Medya Dedektifi | Bekçi olmaya heveslenen komünistler

 

Şimdi nereden çıktı bu konservecinin dansı diyeceksiniz eminim. Durun hemen izah edeyim. Birincisi bazı arkadaşlar “Ulan İngiltere’de yaşıyorsun, bize hiç oraların güzelliklerinden bahsetmiyorsun…”  diye sitem ediyor. Onlara bir kıyak yapayım dedim, popüler bişiy paylaştım.

medya.dedektifi@kuzgunportal.com

İkincisi daha önemlisi Yoldaş Kemal’in bir videosunu izledim bu hafta yayınlanan. Yine onu çok sinirli, tikler artmış ve kabına sığmaz bir halde gördüm. Ezeli takipçilerim bilir Kemal Okuyan’a daha önce de sağlıkla ilgili önerilerde bulunmuştum, dereye tepeye çık, biraz spor yap, ele güne karış falan demiştim. Fakat beni anlaşılan baş çavuşun beygiri yerine koymuş. Her ne kadar arada takılsam da yoldaşların sağlığı benim için önemli. O yüzden bu kez görselli bir tedavi önerisinde bulunayım dedim.

Yoldaş Kemal eminim  en hafifinden “Sen beni burjuva politikacılarla mı karşılaştırıyorsun allasen…” diyebilir. Elbette bir proleter devrimciyle, burjuva paçozunu karşılaştırmak sümme haşa haddime mi? Ama baktım ki Perinçek kadar olmasa bile üstadın durum vahim, seçim meseleleri yoldaşı fazla sersemletmiş, önümüzdeki yerel seçimlerde komünistleri belediye azası yapıp halkın bekçisi yapmaya karar vermiş. Şimdi öteki yoldaşları bilmem ama Kemal Yoldaş’a bu haliyle “bekçi” yapmak için bile oy veren çıkmaz, kimse güvenmez. Malumunuz bekçi kısmı en azından gece bekçileri eskiden 7.65 Kırıkkale falan taşırdı(şimdilerde Sarsılmaz-9 diye bir naneye alışmışlar), ya bu sinirle Kemal Yoldaş soyguncuları değil de halkımızı falan telef ederse, değil mi? O yüzden en iyisi bekçi olmadan önce tedavi görmesi ben de bu yüzden bu dans meselesini şeyedeyim( bu laf safyadaşım Mübo’dan bulaştı galiba)dedim.

Kemal Yoldaş’a özellikle önerim Salsa. Ben de severim. Ama Kemal Yoldaş bu Salsa’yı biraz hızlı buluyorsa pekala Vals de yapabilir. Biraz sosyalleşmesi iyi gelecektir. Hem bekçi olma falan gibi fantezilerden de biraz olsun uzaklaştırır onu böyle uğraşlar.

Okuma ve yapma önerileri

Bugün lafı fazla uzatmayacağım, bir sürü ıvır zıvır kendinden menkul gazeteci mi politikacı mı ne idüğü belirsiz muhterem yazıp çiziyor. İlk aklıma gelenleri sıralayayım, Fatih Yaşlı, Enver Aysever, Metin Çulhaoğlu… Bunların ortak özelliği -dünyayı elbette değiştirmek istiyorlar-  yollarını kendi yarattıkları hayalin içinde kaybetmiş olmaları. Kafalarındaki dumanlı hali dağıtmaları ise bir hayli zor. Çünkü her şeyden önce alışkanlıklar var. Ben yine de hem onlara hem de herkese bir iki okuma önerisinde bulunayım.

İlki aşağıdaki linkte(1), Erbay Yucak’la yapılan röportajın tamamı bence itinayla okunmalı ama tembellik yapanlar için kısa bir alıntı buraya bırakayım:

“Derdi sahiplenen, dert sahibine kendi gider. Gitmiyorsa kibirdendir. Derdi olanla öyle bir kibirle ilişki kurmayacaksın. Bunun sırrı bu. Buna dair sayfalarca yazı yazmaya, tonlarca beyanatlar bulunmaya gerek yok ki… Bir de memleketin emekçisi memleketin aydınına hangi mucizesi sebebiyle gitsin? Sadece söyledikleri ise o kadar cümleyle seni kimse dinlemez. İşe yarar olacaksın. Haklar ve çelişkiler, modern politikanın temelidir. Hayatın içinde hayatı anlar ve kendi varoluşumuz içinde anlamlandırırız. Yok sayılanların varlık mücadelesinin samimiyetle ya parçası oluruz ya da olmayız…”

Diğer okuma önerisinin(2) başlangıcı ise şöyle:

“Yanılmıyorsam Sadun Aren söylemiş… Bizim solcular, demiş, –meâlen–, kavga-hadise var dense hemen koşar, ama her gün sektirmeden şu saksıya bir bakraç su dökülecek dense, iki gün sonra o iş tavsar…”

Bu birbirini bence bütünleyen iki metni bir okuyun derim. Sonra? Elbette herkes halinden memnunsa bildiğini yapmaya devam edebilir…

(1)https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2018/10/02/erbay-yucak-havalimani-iscileri-olagan-taleplerini-ifade-etti/

(2)http://www.birikimdergisi.com/haftalik/9070/sebat#.W7kFg62B2i4