Murat UTKUCU | Kemalizm’den Erdoğanizm’e Mukayeseli Tarih Okumaları (1)

Mülkiye’nin birinci sınıfında Sosyoloji dersi alıyoruz. Yıl 1984. Eylül Cuntası,  vazifesini ifa ederek devleti yeniden örgütlemiş, üstüne seçimler yapılmış,  parlamenter demokrasiye tekrar geçiş yapıldığı iddia ediliyor. İddia büyük; ama fakültedeki ilk hukuk dersinde hoca öğrencileri uyarıyor:  “Sadece derslerinizle ilgilenin. Anarşik olaylara karışmayın.” O dönemde henüz  “terör”sözcüğü kullanılmıyor ve komünistler halen anarşist. Sosyoloji dersimizin resmi adı “Toplumbilim”; çünkü hocamız “öztürkçe” tercih ediyor ve kitabın dili bizim için o kadar kolay değil. Kültür yerine “ekin”, diyalektik yerine “eytişim” vesaire. Bunun sebebi hocamızın  keskin bir Atatürkçü olması.

murat.utkucu@kuzgunportal.com
facebook.com/utkucu

Kendisi öztürkçeci olduğu için “Kemalist” adını kullanmıyor. Tercihi bu yönde.  Bir de devlet tavrı var tabii:  Cunta, Kemalizm kavramında bile radikalizm seziyor.  Aslında haklı. Kavramın ne şekilde kullanıldığı ideolojik aks hakkında fikir veriyor çünkü.  Mustafa Kemal ve ideolojisini sol ile ilişkilendiren muhaliflerin kullanımı bu yönde. Onlar Atatürkçülüğü tercih etmiyorlar. Bugün öyle değil.  Seveni de nefret edeni de aynı terimde uzlaşmış durumda. Türkiye siyasetinde terimlerin etimolojisi bile önemli; Arapça ya da Türkçe hatta Latincesinin tercih edilmesi mesela… Keşke içerik üzerine de hassasiyet bu kadar derin olsaydı.

Sosyoloji hocamız eski Marksist. Öyle rivayet ediliyor. 12 Mart sürecinden Atatürkçü olarak çıkmış. Okuttuğu kitabı da 1976’da TDK ödülü almış. Kitap, seküler pozitivist bir arka plan üzerine oturuyor. Ama bu plana hoca “Atatürkçülük” diyor. Hakkını verelim: Yöntemi bilimsel. Comte ve Durkheim üzerinden Marx’a uzanan bir yöntem bu. Lakin Mustafa Kemal’den bir sosyolog çıkarmak!  İşte bu fena! Ve fena halde zorlamak anlamına  geliyor bilimi. Kitap, pozitivist bir ekol olarak Kemalizm’in yüceltilmesi üzerine inşa ediyor kendini. Sosyolojiye değil de “Kemalizme Giriş” kitabına dönüşüyor.

Bununla birlikte materyalist tarih ve toplum okuması yapması hasebiyle ders notları öğretici. Çok şey öğreniyoruz. Kültür’ün,  “Uygarlık” maddesi altında incelenmesi mesela. Sol sosyoloji, ucuz sağ bombardıman altında bize ufuk açıyor!  Ama aklımda kitaptan kalan bir bölüm var ki tüm bu girizgâh-okurun öfkesini çekeceğini biliyorum- bunun için yazıldı. Hoca eski Marksist ve yeni Kemalist olsa da şu fikirdeydi ve bence bu çok değerli: “Fikirler orta yolu bulmak için ifade edilmezler. Sistematik ve bütünseldirler.  Şu ideolojiden bir tutam, bu fikriyattan bir kaşık alıp karıştırdığınızda değerli bir fikir yaratmış olmazsınız.  İdeal olanı ortada bulamazsınız. Orijinal olmak bu değil.”  Hoca mealen böyle diyordu ya sözlerinin terminolojideki yeri Eklektizm eleştirisidir.

Hocam inanmış bir Kemalistti. Hâlâ öyle. Bu yazıysa öğrencisi olarak bir Kemalizm ve Kemalizm eleştirisinin eleştirisi olmak üzere kaleme alınıyor. Hocanın kitabında Marksist bir ruh seziliyordu. Bu yazı Marksist dünya görüşü üzerinden bir analiz sunacak. Bu yazının satırlarında Sakallı’nın hayaleti gezinecek.

Kemalizm, sıradan bir devlet aklı değil. Ülkenin tüm ideolojileri üzerinde etkili olabilen bir fikrî akımından söz ediyoruz.  Komünizmden İslamcılığa hatta milliyetçiliğe ve hatta Kürt özgürlük akımlarına kadar; çünkü Kemalizm sadece kurucu ideoloji değil.  Tarihsel hikâyesini; işgal, direniş ve kurtuluş üçlemesi üzerine oturtan,  mazlumiyetten galibiyete giden bir yolda öncü kadroca halas çaresi olarak sunulan bir ideoloji var elimizde. Prestijli ideoloji çünkü birlikte yola çıktığı kim varsa tasfiye ederek tüm bu kurtuluş- kuruluş hikayesini tek başına kendi hanesine yazmış bir ideoloji. Kim ne derse desin, prestiji, halen kitleler üzerinde etkili bir ideoloji.  Erdoğan’ın ikinci bir “ebedi şef” olma arzusu, tam da bu  kurtarıcı misyon -diriliş hikayesi-  ile bütünleşiyor. İşin tuhafı, birincisinin yerine göz diken ikincisi; bugün, birincisinin tarihini sahiplendiğini iddia ederken onun düşünsel ana gövdesini de tasfiye etmek üzere: Zavallı ve muhteşem Sekülarizm! Ortadoğu’da maruz kaldığı muamele için zavallı ve aynı Ortadoğu’nun tarihsel kilidini kıracak/açacak, çekiç/anahtar olduğu için muhteşem.

Erdoğan’ın, “Gazi Mustafa Kemal Paşa”idolünü kendisinde yeniden üretirken orijinalini de yüceltmesi bir takım siyasi ittifakların sonucu olabilir. Ama siyasal İslamcı bir liderin bile Gazi figürünü kullanabilmesi, prestiji bir yana, Kemalizm’in şu bildik  “boş gösteren”  kapasitesinin hudutsuzluğu hakkında da fikir veriyor.  Bu kapasite,  bir yandan resmi ideolojinin  muhaliflerce “suiistimal”ine  yol verirken öte yandan  bu “kötü niyet”, kullananı,  resmi aklın yörüngesine oturtmakta.  Karşımızda bulunduğu ortamın rengini alan bukalemun bir fikriyat,  jargonuyla  kendini görünmez kılan bir sihirli pelerin var. Öyle bir pelerin ki üstünüze örttüğünüzde aynada sadece kendinizi görüyorsunuz. Ancak pelerin nihayetinde üstünüzde ve örteni kendisine benzetiyor.

Ama Kemalizm, nihayetinde bir ideoloji. Pragmatik esneklik ve eklektizmine rağmen düşünsel omurgası mevcut.  Üç ayak üzerine oturuyor: 1.Kapitalizm, 2.Milliyetçilik, 3.Pozitivizm (Laisizm ve Bilimcilik.) Kemalizm’e göre bu “teslis”in sihirli etkisiyle  “muasır medeniyet” ortaya çıkıyor. Aslında Kemalizm, gecikmiş bir modernleşme projesi olarak ütopya kurmaya kalkmıyor;  yani o güne kadar kurulmamış denenmemiş, olmayan ancak hayal edilebilen teorik bir model peşinde değil. Ulaşılması talep edilen medeniyet mevcut ve çok yakında: Avrupa ve  ABD’ye hatta Japonya’ya emperyal kudret veren medeniyetin üçlü kodu bir kurtuluş reçetesi olarak düşünülüyor. Sadece Habsburg, Romanov ve Osmanlıları bitirmekle kalmayıp Doğu’ya mührünü vuran Batı’nın beş yüzyılda damıttığı sınanmış bir proje-reçete.  Kemalizm’in İttihat Terakki’den ithal ettiği kapasitesiz ve esersiz mütefekkir Ziya Gökalp’in,  medeniyeti “hars”ından koparan şizofren sosyolojisinin aksine Kemalizm, tüm ideolojik kurumlarına göz dikiyor Batı’nın. Bir diktatörlük ihdas etse dahi parlamenter burjuva demokrasisi  de hayallere dahil. Yeter ki üçlü sac ayağı topluma içkin hale gelsin. Gençliğe hitabe, bu misyonerlerin topluma ne denli güvensiz olduğunu ifşa eder. Ve  “misyon”, o sırada belki henüz doğmamış olan gençlere tevdi edilir. Tüm diktatörlüklerde olduğu gibi toplumsal gelişme ve siyaset arasında senkron sıkıntısı  iddiası, bu son projeyi rafa kaldıracaktır.

İdeoloji bir dünya görüşü sunar. Hedefi vardır. Bunun için başka “dünyaları” yok etmek üzere yola çıkar. Hedef olan ve hedeflenen vardır yani.  Kemalizm ve öncesinde Osmanlı entelijansıyası, batılılaşmayı yüceltirken hedefte fundamentalizm vardı.  Cumhuriyet ile birlikte buna antikomünizm de eklendi. Bir burjuva ideolojisi olarak geç kapitalist modernleşmeyi hayata geçirirken fikriyatını sermaye birikimi ve bu birikime sahip sınıfın inşası üzerine oturttu Kemalizm. Bunun ideolojik arka planı ise  Mustafa Kemal’in Eskişehir’de TKP yargılamaları sırasında mahkeme yargıçlarına söylediği şu ünlü sözdür: “Komünizm görüldüğü yerde ezilmelidir.” Yargıçlara verilen ayarın sebebi  ilginç. 1927 yılında Sovyetlerle dostluğun etkisiyle cezaların istenildiği seviyede verilmeyeceği hususundaki endişe.  Tuhaftır bir kapitalizm ideolojisi olarak beş yüz yıllık tarihe sahip Sekülarizmi,  zirveye taşıyan Komünizm olmuştu. Kkurucu ideoloji için bunun önemi yok. Oysa eski rejimin kudretli odaklarına ve fikriyatına karşı modern projenin hayata geçmesinde komünistlerle işbirliği  faydalı olabilirdi. Ancak Mustafa Kemal, mesela kendisine çok benzetilen, Sun Yat Sen gibi davranmak yerine sayıca az ve etkisi sınırlı komünist hareketlere karşı acımasız sürek avları tertip etmiştir. Kemalizm sekter bir sermaye ideolojisidir. İkinci olarak balkan tipi bir ulus devlet inşasında kolay yönetmek için zoru seçip zora başvurmuş, dinleri ve halkları projesine benzetmek için sosyal mühendisliğe soyunmuştur. Gelinen nokta enteresandır. Alevi ve Kürt Meselesi ülke sathındadır.

Tüm zamanların en müthiş yıllarından birinde III. Selim padişah olur: Yıl, 1789.  Cumhuriyetin ilan edilmesine daha yüz otuz dört yıl var.  Kemalizm bir İttihat Terakki Projesi’dir. İttihat Terakki ise Jöntürk! Jöntürk projesinin arkasında Abdülmecit. Ve Abdülmecit’in öncesinde II.Mahmut ve onun öncesinde 1789’da tahta geçen bir devrimci Osmanlı:Yani  III.Selim.  Birbirine benzemez bu kadar siyasi irade ve düşünceyi birleştiren ortak nokta Kemalizm’in temel sloganında yazılı. Yazdık: “Muasır Medeniyet Mefkuresi!” Yani Batıya üstünlük sağlayan değerler sistemi ve bu sistemin ülkeye transferi. Devrimci Selim’i Batılı yapan şahsi eğilimleri değil  “Ancient Regime” Osmanlısının pür melalidir. Batı, siyasal iktisadi teknolojik ve akademik olarak saatte bin km hızla Osmanlı’dan uzaklaşırken Selim’in başka seçeneği bulunmamaktadır.

Önünde başka bir model yoktur çünkü. Yine de Selim’in hakkını vermek gerekir. Rahatını bozmuş, risk almış ve bedel ödemiştir. Bedeli hayatıdır. Panislamist Abdülhamit’in dahi Batılı olduğu ve/ya da ona öykündüğü bir iklimdir bu. Bugün, bir tane İslamcı gösterin ki hayatında bir kez opera dinlemiş olsun?  Ama Abdülhamit’in yüksek kültürü değildir mesele. Mesele,devletin kurtuluşuna yönelik bir sistematiktir.Devrimci Selim, Kemalisttir. Kemalistler de Selimist.  En genel hatlarıyla hakikat budur. Bu tespit, yazılan kişi ve iktidar odakları arasındaki nüansları ya da ciddi farkları  silmek anlamında değil.  Yüz elli yıllık siyasi eğilim nedir? Bunu açıklıyor.

Türkiye’den Hissi Kemalizm Analizleri: Tap ya da Yık

Doğu toplumlarının düşünce sistematiğinde hadsizlik yaygın.  Fikir, kişi, olgu ya da olay -artık o her neyse- aşk ve nefret üzerinden kurulan bir ilişki bu. Ya yüceltme ya yerin dibine geçirme şeklinde. Tapınma ile tahrip etme arasında çizgi çok ince. Bilgisayar programına benzeyen bir mantık işliyor. 1-0-1-0-1-0… Ama bilgisayar programı gibi verimli bir sonucu yok bu mantığın. Nüanslara kapalı, vulgar bir tarih ve toplum modellemeleri ile münezzeh kolay düşünme metotları. Tam da burada Mülkiye’deki Sosyoloji hocamızın uyarısını buraya yazalım: Orta yolculuk; ne bir akım ne de düşünce tarihine katkısı olan orijinal bir ekoldür. Farklı ideolojilerin iyi yanlarını alarak kes yapıştır taktiği ile ideoloji ya da bilimsel eleştiri inşa etmek, legolardan yaşanabilir ev yapmak gibidir.

Oysa ki bu oyuncak parçaları ile ne yapılacağı daha önce planlanmıştır.  Bir fikrin iyi yanlarını almak kötü yanlarını kesip atmak yani eklektizm ile varılacak yer bulunmuyor. Eleştiri nihayetinde bütünsel bir ideolojik bakış gerektirir. O bakış, incelenen sistemi parçalarına ayırırken bütünselliğini gözden kaçırmaz. Şu ünlü orman ve ağaç ilişkisi yani. Bu minvalde Kemalizm’e ancak sistematik bir gözlük yani ideoloji ile bakılabilir.  Gizli ya da açık zaten herkesin yaptığı da budur. Liberal, İslamcı, nasyonalist (milliyetçi-ulusalcı)… hepsi kendi zaviyesinden ne olduğunu anlatmakta Kurucu ideolojinin. Her sistematik kendi “meşrebince” yapıyor bunu. Bu yazının meşrebi Marks’tır.  Marksist metodoloji ile yol alacaktır.

Birinci bölüm sonu

22 Kasım 2018 Saat:05:47

Murat Utkucu