Füsun KARAOĞLAN | Sahici masallar

Evin neresinde saklandığını hiçbir zaman bulamadığın teneke kutunun, misafirle gün yüzü gördüğünde  “Hani bisküvi yoktu?” diye diklenip, hak arama eyleminin kaş, göz işaretiyle engellendiği; zeytinyağlı sabunun evin her türlü hijyenine deva olduğu günler…

@fusun699
fus.karaoglan@gmail.com

Mevsim yazsa ful, kışsa keppat kokan babanne masalları ve o masalların gücü… Unutulmuşlukların kilidini açıp, sevdaları, umutları, aşkları saklandığı yerden çıkarıveren masallar…

Herkes eşitti, özgürdü masallarında. “Abe..”diyerek başlar sevgi sözcüklerini birer birer bırakırdı geceye babannem.

Çocuktuk. Masallarla uyur, oynardık gün boyu. Dağları aşar, uçar,  ülkeleri gezerdik. Mahsuscuktan ağlar, gerçekten gülerdik. Bezden bebeklerimiz, kutulardan evlerimiz, mahsuscuktan devrilen trenlerimiz.
Mahsuscuktan…

Sonra..
Trenler… Bombalar… İnsanlar…
Mahsuscuktan sorumlular, konuşanlar.

Yedi yüz seksen üç bin beş yüz metre karelik toprak parçasında yaşayan, dehşetin duygularını ve acısını biriktiren insanlar.

Ve dehşetin yaratıcıları,
O sevgi sözcükleri de, masallar da sizinleydi bir zamanlar. Ne oldu da bu kadar kötü oluverdiniz. Hapishanelerinizde yaşıyorsunuz korkularınız ve korumalarınızla.

Yaşamanın eğreti durduğu yüzleriniz, sevgisiz, hınç ve öfkeyle yazılmış alfabeniz ve dilinizle.

Ve   siz  kapolar,
Sesiniz, gözleriniz, ruhunuz hep görünmeyen ellerde. Hazırsınız her daim yalana, ihanete…

Ve bir tam dönüşünü tamamlamak üzere olan Dünya’nın İnsan’ları,

Ve  O Dünya’nın, yedi yüz seksen üç bin beş yüz altmış iki metrekarelik toprağında yaşayanlar,

Hiç de zor değil dehşet duygusunu ve renklerini silmek, yeni rengi ve duyguyu arama cesareti bulabilmek.

Masallarda mahsuscuktan ağlayan ve gerçekten gülen sahici insanların dünyasına kapıları açmanın anahtarı sevmek, sahici sevmek…