Dr.Mustafa PEKÖZ | Kalpgah Stratejisinde: Avrasya – 1

Dönemsel olarak dünya kapitalist sistemini belirleyen hemen her ülkenin merkezinde ‘kalpgah’ olarak tanımlanan Avrasya bulunmaktaydı. Birinci dünya savaşı öncesi ve sonrasında İngiltere’nin, İkinci dünya savaşı döneminde Almanya’nın, 1950’lerden sonra Amerika’nın yayılmacı stratejisinin ana halkasını Avrasya oluşturdu. Küreselleşme süreci ile bu rekabet ve hâkim olma mücadele yeni bir boyutta kesintisizce devam ediyor.

mustafapekoz65@gmail.com

Avrasya gerçekten neresidir? Bu soruya çok yönlü yanıt vermek mümkündür. Jeo-grafik, jeo-politik veya jeo-ekonomik olarak ele aldığımızda farklı tanımlamalar yapmak mümkündür. Ancak bu üç tanımlamayı kapsayacak tarzda bir tanımlama çok daha gerçekçi ve objektif olacaktır.  Özellikle kapitalist küreselleşme gerçeğini dikkate aldığımızda bunun daha gerçekçi ve objektif bir tanımlama olacağını söyleyebiliriz. Coğrafya, politika ve ekonomi arasındaki bağ, bütün stratejik yönelimlerin ana halkasını oluşturmaktadır. Asya kıtasının ve bu kıtanın merkezinde olan Avrasya’nın dünyanın stratejik güçlerinin çatışma merkezinde olan Asya-Avrasya’sının tarihsel sürecin önemli bir kesitinde rekabete ve çıkışmalara konu olması da bir tesadüf değildir.

İngiltere’nin en önemli jeopolitikçilerinden biri olarak bilinin Mackinder’in Avrasya üzerine yaptığı çalışmalarda bölgenin stratejik önemine dikkat çeker. ‘Kalpgah’ olarak adlandırdığı bölgenin stratejik önemine vurgu yapar ve mutlak olarak denetim altına alınması gerektiğini vurgular. “Kalpgâh, stratejik düşüncenin amaçlarından dolayı Baltık Denizini, gidiş gelişe elverişli Orta ve Aşağı Tuna’yı, Karadeniz’i, Küçük Asya’yı, Ermenistan’ı, İran’ı, Tibet’i ve Moğolistan’ı kapsar. Bu yüzden kalpgâhın içinde Rusya’ya ilâveten Brandenburg-Prusya ve Avusturya-Macaristan da bulunuyordu — tarihte görülen süvari güçlerine sahip olmayan, askerî güce dayanan büyük bir üçlü. Kalpgâh, çağın koşullarında deniz gücüyle ulaşıma imkân tanımayan bölgedir.”[1] Bölgesel tanımlamanın çok boyutlu olması dikkate alındığından bugünkü sürecin nasıl geliştiğini çok daha iyi okumamız mümkündür. Balkanlardan Asya merkezine doğru ilerlemek ve bu bölgeleri kontrol altına almak ekonomik-politik ve askeri stratejinin ana konusunu oluşturmaktadır. ‘Bütün yollar Roma’ya çıkar’ gibi, küresel güçleri bütün yolları da Asya-Avrasya’ya çıkmaktadır. Bunun bir tesadüf olmadığını, tersine yüz yıllardır sürdürülen sömürgecilik politikalarının önemli bir halkası olduğunu belirtmek gerekir

Kalpgah bölgesini denetim altına alan gücün dünyaya hâkim olabilecek düzeye geleceğini vurgulayan ve bugünkü küresel güçlerin Avrasya stratejisini temellerini atan Mackinder şunları belirtir:   “Doğu Avrupa’ya hükmeden kalpgâhi kontrol eder: Kalpgâha hükmeden Dünya Adasını yönetir: Dünya adasına hükmeden dünyayı yönetir.”[2] Bu politik belirleme hem Hitler Almanya’sının askeri işgallerinin, hem de ABD’nin uluslar arası stratejinin temellerini oluşurdu. Bu bakımda Avrasya hemen her dönem, uluslar arası kapitalist güçlerin çatışma merkezi oldu. Belirlenen bütün ekonomik, politik ve askeri stratejilerin odak merkezi olmayı korudu. Asya bölgesinin merkezi olan Avrasya’ya hakım olmak fiilen üz kıta üzerinde egemenliğini arttırmanın önemli halkalarından biri olacaktır. Hiç şüphesiz ki Avrasya’yı kaplgah olarak değerlendirmenin çok yönlü boyutları vardır.

Kapitalist gelişmenin Avrasya’ya doğru gelişmesi ve özellikle demiryollarının çok hızlı bir şekilde iç bölgelere doğru yayılmasının ekonomik ve askeri özelliklerine özel bir vurgu yapan Mackinder, bölgenin stratejik konumunun çok daha önem kazandığını belirtir: “Bugün kıtalar ötesi demir yolları kara gücünün çehresini değiştiriyor ve bu demir yolları böyle bir etkiyi, ne kerestenin ne de taşın böylesine geniş bir arazide yol yapımı için mevcut olmadığı Avrasya’nın kalpgâhından başka hiçbir yerde gösteremez. Demir yolları bozkırda harikalar yaratıyor, çünkü doğrudan at ve deve ile hareket etmenin yerini almış durum­da ve bu bölgede yol yapımı ihmal edilmiş.” [3]

Mackinder’in oluşturduğu ve bugünde bütünlüklü olarak uygulanan ‘kalpgâh’ yani Avrasya teorisi büyük bir askeri ve ekonomik güç ve çok yönlü politikanın oluşturulması ve bunları belirleyen coğrafya üzerinde uygulanması esas alınmıştır. Özellikle 1900’lerden itibaren uygulanan ve dönemsel koşullara göre yenilenen politikanın temel ekseni budur.  Küreselleşmede teknolojik gelişmenin devası boyutları ve bölgesel alanlarda çok hızlı bir gelişme içerisinde olması, doğal olarak coğrafik ilişkileri etkilemede ve yönlendirmede giderek önem kazanmaktadır. Öyle ki, Avrasya bölgesel eksen olmak üzere, coğrafyanın, ekonominin ve teknolojinin birbirine tamamlar ölçüde bütünleşmesi, bölgesel güç dengelerini etkileyeceği, bu alanda yaratılacak etki gücünün bir dünya imparatorluğunu doğuracağının vurgulanması da, bugün oluşturulmaya çalışılan ‘Küresel Kapitalist İmparatorluğunu’ kurmanın ipuçlarını vermektedir.  “Güç dengesinin eksen devlet lehine alt üst olması sonucunda bu devletin Avrasya’nın kıyıda bulunan topraklarına doğru genişlemesi, yine bu devletin donanma kurmak için kıtaya ait çok geniş kaynakları kullanmasına imkân verecektir ve o zaman dünya imparatorluğu ortaya çıkacaktır.”[4]  İki dünya emperyalist savaşın yönelim merkezinin Avrasya olması ve özellikle Sovyetler Birliğine karşı çok yönlü savaş saldırılarının geliştirilmesi,  dünya kapitalist güçlerin Avrasya’ya yönelik izlemiş oldukları politik stratejiyle doğrudan ilişkilidir. Burjuva stratejisyenleri tarafından ‘kalpgah’ olarak tanımlanan Avrasya bölgesinin Sovyetler birliğinin sınırları içerisinde olması, kapitalist yayılmacılığının önündeki en büyük engeldi.

Bugün uygulanan 21.yüzyıl küresel yayılma stratejisini Mackinder’in hazırlamış olduğu raporda görmek mümkün.  Mackinder, ‘kalpgah’ı elde tutmak için Sovyetler Birliğinin mutlak olarak parçalanması ve buna uygun politikaların geliştirilmesi gerektiğini belirtir: “Bozkır yangını gibi ilerleyen Bolşevizm ancak Volga nehri don­madan alınacak acil ve sıkı önlemlerle sınırlandırılabilir ve Hindistan ve Aşağı Asya’dan uzak tutulabilir. Bu arada Polonya ve Odessa ile ilgili netice muallâkta kalacaktır. Ayıca Polonyalıların ve Güney Rusyaların tamamen baçan1l bir şe­kilde Finlandiya Körfezinden Azoff denizine uzanan bir hatta ilerlemelerinin Bolşevik1eri Asya içine sürmelerine yol açacağı unutulmamalıdır ve bu yüzden Hazar ve Kafkas bariyerini daha geniş bir politikanın bir parçası olarak görmek gereklidir. Fakat Kafkasya bariyeri için, sağlam bir karakteri olmayan geçici bir önlem olmanın ötesine geçeceğini söyleyemem: tek kesin çözüm Bo1şevizmi kaynağında yok etmektir.”[5] ‘Doğu Avrupa’nın ve Kafkasya’nın kuzeyden güneye uzanan bir dizi devlete bölünmesini ve Beyaz Rusya, Ukrayna, Güney Rusya, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan ve Dağıstan’dan oluşacak tampon bölgelerin oluşturulması gerektiğini belirtir. Avrasya’yı kontrol eden ‘sosyalist içerikli bir devletin kurulması’ ve bölge halklarını birleştiren ‘Sovyetler Birliği’nin oluşması, uluslar arası kapitalist güçlerin bütün stratejik çıkarlarını alt-üst etmişti. Dünya’nın hâkim gücü durumunda olan İngiltere, kapitalist sisteme karşı ortaya çıkmış olan ve ezilenleri temsil eden ‘Sovyetler Birliği’nin dağıtılması veya etki gücünün zayıflatılması, coğrafya olarak, özellikle Avrasya bölgesinin dışına çıkartılması için sürekli yeni askeri ve politik projeler uygulamaya çalıştı.  Bir zamanlar ‘güneşin batmadığı imparatorluk’ olarak anılan İngiltere’nin dünya’ya hâkim olmanın bir bakıma Avrasya’yı ele geçirmekten geçtiğinin bilincindeydi.

Sadece İngiltere’nin değil, aynı zamanda Avrupa’nın gerekli adımları hızla atması gerektiğini belirtmektedir. ”Denikin, Finlandiya’dan Kafkasya’ya kadar uzanan Bolşevizm karşıtı devletleri, bu devletlere belirli bir miktar destek vermek suretiyle organize edecek. Denikin savunma amaçlı olarak yeniden teçhiz atlandırılmalıdır,- ancak bu, daha önce yapılandan daha mütevazı ölçekte olmalıdır. Bakü-Batum hattını tut­mak ve Denikin’in Hazar denizindeki donanmasını kontrol etmek için hazırlıklı olmalıyız. Tek başına hareket eden devlet­leri desteklemeye yönelik bir politika, işe yarar bir şey yapılmadan, sadece para israfına yol açtı. Ya çok yönlü bir politika benimsemek ya da hiçbir şey yapmamak gerekliydi.”[6]  Genç Bolşevik iktidarın etkisizleştirilmesi için askeri, ekonomik ve politik ilişkilerin çok yönlü kullanılması, özellikle içteki işbirlikçilerin desteklenmesi gerektiğine vurgu yapar.

Mackinder, hazırladığı bütün raporlarda, Avrasya’nın önemine vurgu yapar. Yapmış olduğu bütün jeopolitik değerlendirmelerde ‘Kalpgah’ı ön plana çıkarır. Kapitalist sermaye için Avrasya’nın stratejik önemine vurgu yapar ve bu nedenle bütün gücüyle Avrasya’yı denetim altına alan Sovyetlerin dağıtılması veya Avrasya’nın dışına itilmesi gerektiğini savunur: “Britanya tarafından özellikle Bolşevizm’le barışılmayacağına dair kesin bir bildiri yayımlanmalıdır. Zan altında bulunan Britanya’dır, Fransa değil; değerli olan Britanya’nın desteğidir, Fransa’nınki değil. İstenen ve coşkulu bir şekilde istenen Mr. Lloyd George’un kesin sözüdür, M. Clemenceau’nunki değil. Perikop Kanalı’nın [Kırım’ın girişi] ve savunulan Odessa ve Novorossisk bölgelerinin kontrol edilmesi için deniz kuvvetleri bakımından ve teknik açıdan zamanında destek verilmelidir. Polonyalılara, Denikin’le doğu sınırları hususunda uygun bir süreyle ittifak kurmaları şartıyla, borç vermek suretiyle yardım edilmelidir. Denikin hükümeti, hâkimiyet altında tuttuğu alanların genişlemesi kaydı ile fiilî olarak tanınmalıdır.”[7] İngiltere’nin bütün saldırılarına rağmen Sovyetler Birliği’nin bölgede etkin bir güç ve 15 ulustan oluşan büyük bir birlik haline gelmesi,  Avrupa’yı kontorl eden güçlerin Avrasya stratejilerini boşa çıkarttı, işlevsizleştirdi.

Bölgenin jeo-stratejik önemini bilen güçler, bölgesel politikalarını süreklileştirdiler. Özellikle İngiltere ve Amerikan’ın askeri ve ekonomik desteğini alan Hitler’in Almanya’da iktidara gelmesi, uluslar arası güçlerin yeniden Sovyetler Birliğine yönelik saldırıları güncelleşti. Hitler her ne kadar Avrupa’nın işgaline yönelmişse de, Alman jeo-stratejisi;  Sovyetler Birliği’nin dağıtılması, kalpgah’ın ele geçirilmesi ve İran, Pakistan üzerinde Hindistan ve Ortadoğu’ya açılarak bölgesel enerji yataklarını ele geçirmek üzerine kurulmuştu. Bunun farkında olan İngiltere ve Amerika, Hitler faşizminin silahlanması için gerekli askeri teknolojiyi ve ekonomik desteği sundular. Çünkü hepsinin ortak politik yanı, Sovyetlerin dağıtılarak Avrasya’nın ele geçirilmesiydi.

“Haushofer, Hitler’in entelektüel babasıydı. Kavgamı yazan Hess değil Haushofer’di… Jeopolitik, sadece akademik bir teori değildi. Avrasya’nın kalpgahını fethetmeye ve bunun sonucunda dünyaya hâkim olmaya yönelik canlı, dinamik bir plandı…”[8] Almanya’nın başlattığı ikinci dünya savaşının jeopolitik hamlesi, Avrasya’nın yani ‘kalpgah’ın ele geçirilmesi üzerine kuruluydu. Almanya’nın jeopolitik stratejisinin başarılı olması için Avrasya’nın mutlak olarak ele geçirilmesi olarak tanımlanmıştı. Avrupa’nın işgali esas stratejik alanın ele geçirilmesinin bir ön evresi olarak görülüp değerlendirilmişti.

Haushofer’in ‘kalpgâh’ konseptinde dünyanın enerji yatağı olduğu tespit edilen ve ayrıca en büyük toprak parçasını oluşturan Avrasya merkezde duruyordu.  ‘Kalpgâh’ı, kuzeyi buzlarla, diğer tarafları sularla çevrili 21 milyon mil karelik, başka bir deyişle Kuzey Amerika’nın üç katından daha büyük kesintisiz bir saha” olarak tanımlıyordu. Bu sahanın ele geçirilmesi bir bakıma dünya imparatorluğu anlamına gelmekteydi. Bunun için kara, hava ve deniz gücünü dünyanın en kalabalık, en büyük ve en zengin bölgesinin ele geçirilmesine göre konumlandırmalıydı. Askeri stratejisinin ana noktasını bu bölge oluşturmalıydı. Kalpgah’ın ele geçirilmesiyle Alman askeri güçleri çok kolaylıkla okyanuslara inip egemenlik alanı olarak gördükleri Hindistan’ın işgaline yöneleceklerdi. Almanya’nın Polonya’yı işgal ederek Sovyetlerin sınırlarına doğru ilerlemesini değerlendiren Haushofer “Kuzey ve Doğu Asya’yı içine alan bir kara bloğunun ortaya çıkması, hiç kuşkusuz çağımız dünya politikasının en büyük ve en önemli dönüm noktası” olarak tanımlar.[9] Böylece Sovyetler Birliği’nin işgal başarılı olmuş olsaydı, Alman askeri stratejisinin jeo-politiğinin en önemli halkası tamamlanmış olacak ve ‘Avrasya, Avro-Afrika’[10] projesi fiilen yaşama geçirilmiş olacaktı. Alman işgalci ordularının Stalingrad savunması karşısında almış oldukları yenilgiyle, faşist Almanya’nın dünya imparatorluğu hayali fiilen son buldu.

[1] Aktaran SLOAN Geoffrey, “Sid Halford J. Mackinder: Geçmişte Günümüze Kalpgah Kuramı, Jeopolit. Strateji ve Coğrafya, ASAM yay. 2003, syf:31

[2] Age,. Syf:34

[3] Age, syf:26.

[4] Age.

[5] Age, s.36.

[6] Age, s.39

[7] age

[8] HERVİG Holger, “Jeopolitik: Haushofer, Hitler ve Lebensraum”,  Jeopolitik, Strateji ve Coğrafya. ASAM yay. Ankara, 2003, s.292.

[9] Age.318

[10] HAUSHOFER, The Groste task; Journal Geopolitik 18, s.369-70,