği niçin yenmez?

Alevilik ve Bektaşilik, Anadolu erenlerinin Orta Asya kültüründen aldıkları mirası paylaşma ocağıdır, çünkü Alevilik ile Bektaşiliğin, Osmanlının askeri yapılanmasında maya olma özellikleri bulunuyordu.

nazif.ay@kuzgunportal.com
@AlterNazif

Ergenekon ve Balyoz davalarında Türk askerinin yanında olma, savunma şerefi ekseriyetle Alevilere nasip olmuştur. Halbuki tarih boyunca Osmanlılar tarafından en büyük tacize hatta kıyıma uğrayan Alevi topluluğudur. Buna rağmen hiçbir zaman: “Gün bizim günümüz, biz de intikam alalım!” demediler? Herhalde bu toprakların asıl kurucu unsuru ve asıl sahibi oldukları için olsa gerek!

Türk kültürünün omurgasıdır Aleviler.

Aşık Veysel, Neşet Ertaş ve Aşık Mahzuni Şerif gibi Alevi ocağında pişen ozanlar, Türk vatanını Türk yapmışlardır. Neşet Ertaş, kendisine verilmek istenen Devlet sanatçılığı ünvanını kabul etmeyerek, Sünni aç gözlü geleneğe de yanıt vermiştir.

Bazen Aleviler: “Biz sizden değiliz!” diyor ki, bu doğru bir tespittir. Zira Gezi direnişinde; ölen, yaralanan, tutuklanan birçok Alevi arkadaşımızın aileleri tüm olumsuzlukları mertlikle karşılamışlar, bir radikal sünni İslamcıda görülebilecek olumsuz tepkileri vermemişlerdir.

Aleviler, geldikleri ‘Haksızlık ve zulme başkaldırı kültürü’ne sadık kalmış efsanevi kahramanlardır.

Alevilerin Yemeğini Yememe Hikâyesinin Mazisi

Peki, son günlerin gündemi olan “Alevilerin yemeği yenilmez” hikâyesi nasıl başladı dersiniz.

Hikâye, Ali’ye başkaldıran, Kur’an’ın sayfalarını mızrak ucuna geçirerek dincilik akımını başlatan Amr bin el Âs ile başladı.

Hikâye, koca göbeğiyle kocaman şımarık hayali olan, bugünkü İslamcıların saray hastalığının fitilini tutuşturup “Yeşil Saray”ı inşa ettiren, cemaatlerin Hzret unvanı verdikleri Muaviye azgınıyla başladı.

Hikâye, adaleti tesis etmek için Kûfe’ye yürüyen yiğit Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilmesiyle başladı.

Hikâye, Hüseyin’i katletmekle yetinmeyip Medine’ye vahşi ordusuyla yürüyen, ırzına geçilmedik sahabe karısı bırakmayan ve ardında “Harre piçleri” denilen günahsız nesle zulmeden Yezid adlı soysuz tecavüzcüyle başladı.

Hikâye, Yezid’in emriyle Mekke’ye saldıran, Abdullah bin Zübeyr’i şehit edip K’abe’yi mancınıklarla yıkan Haccac-ı Zalim ile başladı.

Hikâye, din savunması yapmak uğruna dine, fıtrata ve insani değerlere sığmayan fetva ve içtihat üreten fıkıh (İslam hukuku) geleneğiyle başladı.

Hikâye, Ebu Süfyan adlı saltanat düşkünü zümreyi savunma adına Ali ve nesl-i Muhammed’i düşman belleyenlerin avukatlığını üstlenen sünnilik ekolünün radikal unsurlara meftun taraftarlarının yobazlığıyla başladı.

Hikâye, hikâyeleri doğurdu ve zamanımıza kadar geldi.

Hikâyelere imza atanlar, yani Ali ile Nesl-i Ali’ye adavet hislerini harlayanlar, Alevi gibi, aslı Türk yurduna dayanan ve din yorumlarını ata ahlâkından alan bir öğretiyi; folklorik hazinemize eşsiz eserler, ozanlar, deyişler ve cengâverler hediye eden orijinal bir ekolü, gâvur diye yaftalayan zehirli itikat sahipleriydi.

Hikâyeleri yazanlar, hak yedi, doymadı.

Hikâyeleri yazanlar, mazlumların hakkı yenilince kulaklarını tıkadı, doymadı.

Hikâyeleri yazanlar, ham kaldılar, aralarında insan bulunmadı.

Hikâyeleri yazanların adalet terazisi hep onların lehlerine idi, garibanlar felah bulmadı.

Hikâyeleri yazanlar, harama helale din fetvası uydurdular, yemedikleri haltı kalmadı.

Hak yediler, haram yediler, yetim hakkı yediler, her haltı yediler.

Ama Alevilerin helal yemeğini yemek onlara nasip olmadı.

Bağnaz sünnîlerin geneline gelince; din üzerinden fayda sağlayan, Alevi ve Bektaşi’lerden bedava edindikleri değerleri, süflî ruhlarıyla kötülüğe çeviren topluluk izlenimi vermiştir tarih boyunca. zalimlikleriyle birlikte, kesintisiz ağlanmaları en bırakılamaz hobileridir.

Hangi cemaate veya tarikate bakarsanız bakın; şeyhleri veya üstatları yahut liderleri veyahut hocaları, muhtemelen Mehdi’dir; Mehdi olamıyorsa da ya yüzyılda bir gelen müceddiddir ya da mezhep imamı gibi müçtehitt,r. Tarikat şeyhlerinin ise, gavs, gavs-ı âzam veya kutub gibi manevi büyüklük nişanlarının olması kaçınılmazdır. Yani sünni kültürü temsil ettiklerini iddia edenlerden bir kısmı, tarikat veya cemaat müşrikliğinin temsilcileridir.

Öyleyse iftiraların aksine, pırasa yerken bile dua eden Alevilerin değil, daha ziyade, müşrikliğe düşmede rakip tanımayan dinci sünnilerin kestiği et ve yaptığı yemek yenmez.

Nazif AY Kitapları: Satın almak için kitap görseline tıklayınız…