Mustafa PEKÖZ | Kalpgah Stratejisinde: Avrasya-2

Jeo-stratejik öneminden hiçbir şey kaybetmeyen Avrasya, ikinci dünya savaşından sonra dünya kapitalist sisteminin lideri ABD’nin stratejisinin en önemli halkasını oluşturdu. ABD’nin bütün stratejistlerinin merkezinde Avrasya politikası önemli bir yer işgal eder. Ekim 1950 yılında oluşturulan ve 1954’de son şekli verilen Amerika’nın ulusal güvenlik politikasında belirleyici bir öneme sahip olan ‘anti-komünist’ mücadele politikasının arka planında ‘Avrasya’nın ele geçirilmesi bulunmaktaydı. Sovyetler Birliğine karşı özellikle Avrasya-Orta Asya ve Ortadoğu’ ülkelerinde uygulanmaya konulan ‘Yeşil Kuşak’ politik yönelimi esasen Avrasya bölgesinde Sovyet yönetiminin istikrarsızlaştırılması ve etki gücünün kırılarak birlikten koparılmasına dayanıyordu.

mustafapekoz65@gmail.com

İngiltere, Almanya bir devamı niteliğinde olan Avrasya’nın ele geçirilmesi politikası sadece Amerika için değil, uluslar arası küresel güçler ve uluslar üstü tekeller için son derece önemsenmektedir. Bu nedenle 1990’lerden beri Avrasya’nın jeo-stratejik konumu önemini arttırarak devam etti.

ABD’nin önde gelen bütün stratejistlerinin gündeminde Avrasya her zaman birincil sırada oldu. Örneğin Z. Brzezinski, T. Barnet, R.Perle, S. Huntingon, R. Kagan, J. Nye gibi ABD’nin uluslar arası stratejisinin belirlenmesinde etkin olan uzmanların, araştırmalarında Avrasya her zaman önemli bir yer tutmuştur.

Brzezinski; “Amerika için en önemli jeopolitik ödül Avrasya’dır. Bu bin yalın yarısı boyunca dünya meseleleri Avrasyalı güçlerce, bölgesel güç için birbiriyle mücadele eden ve küresel güce erişmeye çalışan bu insanlarca be­lirlendi. Artık, Avrasyalı olmayan bir güç Avrasya’daki üstün güçtür ve Amerika’nın küresel üstünlüğü doğrudan doğruya Avrasya kıtasındaki hâkimiyetinin ne kadar süre ve ne kadar etkili sürdürüldüğüne bağlıdır.”[1]  Dünya belirleyici küresel sistemin gücü olarak ön plana çıkan ABD’nin uluslar arası stratejisi için Avrasya ‘jeopolitik bir ödül’ olarak görülmesi, bu bölgeye verilen önemle doğrudan ilişkilidir. ABD, dünya kapitalist sistemin lider gücü olarak Avrasya dışında bulunması, onun stratejik yönelimlerini her zaman etkilemektedir. Çünkü ABD dışında, bölge coğrafyasında bulunun küresel aktörler bulunmaktadır. “Avrasya aynı zamanda siyasal olarak dünyanın en iddialı ve dinamik devletlerinin bulunduğu yerdir. Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra en büyük altı ekonomi ve en büyük altı silah alıcısı Avrasya’da bulunmaktadır. Dünyanın, biri ha­riç, resmi olarak bilinen ve bilinmeyen tüm nükleer güçleri Avrasya’da bulunmaktadır. Dünyanın en kalabalık nüfuslu’ bölgesel hegemonya ve küresel nüfuz talep karları Avrasyalılardır. Amerika’nın üstünlüğüne meydan okumak için gerek’li siyasi ve/veya ekonomik potansiyele sahip olanlar Avrasyalılardır. Özetle, Avrasya’nın gücü büyük ölçüde Amerika’nınkini gölgede bırakmaktadır. Avrasya’nın siyasi olarak bütün­leşmek için fazla büyük olması Amerika için bir şanstır.”[2]

Avrasya ülkelerinin jeostratejisi ekseninde ekonomik, politik, askeri ve toplumsal yapısını ileriki bölümde daha kapsamlı inceleyeceğiz.  Burada dikkat çekilmesi gereken temel nokta, dünya küresel sistemin lideri olarak ön plana çıkan ABD ve AB ülkelerinin Avrasya stratejisine yönelik aynı bölgede bulunan Rusya, Çin hatta Japonya ve Hindistan, İran gibi ülkeler önemli aktörler olup, bölgesel dengeleri olduğundan çok daha karmaşıklaştırmaktadır. Çünkü Avrasya bölgesi, “yerkürenin en büyük kıtasıdır ve jeopolitik olarak bir eksendir. Avrasya’ya hükmeden bir güç, dünyanın en ileri ve ekonomik olarak en verimli üç böl­gesinden ikisini kontrol edecektir. Haritaya daha yakından bakıldığında, Avrasya üzerindeki denetimin, Batı Yarıküre’yi ve Okyanusya’yı jeopolitik olarak dünyanın merkezi kıtasının çevresi haline getireceğini ve Afrika’nın neredeyse kendiliğinden Amerika’ya tabi olması gerekeceğini gösterir Dünya nüfusunun yaklaşık %75’i jeo-politik Avrasya’da yapmaktadır ve dünya fiziksel zenginliklerinin çoğu, hem yatırımlar hem de yeraltı zenginlikleri bakımından burada bulunmaktadır. Jeo/politik Avrasya, dünya GSMH’ sinin % 60’ina ve dünyanın bilinen enerji kaynaklarının dörtte üçüne sahiptir.”[3]

Dünyanın stratejik merkezinin olmasının nedenleri çok daha belirgin olarak oraya çıkan Avrasya’nın ve çeper bölgesinin uluslar arası ilişkilerin merkezinde olması ve esasen uluslar üstü sermayenin çekim merkezinde olan en önemli bölgedir. Dünyanın önemli enerji yataklarının bulunduğu bir bölge olduğu gibi aynı zamanda dünya nüfusunun nerdeyse üçte ikisini barındıran eşsiz bir pazar oluşturmaktadır. Bu nedenle Avrasya’da bir tek gücün üstünlüğünden bahsedilmeyeceği gibi birden çok küresel oyunca bölgede etkinliğini çok yönlü arttırmanın yollarını aramaktadırlar.

Bölgede küresel üstünlüğü sağlayabilecek aynı zamanda uluslar arası ilişkilerde birkaç adım ön plana çıkacaktır. Hemen hemen bütün küresel sistem güçleri bu gerçeği farkında olup, bölgesel politikalarını buna göre belirlemektedirler. Avrasya’yı sarmalayan gerek ABD ve AB gibi dışarıdan müdahale eden küresel oyuncular ile Çin, Rusya ve Japonya gibi bölgesel güç olan oyuncuların ilişkisi bu bakımdan sanıldığından çok daha karmaşıktır.  Bir bakıma jeo-stratejinin satranç oyunundaki bütün taktikler ve dengeler bu bölgede oynanmaktadır. Brzezinski’nin tanımlamasıyla, “Avrasya, üstünde küresel üstünlük mücadele­sinin sürdürülebileceği satranç tahtasıdır. Her ne kadar jeo-st­rateji, yani jeopolitik çıkarların stratejik yönetimi, satrançla kıyaslanabilirse de oldukça oval olan Avrasya satranç tahtasında, her biri farklı güçlere sahip sadece iki değil, pek çok oyuncu bulunmaktadır. Esas oyuncular satranç tahtasının batısında, doğusunda, ortasında ve güneyinde yen almışlardır. Satranç tahtasının hem batı hem doğu uçları yoğun nüfuslu bölgeleri kapsar; buralarda çeşitli güçlü devletler nispeten kalabalık alanlarda örgütlenmişlerdir. Avrasya’nın küçük batı bölgesinde, Amerikan gücü doğrudan konuşlanmıştır. Uzakdoğu, giderek güçlenen ve devasa bir nüfusu yöneten bağımsız bir oyuncunun mekânıdır. Uzakdoğu yakınlarındaki ada­larda sınırlandırılmış enerjik rakibin bölgesiyle, küçük bir Uzakdoğu yarımadasının yarısı, Amerikan gücü için tünek sağlamaktadır.”[4]

Küresel oyuncuların çokluğu bölge ilişkilerinde kaçınılmaz olarak yeni ilişkileri oluşturmaktadır. Bu bir bakıma bağımlılık ilişkilerini zorunlu kılmaktadır. Bölgesel hâkimiyetin tek başına sağlanmasının mümkün olmayacağı gerçeği çok net olarak ortaya çıkmış bulunuyor. ABD-AB ittifakının Doğu Avrupa ve Balkanları, ciddi bölgesel çatışmalara ve sorunlara rağmen küresel kapitalist sisteme dâhil etmelerinde belirgin bir başarı elde ettikleri söylenebilir. Rusya, Çin, Hindistan ve Japonya gibi bölge ülkelerinin desteğiyle küresel kapitalist sistemin askeri gücü NATO tarafından Afganistan’ın işgali edilmesi, Irak’ın ABD-İngiltere ittifakına dayanan koalisyon güçlerince işgal edilmesi esasen ‘Büyük Ortadoğu Projesi(BOP)’nin uygulanmasına dayanıyordu. ABD tarafından geliştirilen ve daha sonra ABD-AB’nin ortak projesine dönüşen BOP esasen Avrasya stratejisinin bir alt basamağını oluşturuyordu.

21. Yüzyılın küresel sömürgeciliğin ilk işgal denemelerinin başarısızlığı ve Avrasya kıtasındaki bölgesel küresel sistemin lider oyuncularının artan bölgesel etkinliği nedeniyle, dengeler yeniden belirlenmeye başlandı. Uluslar arası ilişkilerde karşılıklı artan ekonomik bağımlılığının en somut örneği olarak karşımıza çıkan Avrasya, aynı zamanda diplomasinin çok yoğunluklu olarak kullanıldığı bir bölgedir. Böylece çatışma, rekabet, uzlaşma, ittifak gibi unsurların iç içe geçtiği bir süreç içerisinde küresel sistemin Avrasya politikası giderek belirginleşiyor. Bu nedenle bölgesel ilişkilerde aktif rol oynayan ABD’nin bölgesel ilişkileri yeniden şekillendirmektedir. Her ne kadar halen dünyanın en büyük askeri ve ekonomik gücü olan ABD, bölgesel stratejisini uygulamada önemli bir gerileme içine girdi ve dünya küresel kapitalist sistemin bölgesel rekabetin bir gücün tek başına yürütemeyeceği bir düzeyde olduğu hemen herkes tarafından anlaşılır oldu.

Avrasya bölgesine biçilen stratejik rol nedeniyle, uluslar arası küresel güçlerin bölgedeki etkinlikleri çok yönlüdür. ABD, Fransa, Almanya, Rusya, Çin ve Hindistan bölgede etkin rol üstlenen ülkeler yanında İngiltere, Japonya, Endonezya. Türkiye, İran gibi özellikle bölge ile yakın ilişkisi bulunan ülkeler de jeopolitik rollerini oynamaya çalışmaktadırlar. ABD, Almanya, Fransa gibi dünyanın önemli küresel güçleri olmakla birlikte, Rusya, Çin ve Hindistan, Japonya, Endonezya, Türkiye, İran gibi küresel oyuncuların önemli bir kesiminin bölge ülkeleri olması nedeniyle Avrasya jeo-stratejindeki rolleri çok daha belirgindir. Avrasya’nın merkez ve çevre etki alanı dikkate alındığında bölgesel oyuncuların önemi çok daha net olarak kavranabilir. Hiç şüphesiz ki bunların içerisinde Rusya ve Çin’in ayrıcalıklı bir yeri var.

Söz konusu bu ülkelerin birbirleriyle olan bağları, bölgesel ilişkileri de farklı boyutlarda yansımaktadır. Bu bakımdan bölgesel küresel güç olarak tartışmasız bir etkinliğe ve hatta ilişkileri yönlendirmeye sahip olan Rusya ile ilişkiler belirleyici bir öneme sahip olacaktır. Avrasya stratejisinde Rusya, Çin ve Almanya dengesi  belirleyici olacak gibi görünüyor.

[1] BRZEZİNSKİ Z., Le Grand échiquier, İnkilap yay. İstanbul. 2005, s.53.

[2] Age. S.53

[3] Age, s.55

[4] Age, s.55