Füsun KARAOĞLAN | Engel

Her gün bir “gün”. Bu haftaya düşen de “engelli”ler günü. Ülkemiz nüfusunu günbegün artıran “engelli”ler…

@fusun699
fus.karaoglan@gmail.com

Yurtlarda  çocukları yakanları; çocuk gelin ve anneleri; aşklarına, namuslarına sahip çıktığını sananların kadınları katledişlerini; işten atılan “Açım!” diye bağıranları; ekmek almaya giderken vurulanı; dövülerek öldürüleni göremeyecek kadar -körüz- mesela.

O minik bedenlerin sessiz çığlıklarını; talan edilen ormanların, nehirlerin ve hayvanların seslerini duyamayacak kadar -işitme engelliyiz-.

Çocuklarımızın geleceği karanlık ellere teslim edilirken  koşacak -ayaklarımız-, onları tutacak, koruyacak -kollarımız- yok.

Dostlarımızın yarasına dokunamayacak; gülüşüne ortak olamayacak; sessizliğine ses olmayacak kadar -sevgi engelli-yiz.

“Engelli”leri  “Fark edin.” diye sesleniriz gelişigüzel o özel günde(!) onları fark etmek yerine kendimizi fark edebilsek ezberlerimiz bozulacak daha bir güzel  görüp, dokunacağız birbirimize  yargısızca ve özgürce.

Oysa ki “engelli”lerin ve -engel-lerin kalktığı yeri biz yarattık ve yaşadık yıllar önce. Barışıktık birbirimizle. Görüyor, duyuyor ve dokunuyorduk.

Gezi, “engel”lerimizle birlikteyiz demeyi -engellemek -isteyenlere karşı bir araya gelenlerin isyan türküsü, çağrısıydı. İsteyenin yüksek, isteyenin sessizce bağırdığı…

Sınıf, kimlik, cinsiyet, yaşlı, genç ayrımının olmadığı bir dünyaydı o günler. Lafların değil, dayanışmanın zamanını yaşıyorduk ezgisiyle, şiiriyle, sözüyle, direnişiyle …

O yüzdendir ki Gezi Direnişi’nin üzerinden yıllar geçtikten sonra bile -birileri- suçlu arıyor durmadan. Neyi aradığını bilememenin çaresizliğiyle.

Suçlu çok. Her yerde…

İçerde, dışarda, sarı renk yelekte…

Gezi’nin rengini, kokusunu veren neydi? O renkleri bulmak, o kokuyu duymak hiç de zor değil.

Sadece istemek, birlikte istemeyi istemekle bitecek tüm”engel”ler…