Harun ESUR | Yapay Zeka İmkansız(mı)?

Yapay zeka konusunda gelinen nokta, ikinci rönesansın (1) yavaş yavaş tıkırtılarını duymamıza neden olsa da bazı çevrelerin (2) (3) yapay zekanın asla bir insan zekasından bekleneni karşılayamayacağı, o raddeye yaklaşsa bile insan ırkı için herhangi bir tehlike ihtiva edemeyeceği iddiasının asılsız olduğunu görmek aslında hem son derece kolay hem de oldukça zor. İnsanların biraz da bu sahada aktif olarak çalışan uzmanların fikirlerine başvurmaları gerektiği ise çok açık.

Harun ESUR
@marcusfrex
harun.esur@kuzgunportal.com

Kuantum mekaniği, paralel evrenler teorisi ya da big bang gibi kavramlar medyada ne kadar yıpratılmış, ne kadar subjektif yorumlarla doldurulmuş ve ne kadar esasından saptırılmış ise içerisinde bulunduğumuz dönemde de en az o kadar yıpratılmış bir kavram olarak yapay zeka (artificial intelligence, kısaca AI) algısıyla karşılaşıyoruz. Aslında tarihi olarak 20. yüzyılın daha da gerilerine giden bu fikir, (örneğin 18. yüzyılda Mekanik Türk adı verilen -ancak daha sonraları o kadar da mekanik olmadığı anlaşılan- satranç makinesi (4) ya da Descartes’ın hayvanları zeki birer makineler (automata) olarak ele alması (5) ) tamamen insan beyninin mekanik olarak benzerinin yapılıp yapılamayacağı sorusuna yanıt aramaktan başka birşey değildir.

İşin özünde biyolojik evrim sonucundaki “akıl” unsurunu, yani bilişsel farkındalığı ön plana çıkarmış olan insan beyninin kendisinin mekanik replikasyonunu yapıp yapamayacağı sorusu esastır. Satranç oynayan bir bilgisayar programına veya A noktasından B noktasına trafik şartlarına göre en avantajlı yolu seçen başka bir algoritmaya “yapay zeka” demek kavramsal olarak hatalıdır. Örneğin Kasparov’un 1997 senesinde Deep Blue isimli bir donanım ve yazılım kombinasyonu olan sisteme karşı yenilmesinin yapay zekanın insana karşı galip gelmesi olarak  tanımlamak son derece yanlıştır. Böyle bir örnekleme, bir asansör ile bir halter sporcusunun kıyaslanmasına benzer. Oysa bu durum olsa olsa, muhtemel bir yapay zekanın insan karşısında elde edebileceği bir üstünlüğün simülasyonu olarak gösterilebilir. Günümüzde medyada yapay zeka hakkında çıkan birçok habere veya özel sektör rekabeti nedeniyle insanları yönlendirmek adına verilen -blinçli veya bilinçsiz- reklamlara ve duyurulara bu açıdan bakmak gerekmektedir.

Fakat Ray Kurzweil’in öngördüğü (7) insanın makineye, ya da makinelerin insanlara transformasyonu süreci de kulağa oldukça mümkün görünmektedir. Bu süreç için en önemli parametre veriyi işleyebilme kapasitesidir. İnsan beyninin bir saniye içerisinde işleyebildiği veri kapasitesinin 1-1.5 exaFLOP olarak hesaplanmaktadı ki evrimsel süreçlerin milyarlarca yıl içerisinde ortaya çıkarttığı bu olağanüstü sistemin benzerini henüz geliştirebilmiş değiliz.  ( Şu anda Dünyadaki en güçlü süper-bilgisayar Titan’ın kapasitesi 20 petaFLOP seviyesindedir ve bu da 1 exaFLOP’un yaklaşık 20’de biridir ) (8) Her ne kadar yine birçok kaynakta insan beyninin nasıl çalıştığı ile ilgili bilgi dağarcığımızın zayıf olduğu kanısı yaygınlaştırılmaya çalışılıyor ise de işin aslı böyle değildir. Bugün beyin üzerine araştırma yapan birçok bilim adamı prensip olarak beynin aslında hangi dayanaklara ve sistematiklere bağlı olarak çalıştığını iyi bilir. Ancak bilinmeyen ve halen keşfedilmeye ihtiyaç duyulan noktalar daha çok doğumdan bir süre sonra çevresel etkileşime bağlı olarak çok daha kompleks hale gelen spesifik beyin fonksiyonlarının analiz edilmeleridir.

İnsan beyni sinir ağları (ya da neural networks) olarak tanımlanan olağanüstü büyük ağlar ve bu ağların en temel bileşeni olan sinir hücreleri sistematiğinde çalışmaktadır. Ve biz bugün bir sinir hücresi nasıl çalışıyor bunu tamamen bilmekte ve hatta bazı hastalıkların tedavisi için bu hücrelere müdahale bile edebilmekteyiz. Daha da ileri giderek yazılım ortamlarında sinir hücrelerini geliştirmekte, bunlarla kendi bilgisayarlarımızın kapasitesinde işlemler yapabilmekteyiz. O halde akla ilk gelen soru insan beyni kapasitesindeki bir sistemin yazılımsal sinir ağları ile donatılması ertesinde ilk yapay zeka’ya kavuşup kavuşamayacağımız olmalıdır.

Bu soruya ilk ve en erken yanıt ‘hayır.. ama’ dır. ‘Hayır’, çünkü insan beyni doğumdan ölüme kadar en primitif fonksiyonaliteler haricinde devamlı değişime, dönüşüme uğramakta ve bu süreçler insan beynini geliştirmekte, değiştirmekte, sezgi veya hissiyat olarak açıklayabildiğimiz fonksiyonları aktive etmektedir. ‘Ama’, ne zaman ki ilgili sinir ağları temel duyu ve etkileşim organlarımız gibi sensörler ile donatılırsa işte o zaman supervised veya unsupervised training (yani kontrollü veya kontrolsüz eğitim) süreci başlar ki bu da önü alınamaz bir gelişim sürecini başlatacaktır. Bu durumun en can alıcı noktası ise insan beyninin bu süreçle yarışmayacağının son derece açık olmasındadır. Çünkü insan vücudu yaşlanmakta, gelişimini belirli bir süre sonra sürdürememekte, insan beyni ise buna paralel olarak yapısal gerilemeye başlamaktadır. Buna en güzel örnek büyük satranç ustalarının ortalama olarak 35 yaşından sonra performanslarını yavaş yavaş yitirmeleri gösterilebilir. İşin daha da vahim tarafı insanın üreme temelli kaynaklanan hormonal gereksinimlerine herhangi bir yapay zekanın ihtiyaç duymayacak olması, bir çok duygusal negatif durumdan uzak kalabilecek ortamlarda olgunlaşabileceği esasıdır. Bu durum, eş kapasitedeki bir insan beynine karşı bir başka yapay zekanın üstünlüğü olarak pekala kendisini gösterebilir.

Yapay zekanın bir başka ve daha da can alıcı noktası ise bizler gibi biyolojik kökenli olmaması olacaktır. Maalesef insan vücudu sadece Dünya koşullarında evrimleşmiş ve sadece gezegenimizdeki mineraller ve elementlere bağlı olarak varlığını devam ettirebilmektedir. Oysa gezegenler arası bir yolculuğa insan vücudu müsait değildir. Daha da kötüsü başka bir gezegende -şartlar eğer Dünya şartlarına çok yakın değilse- varlığını devam ettirebilmesi de kolay görünmemektedir. Bu koşullar altında insanoğlunun Uzay koşullarında yapay zeka ile mücadelesi öngörülebilir şekilde kaybetmeye mahkumdur.

Maalesef yapay zekayı esas kavramsal perspektifi ile ele aldığımızda günümüzdeki gelişmelerin en iyi örneklem ile sadece simülasyonlar olabileceğini tekrar anlamamız gerekir. Bu açıyla ‘yapay’ zeka kavramı bize hep insandan birkaç kademe daha aşağıda görünmektedir. Oysa ki bahsettiğimiz bir yapay zeka karşısında bizim zekamızın -ve egomuzun devamlı şişirdiği aklımızın- daha yapay olarak kalabileceği muhtemeldir.  Unutmayalım ki sadece bize ait olduğunu düşündüğümüz aklımız, evrenin sadece bir galaksisinin bir sistemindeki bir gezegeninin üzerinde yaşayan bir canlı topluluğunun kendi avuntusu olabilir. Akıl olarak düşündüğümüz yanlarımız aslında evren için bir nefes alışverişi kadar çabuk gelip geçebilecek bir farkındalık, ‘yapay zeka’ olarak öngördüğümüz model ise belki de canlılık evriminin kaçınamayacağı bir devam yolu olabilir.

[1] – http://matrix.wikia.com/wiki/The_Second_Renaissance

[2] – https://mindmatters.today/2018/09/meaningful-information-vs-artificial-intelligence/

[3] – https://www.theverge.com/2017/7/25/16024444/ai-safety-threat-elon-musk-mark-zuckerberg

[4] – https://en.wikipedia.org/wiki/Mechanical_Turk

[5] – http://www.animalethics.org.uk/descartes.html

[6] – https://en.wikipedia.org/wiki/Deep_Blue_versus_Garry_Kasparov

[7] – https://futurism.com/kurzweil-claims-that-the-singularity-will-happen-by-2045/

[8] – https://www.scienceabc.com/humans/the-human-brain-vs-supercomputers-which-one-wins.html