Medya Dedektifi | Merhaba!

Bir süredir sadık izleyicilerimi merak içinde bıraktım, farkındayım. Ama ne yaparsınız hayat bu, hep ekonomik kriz falan deyip birikmiş işçi ücretlerini ödememek için sadece şirketler konkordato ilan edecek değil ya, bizim Deng24’e de bi hallar oldu.

medya.dedektifi@kuzgunportal.com

Malumunuz Pacha Mama boş oturanları sevmez, sabırsız okuyucu  ise hiç bekletmeye gelmez, yoksa Everest’e tırmanmak gibi doğaya zarar veren alışkanlıklar edinmeye başlar ki bu Pacha Mama’yı daha çok kızdırır. Hem arada Necmettin Salaz gibi bir dostunuz varsa, bu satırları karalamaya başlarsınız. Neticede buradayım…

Özeleştiri

Arada boşlukta ” özeleştiri falan vermeyiz…” diyenlere inat, hayaletlerle boğuşmaktan fırsat bulduğum dönemlerde geçmişte yazıp çizdiklerimi biraz gözden geçirdim. Bazı yanlışlar yaptığıma karar verdim. Gereksiz yere bir kısım yazan çizeni fazla hırpalamışım. Bu kimilerinin imana gelmesine yol açsa da yeterince birleştirici bir faaliyet olmadı. Bundan sonra pozitif tartışmalar yaratmak adına daha itinalı bir dil kullanmaya çalışacağım.

Kozmopolitizm, yerlilik, milliyetçilik…

Ara ara Orhan Koçak Birikim sayfalarında kozmopolitizm ve enternasyonalizm başlığıyla özetleyebileceğimiz son derece yerinde bir tartışma yürütüyor. Yerindeliği şu dünyadaki alt üst oluş ve Türkiye’deki diktatörlüğün yarattığı çürüme karşısında nasıl bu işin içinden çıkılabileceğine dair sorular sorduğu için. En azından ben bu yönünü önemsiyorum.

Dünyanın her yerinde olduğu gibi memlekette de her yükselen siyasal gücün etrafında şu ya da bu nedenle diğer kesimlerden de katılımlar ve bu gücün çeperine elbette dahil olanlar oluyor. Bu durum iktidara ya da tecavüzcüsüne tapmak, haklı bulmak diye de okunabilir. Bu konuda ilk aklıma gelen örnek Cumhuriyet’te son dönem yaşanan değişim oldu. “Fetih” harekatı gerçekleştirenlerin bütün muhalif görünümlerine rağmen -gazeteden ayrılan ve atılanları “batıcılık ve liberallikle” suçlamaları da cabası-iktidarın genel söylemine uygun olarak “millici-yerlici” bir tutum içinde oldukları görülüyor. Kısaca -geçmişte ne kadar uzaktı ayrı mesele-Cumhuriyet Gazetesi artık devletin hülyalarının bir parçasıdır.

Asıl tartışmaya gelecek olursam O. Koçak “Kahve ile Kapuçino: Sungur Savran’a Bir Cevap” başlıklı yazısında(1) Savran’ın Gerçek Gazetesi’ndeki “Emperyalizme ve Siyonizme karşı mücadele etmeyelim mi? Ergin Yıldızoğlu ve Orhan Koçak’a cevap” yazısını(2) konu alıyor.

Koçak ve Savran hem aynı kuşaktan hem Troçkist olmalarına rağmen anlaşamıyorlar. Zaten uzun yıllardır “iki Troçkistin anlaşma durumu” nun ” dünyanın yedi harikası mı yoksa kıyamet alametlerinden biri mi” sayılması gerektiğine dair  Dünya Klişeler Belirleme Konfederal Organizasyonu(WCDCO) cihetinde ciddi tartışmalar yürütülmekte. O yüzden bu kısmı geçiyorum.

Asıl dikkatimi çeken Sayın Savran’ın söz konusu yazısına şöyle başlaması: “Lenin’in enternasyonalizminin kimsenin övgüsüne ihtiyacı yok. Ama Lenin kendisi aynı zamanda köklü biçimde ulusaldır…” Savran’ın da yadırgatıcı bulduğu bu başlangıcın devamını isteyen aşağıdaki linkten okuyabilir.

Başka şeyler bir yana benim aklıma takılan şey, neden Lenin’in köklü bir biçimde ulusal olduğunun mesela on yıl önce değil de bugün hatırlandığı. Siz ne dersiniz , bu sadece bir tesadüf olabilir mi? Hani birilerinin de “bu konjonktürde burjuvazi ile işçilerin çıkarları çakışıyor” dediği çağda, yoksa sele kapılınıp denizlere mi ulaşılmaya çalışıyor? Fakat burada dikkatinizi çekeyim bahsettiğimiz şey Fırtına Deresi’nde sürüklenen biçare kütükler değil, insan.

İhtiyarların bir birine alıntılarla ne dediği faslını fazla uzatmayayım. İkisinin de fazlasıyla mazide kalmış aklına “sahadan” verilmiş güncel bir yanıta bakalım:

“…Mahir Çayan’lar, İbrahim Kaypakkaya’lar politik bir strateji çerçevesinde iktidarı almayı hedefliyordu. Ama 80 sonrasından itibaren bu doğrultuda bütün kadrolarını seferber eden, buna yoğunlaşan bir sol yok. Aynı süreçte Hamas, toplumsal alanda kurduğu ilişkiler, dayanışma ağları, politik faaliyetler üzerinden Filistin siyasetini belirler noktaya geldi. Türkiye’de şovenizme, ırkçılığa düşmeden, egemen ideolojiye sırnaşmadan da bir sınıf hareketi örgütlemek mümkün. Ama bu olanak kullanılmıyor.

Neden?

Bu, solun sınıfsal konumlanışıyla ilgili. Öyle bir noktaya gelindi ki, 2002-2007 yılları arası sanki demokratik bir refah dönemiymiş ve o pozisyona dönülse herkes memnun kalacak gibi. Ne yazık ki sol içinde bu yaklaşım zayıf değil. Oysa bizim emekçi karakterli bir siyasal muhalefeti inşa etmemiz lazım. Solda, mücadele için hayatını verenlerin saygın örnekleri sayısızdır. Ama bir kadrosunu 10-15 yıl boyunca Antep’teki, Çorum’daki bir havzada, cihadist örgütlenmeler üzerinden kurulan işçi simsarlığı ağlarını dağıtmak, orada bedeller ve hikayeler üretmek üzere gönderen bir sol pratik yok…” (3)

Medya Dedektifi

Londra-26 Eylül-2018

(1)http://www.birikimdergisi.com/haftalik/9109/kahve-ile-kapucino-sungur-savran-a-bir-cevap#.W6tOrK2B2i4

(2)https://gercekgazetesi.net/teori-tarih/emperyalizme-ve-siyonizme-karsi-mucadele-etmeyelim-mi-ergin-yildizoglu-ve-orhan-kocaka

(3)https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/09/22/basaran-aksu-sol-acisindan-voltrani-olusturma-zamani/