Ferhat AKTAŞ | Zillete boyun eğmeyen Yemen’in savaşı!

Yastığı taş idi döşek postu
Cennetlik eylemek ümmeti kastı
Hakkın sevgilisi habibin dostu
Yemen illerine Veysel Karani (1)

Yemen denilince akıllara İslam tarihinde özel bir yeri olan Veysel Karani gelir. Hz.Muhammed’in vefatından hemen önce hırkasının kendisine verilmesini istediği, manevi dostluğuna vakıf olabilen ulvi kişilerden biriydi.

Ferhat AKTAŞ
@frht_aktas
ferhat.aktas@kuzgunportal.com

Yemenli Veysel Karani aynı zamanda Hz. Ali’nin yanı başında bulunan, onun temsil ettiği ilke ve prensiplere sıkı sıkıya bağlı bir takipçisiydi.

Kûfe’de örnek aldığı Hz. Ali gibi sade-münzevi yaşamını sürdürürken Peygamberin vefatının ardından üçüncü büyük kırılmayı yansıtan Muaviye olayında da tereddütsüz şekilde Hz. Ali’nin yanında duran tavrıyla bilinir ve öyle anılır.

Sakife ve Cemel vakalarından sonra üçüncü büyük kırılma Hicri 37-Miladi 657 yılında gerçekleşir, Muaviye halkın istemi doğrultusunda Hilafet makamına seçilen Hz. Ali’ye karşı harekete geçer, taht oyunları ve Hz. Osman’ın kan davasını gütme yalanıyla yanına çektiği yardakçılarıyla kendini halife ilan eder.

Sıffin savaşı olarak bilenen, Hz. Ali ile Mel’un Muaviye ordularının Rakka’da karşı karşıya geldiği savaşta, batıla karşı kuşananlar arasında Veysel Karani de vardır.

Yemen diyarından Kûfe ve son olarak da Rum sınırı diye geçen Rakka’ya uzanan örnek yaşamsal pratiği burada Hz. Ali’nin emri altında savaşıp şehit düşüşüyle noktalandı.

O, batıla karşı hakkı savundu, taşıdığı onurlu bayrağı kendisinden sonraki nesillere bıraktı.

Bugün zor şartlara ve ihanet sarmalının olabildiğince büyüdüğü koşullara rağmen teslim alınamayan Yemenliler günümüzün Muaviyelerine karşı Veysel Karani’yi örnek alarak direnişçi tavırlarını konuşturuyor.

Aynı direngenlik yine Osmanlı işgaline geçit vermeyen, onları Yemen ellerinde ağır bir bozguna uğratarak topraklarından kovan tarihsel miras üzerine şekilleniyor.

Karani’nin torunları asırlardır topraklarını istilacılara karşı savunuyor, karakterleri gereği hür yaşamak uğruna kendilerine ödetilen bedelleri göğüslüyor.

Yemen konusunda Batı ve bölge gericiliğinin şişirdiği yalanları teşhir etmeli, gerçekleri anlatmalıyız.

Özetlersek; Yemen’de sıklıkla ifade edildiği gibi ‘iç savaş’ yaşanmıyor. Bir tarafta vatansever güçler diğer tarafta farklı devletlerin orduları ile bunların paralı eşkıyaları ve yerel işbirlikçileri var.

Batı ve bölgenin gerici rejimlerinin ‘’meşru hükümet’’ dediği yerel işbirlikçilerin kendi ülkelerine olan düşmanlığı, uydu işlevleri oynadıkları yıkıcı rollerini özetliyor.

Yemen’de ‘’meşru hükümet’’ aldatmacası eşliğinde işgalcilerin gayrimeşruluğunu, katliamlarını meşrulaştırmaya yarayan tanımlamalara prim verilmemeli.

2015 yılında ‘yönetememe krizi’ sonrası Cumhurbaşkanlığı görevinden istifa eden ve Suudi Arabistan’a kaçan kukla Mansur Hadi o tarihten itibaren hem devrik-kaçak bir liderdir hem de işgalcilerin elinde Yemen’e karşı kullanılan enstrümantaldir.

Kasım 2011’de Cumhurbaşkanlığı görevindeyken KİK’in arabulucuğu ile yetkilerini devreden Ali Abdullah Salih’in istifası meşru gözükürken Riyad’a yerleşen Mansur Hadi’nin istifası hiç mevzu bahis edilmiyor, Körfez rejimleri vasıtasıyla sanki hala Yemen’in başındaymış gibi lanse ediliyor.

Mansur Hadi’nin iki yıl süren Cumhurbaşkanlığı döneminde tekfirci teröristlerin yeniden güç kazanması ve kontrol alanlarını genişletmesi sonrasında belli başlı yönleriyle deşifre edilen Suudi Arabistan, BAE, Hadi yönetimi ve El Kaide (Tanzim el-Kaide fi Cezire el-Arab) arasındaki bağlaşık ilişkinin bir ürünüydü.

Devrik lider Hadi, 2012 yılında, ülkedeki farklı politik dinamiklerin arasında vardığı uzlaşmaya göre, tek başına girdiği seçimde Cumhurbaşkanı seçildiği halde uzlaşma noktalarına sırt çevirdi, bağımsız bir duruş sergilemek yerine Suudi Arabistan Krallığına göbekten bağlı işbirlikçi bir tavır takınarak ülkeyi politik krize sürükledi.

Kendisine başta Ensarullah Hareketi olmak üzere çeşitli politik güçlerin sunduğu koşullu desteği seçilir seçilmez hiçe sayarak adım adım ülkeyi Suudi Arabistan’a peşkeş çekmeye soyundu.

Ayyuka çıkan büyük yolsuzluklar, yoksulluk sorununa eğilmemesi ve ülkeyi daha fazla istikrarsızlaştıran bağımlılık ilişkileri yükselişi gibi hızlıca tepetaklak düşüşüne vesile oldu.

Yine CB seçildiği konjonktürde kendisine destek vermeyen Güneyli ayrılıkçılarla Emirliklerin yönlendirmesiyle geliştirdiği örtülü işbirliği ayrılıkçıları yeniden cesaretlendirdi.

Mansur Hadi son raddede Ocak 2015’de istifa ederek ülkeden kaçmayı tercih etti ve başkent Sana milyonların sokaklara döküldüğü görkemli halk hareketiyle Yüksek Devrim Konseyi ve Halk Komitelerinin kontrolü altına girdi.

Yemen halkı ve kabilelerin temsilcileri herhangi bir boşluğa mahal vermeden ulusal kurtuluş hükümetini inşa ederek yoluna devam etti.

Yemen Ordusu kıyı şehirlerinde bölünmeler yaşasa da ana gövdesi yeniden yapılanma sürecinde vatansever pozisyonunu korudu, silahlı Halk Komiteleriyle gücünü birleştirdi.

Ülkede Zeydilerin önde gelen partisi Ensarullah Hareketi (Husiler) ile Halk Kongresi partisi bu dönemi omuzlayan politik aktörler oldu.

Tüm bunlar olurken istifa ederek Suudi Arabistan’a kaçan devrik lider Mansur Hadi orada istifadan vazgeçtiğini, ‘meşru lideri’ olduğunu iddia etti, daha doğrusu Suudi Krallığının yaklaşımını ifade etti.

Hegemonik çıkarları gereği Yemen’deki devrimci süreçten ciddi rahatsızlık duyan Suudi Arabistan Krallığı ABD, İngiltere ve Siyonist İsrail’in de tam desteğini arkalayıp bir dizi İslami devletle birlikte Yemen’e karşı sözde “Sünni Arap koalisyonu” oluşturdu.

Bu koalisyonda Suudi Arabistan ve BAE’nin yanı sıra Sudan, Katar, Mısır, Kuveyt, Bahreyn, Ürdün, Cibuti, Malezya, Pakistan, Senegal ve Fas devletleri yer aldı, sonraları aralarında yaşanan farklı hesaplaşma ve gerginliklerden dolayı Katar dışlandı.

Türkiye gibi bazı devletlerde koalisyonu desteklediğini ifade eden diplomatik çıkışlara imza attı.

Yemen’e yönelik oluşturulan işgal koalisyonu 25 Mart 2015 tarihinde soyut İran tehdidi bahanesiyle ülkeyi bombalamaya başladı.

Evrensel hukuk kuralları çiğnenerek, sivil-asker ayrımı yapılmaksızın katliamlar gerçekleştirildi, ülkenin altyapısını tarumar edildi, hava ve deniz yolu kuşatmasına ek olarak ambargoyla halk teslim alınmaya çalışıldı.

İşgal koalisyonuna ait savaş uçakları günümüze kadar 19 bin hava saldırısı gerçekleştirdi, deniz ve karadan açtıkları savaş neticesinde de on binlerce füze, top ve roketle ülkeyi enkaza dönüştürmeye soyundular.

Rakamlar net olmasa da 50 bin kişinin savaşta yaşamını yitirdiği, 200 bin kişinin yaralandığı kaydediliyor.

Ülkede 3 milyondan fazla insan yoğun hava saldırıları nedeniyle yer değiştirmek durumunda kaldı, 14 milyon insan ‘insani yardıma’ ihtiyaç duyuyor.

500 bin kişi temiz içme suyu kaynaklarından mahrum olmaları, besleyici gıda malzemelerinin temininde zorluk ve ilaç yokluğu nedeniyle salgın hastalıklarla boğuşuyor.

Savaşın hortlattığı Kolera ve Difteri salgını en çok çocukları vuruyor, binlercesi tedavi edilemediği için öldü/ölüyor.

Koalisyon ve işbirlikçilerinin histerik saldırılarında çalışır durumdaki fabrika ve işletmeler ciddi zarar gördü ve halkın yaşamsal temel gıda ihtiyaçları açısından hayati önem arz eden tarımsal alanlar büyük ölçüde yok edildi.

Suudiler meseleyi tam anlamıyla ilkel intikamcı bir bakış açısıyla ele alıp, ‘yok et-yok et’ çılgınlığına vardırdı saldırganlığını.

Tabii ki Suudi Arabistan ve Körfez monarşileri ile gayet kazançlı ilişkileri olan ‘uygar-medeni Batı ile vicdan müptelası kamuoyları’ Yemen’de yaşananları görmezden gelmeyi tercih etti, Batılı devletler koalisyonun kullanımına sunulmak kaydıyla yeni silah ihaleleri açarak, savaş pilotlarını eğiterek, dökülen her damla kanın sorumluluğuna ortak oldu.

*****

Saldırının muhtevası ne kadar boyutlu olsa da direnişte işgalcilerin hesaplarını bozan niteliğiyle o kadar çetin oldu.

Çıplak ayaklı kahramanlar özgüce yaslanarak düşmanlarını açmazdan açmaza sürükledi, Yemen vatan savunması kendine özgü fevkalade yaratıcılıkla ‘kolay lokma olmadığını’ herkese gösterdi.

Askeri olarak Husiler ve Yemen Ordusu karşısında başarısız olan işgalci güçler ülkedeki insani krizi derinleştirerek ‘savaş ve insanlık suçu’ işliyor.

Samimiyeti muğlak olsa da son dönemde ‘savaşın sonlanması ve insani krize çözüm üretilmesi’ yönünde gün geçtikçe daha sesli dillendirilen uluslararası kampanyalar gündeme geliyor.

Belki de 3,5 yılı aşkın süredir süren savaşta kazanamayan işgal koalisyonuna ‘yenildik’ dedirtmeyen bir formülle çıkış için soruna dikkat çekiliyor da olabilir.

9 Ağustos 2018 günü Sada’nın kuzeyinde bulunan Dahyan kentinde çocukları taşıyan bir otobüse hava saldırısı düzenlenmesi neticesinde katledilen 49 çocuk sonrası birçok ülkeden tepkiler ardı ardına geldi.

Ve en son savaşın yıkıcılığını sembolize eden salgın hastalıklarla boğuşan çocuklardan Emel Hüseyin’in yaşamını yitirmesi dikkatleri bir kez daha Yemen’e çekti.

Bununla birlikte Suudilerin başını çektiği koalisyonun ülkenin batı sahilinde bulunan Hudeyde şehrine yönelik kapsamlı saldırısı da hız kazandı.

Koalisyon liman şehri Hudeyde’yi düşürerek Yemen direnişine stratejik darbe indirmenin peşinde fakat seferberlik ilan eden Husiler geri adım atmama konusunda kararlı.

Yemen savaşının düğümlendiği Batı Sahili cephesi ya çok daha büyük bir savaşa kapı aralayacak ya da yukarıda belirttiğim gibi çekilmenin zemini haline gelecek.

Son olarak Ensarullah Hareketi’nin lideri Abdulmelik el-Husi Hudeyde cephesinde yaşanan olağanüstü durum üzerine ‘özgür insanlara cepheye koşma’ çağrısı yaptı ve şunları söyledi; ‘’Düşmanın Yemen’e saldırı konusunda hiçbir yasal ve meşru hakkı bulunmamaktadır. Mansur Hadi’nin ve hükümetinin hiçbir meşruiyeti yoktur. Dünyadaki hiçbir hükümetin başka devletleri kendi ülkesini işgal etmesi ve halkını katletmesi için davet etme hakkı yoktur.

Suudiler ve Emirlikler Yemen’deki hainleri kullanıyor. Kendi askerlerini korumak için onları ön saflara sürüyorlar. Suudiler ve Emirlikler Yemen’deki taraflardan birini sevdikleri için gelmediler. Onlar Yemen’deki belirli bir tarafı kendi amaçları için bir araç olarak kullanıyor. Emirlikler, Yemenlileri kendi askerlerinin önüne sürüyorlar, onlar Amerika’nın, İsrail’in ve İngilizlerin kuyruğuna takılan Emirliklerin emri altındalar.

Bizim özgürlükçülüğümüz katillere teslim olmamıza onlarla uzlaşmamıza ve zillete boyun eğmemize engeldir. Yemenli kabilelerin çoğu, kadınları ve çocukları öldürdükleri için saldırgan katillere öfke duyuyorlar. Biz inancımızla, karakterimizle, yetişme tarzımızla zulme boyun eğmeyen bir halkız. Bizim bugün ciddi bir şekilde harekete geçmemiz gerekiyor.’’(2)

Yine Yemen direnişinin en yakın müttefiki Hizbullah’ın Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah, 10 Kasım günü Yemenlilere verdiği mesajla zaferin çok yakında olduğunu ifade etti. Nasrallah; ‘’Sabredin. Tüm noktalardaki duruşlarınızda sebat edin. Çünkü zafere her zamankinden daha yakınsınız’’ dedi.

Zengin Suud ve ortaklarına karşı var gücüyle direnen yoksul Yemen halkı yalnız ve sahipsiz değil.

Suud, ABD ve Siyonist İsrail’e karşı yükselttikleri mücadeleyi destekleyen halklar ve parçası oldukları bölgenin direniş cephesi onlarla beraber.

 

Arza yetip enbiyaya erenler

Yemen’de taç vurup hırka giyenler

Zulmette kalmaz sizi sevenler

Medet pirim imdat eyle talibe (3)

 

———————————————————

  • Şiir, Yunus Emre
  • El-Husi’den “cephelere koşun” çağrısı, YDH
  • Şiir, Kul Himmet