Dr.Mustafa PEKÖZ | İdlib’de Tampon Bölge ve Suriye’nin Geleceği

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tam kadro, Putin’i ziyaret etmesi, Ankara’nın İdlib’de sıkıştığını ve Moskova’ya entegre olduğunu gösteriyor. Tahran zirvesinde ‘ateşkes’ önerisiyle politik bir manevra yaparak radikal İslamcı örgütlere politik alan açmak isteyen Erdoğan’ın talebi Putin tarafından kamuoyu önünde açık bir şekilde reddedildi.

Putin ile Erdoğan arasındaki ilişki esasen tek taraflı yürüyor. Putin, ya kendi planını açıklıyor ya da Erdoğan, Moskova’nın planına uygun öneriler sunuyor. İki durumda da kazanan Putin’in Rusyası oluyor. Soçi kentinde gerçekleşen Putin-Erdoğan arasındaki zirvede de böyle oldu. Hem Tahran’da gerçekleşen üçlü zirvede hem de Soçi’de gerçekleşen görüşmede bütünüyle Rusya’nın Suriye’deki politik planlarına uygun bir plan hazırlandı. Önerinin Ankara’da gelmesi, yansıtıldığı gibi gücü ve esnekliği değil tersine zayıflığı ve çaresizliği yansıtıyor.

musatafa.pekoz@kuzgunportal.com facebook.com/mustafa.pekoz1965 @MPekz

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tam kadro, Putin’i ziyaret etmesi, Ankara’nın İdlib’de sıkıştığını ve Moskova’ya entegre olduğunu gösteriyor. Tahran zirvesinde ‘ateşkes’ önerisiyle politik bir manevra yaparak radikal İslamcı örgütlere politik alan açmak isteyen Erdoğan’ın talebi Putin tarafından kamuoyu önünde açık bir şekilde reddedildi.

Tahran’da eli boş dönen cumhurbaşkanı Erdoğan, The Wall Street Jurnal Gazetesine bir makale yazdı:  “İdlib, köprüden önceki son çıkıştır. Eğer Avrupa ve ABD şimdi harekete geçmede başarısız olursa sadece masum Suriyeliler değil, tüm dünya bedel ödemeye katlanacaktır” diyerek, esasen ABD’nin İdlib’e müdahale etmesini, dahası Rusya’nın harekat planına karşı harekete geçmesini talep etti. “Esad rejimi, müttefikleriyle birlikte, İdlib’e saldırı hazırlığını sürdürüyor” diyen Erdoğan, Rusya’yı ve İran’ı ABD’ye şikayet etmiş oldu. Moskova’nın bu durumu not aldığı ve Ankara ile ilişkilerin gözden geçirileceği tartışılmaya başlandı. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü de Erdoğan’ın makalesinden hemen sonra, hangi örgütün ‘radikal veya ılımlı’ olduğunu tespit edilmesi sorumluluğunun Ankara’da olduğunu belirtti. Böylelikle Ankara’nın radikal İslamcı örgütlerle olan ilişkisi tescil edildi.

Ankara, Moskova ile kimi kamuoyuna açık, kimi kapalı yapılan arka plan görüşmelerde işin ciddiyetini anladı ve Tahran görüşmesinden kısa bir süre sonra Moskova’ya yeni önerilerle gitti. Erdoğan ve ekibi, Moskova’nın Suriye’deki ihtiyaçlarına yanıt verecek öneriler hazırladı. Putin ve ekibi de Ankara’nın önerilerinin Rusya’nın İdlib politikasına hizmet ettiğini ve ‘çözüm’ için bir ilerleme kaydedeceğini gördü. Böylelikle Erdoğan, The Wall Street Journal gazetesine gönderdiği makalenin olası sonuçlarını yaşamadan, durumu en azından bu dönem için telafi etti.

Ankara’nın bu düzeyde yoğun bir çaba içinde olması, hem Rusya ile ekonomik-politik zorunlu ilişkiler, İran ile ekonomik bağlar hem de İslamcı örgütlerle olan derin ilişkilerden kaynaklanıyor. Bu durum Ankara’nın ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

Tampon Bölge: İslamcıların silahsızlandırılarak İdlib’in Esad’a  Teslimi Etme Hazırlığıdır

Soçi’de yapılan açıklamada İdlib’de ‘ateşkes yok, tampon bölge var: Bu anlaşma Putin’de bir kazanma, Erdoğan’da durumu kabullen ve risk altına girme havası yattı.. Rusya’nın İdlib planından vazgeçmeyeceğini bir kez daha gösterdi. Hatta Moskova,tampon bölgeyle Ankara’yı çok daha aktif kullanabileceği mesajını verdi. İdlib bölgesinde çatışmasızlık denen durum, doğrudan Türkiye’nin radikal İslamcı örgütlerin silahsızlandırılması sürecinde aktif bir rol üstlenmesidir. Putin, “Türkiye Cumhurbaşkanı’nın teklifi üzerine, 10 Ekim 2018’e kadar bu bölgeden (silahsızlandırılmış bölge) ağır silahların, tankların, çoklu füze fırlatma sistemlerinin, tüm muhalif grupların çıkarılmasına karar verdik” dedi. Silahlı muhalefet ve hükümet güçleri arasındaki kesişme bölgesinde, El Nusra da dahil radikal militanların çıkarılmasıyla 15-20 kilometre genişliğinde silahsızlandırılmış bölgenin 15 Ekim’e kadar kurulması yönünde karar alındı. Bölgede kontrol, Türk birliklerinin ve Rus askeri polisinin devriyeleriyle sağlanacak. Ayrıca Federasyon Konseyi’nde Dışişleri Komitesi Başkan Yardımcısı Vladimir Cabarov’un, “Eğer teröristler tampon bölgeyi ihlal etmeye başlarsa ülkelerimiz Rusya ve Türkiye’nin onları yok etmek için elinde tüm gerekçeler olacak” açıklaması da önemle okunmalı. Burada en önemli noktalardan biri de Putin’in konuşmasında belirttiği, “Türk tarafının teklifi üzerine, Halep-Lazkiye ve Halep-Hama otoyollarını 2018 sonuna kadar yeniden ulaşıma açma kararı aldıklarını” açıklamasıdır.

Tompon bölgelerde İslamcı örgütlerin çıkartılması için yapılacak bütün görüşmeleri de Rusya değil, Türkiye yapacaktır. Radikal İslamcılar, yeni durum için Ankara ile pazarlık masasına oturacaklardır. 20 km derinlikteki bir alanın radikal İslamcı militanlardan arındırılmasında görev esasen Türk ordu güçlerine ait olacaktır. Tampon bölgenin kontrolü de Rusya ve Türkiye’de olacak ve aşamalı olarak Şam’ın denetimine bırakılacaktır. Aynı şekilde, İslamcı militanlar Esad ordusunun denetimindeki bölgelere yönelik bir saldırı yaptıklarında ilk müdahaleyi Türk ordu güçleri yapacaktır.

Bu değerlendirmeler önümüzdeki süreçte Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) ile Türk ordu birliklerinin çatışma sürecine girme olasılığının arttığını gösteriyor. Ayrıca çatışmasızlık bölgesinin bir başka etkisi de Esad’ın ordusunun, radikal İslamcı örgütlerin saldırılarında, Türk ordu birliklerince korunacak olmasıdır. M/4 ve M/5 yollarının açılması, radikal İslamcıların hareket alanının bütünüyle kısıtlanmasıdır.

Rusya, İdlib’de Askeri ve Politik Pozisyonunu Güçlendirdi

Moskova, Ankara’nın ‘çatışmasızlık bölgesi’ önerisini kabul ederek önemli bir inisiyatif elde etti.  Aynı zamanda İdlib’in istikrarında Ankara’yı sorumlu kıldı. İslamcı örgütlerin ağır silahlarını teslim etmeleri ve silah bırakmaları için konusunda Erdoğan, Putin’e çok açık bir güvence verdi. Böylelikle Esad rejiminin tanınması ve buna karşılık, buradaki ‘ılımlı’ gösterilen bazı İslamcı örgütlerin silahlarını teslim ederek müzakere sürecine dahil edilmesi amaçlanmaktadır. Rusya ve Esad rejimi, elindeki bütün ağır sılahları teslim eden İslamcı grupların politik olarak ciddi bir varlık gösteremeyeceklerinin farkındadır.

Örneğin, Ankara  ‘HTŞ, Hurrased-Din, Ahrar üş-Şam’ gibi El Nusra/El Kaide merkezli bazı örgütleri ikna ederek yağır silahlarını teslim ederek fiilen Esad güçlerine teslim olmalarının önünü açmış olacak. Geçici bir çözüm olarak , ağır silahlardan arındırılmış bu güçlerin Efrîn ve özellikle Bab bölgesine geçişlerine izin verilecek.

Bu iki durum kabul edilmediği takdirde söz konusu İslamcı örgütlere karşı, Ankara aktif bir pozisyon almak zorunda kalacak gibi görünüyor. Putin, HTŞ gibi örgütlerin tasfiyesinde Ankara’nın aktif görev alması için Erdoğan’dan güvence aldığı için ‘tampon’ bölge önerisini kabul etti. Böylelikle Moskova, radikal İslamcı örgütlere karşı yürüteceği savaşın vekaletini Ankara’ya vermiş oldu. Bu durum Rusya için önemli avantajlar sağlayacağı gibi, Ankara ile İslamcı örgütlerin aktif düzeyde çatışma olasılığını çok daha fazla artıracaktır.

Moskova, olası kimyasal silah kullanma sorumluluğunu da Ankara’ya verdi. ABD-Fransa-İngiltere gibi küresel güçlerin ‘Esad rejimi kimyasal silah kullanacaktır’ argümanını boşa çıkartmış oldu. Bundan sonra böyle bir iddiayı kimse kabul etmez. Kimyasal silah kullanıldığı takdirde Ankara sorumlu olacaktır. Aynı şekilde Rusya’nın operasyonu durdurmasıyla, Avrupa’yı telaşlandıran göç kaygısının da önüne geçilmiş olacaktır. Bu durum AB ile Rusya ilişkilerini pozitif etkileyecektir. Rusya’nın, şehir yıkılmadan soruna çözüm arıyoruz tezi, en azından şimdilik karşılığını buldu.

 ‘Silahsızlandırma’ Politikasını Kabul Etmeyen Örgütlerle Çatışma Olasılığı Bulunuyor.

Ankara’nın Moskova’ya verdiği en önemli güvence İslamcı örgütlerinin tamamının ‘tampon’ olarak ilan edilen bölgelerde İslamcı örgütlerden arındırmak ve koşulsuz olarak ağır silahları teslim etmelerini sağlamaktır. Önümüzdeki birkaç aylık süre içinde İslamcı örgütlerin silahsızlandırılmasında somut bir adım atılmadığı takdirde, Rusya-İran-Esad güçleri çok büyük bir operasyon yapacaklar.  Ankara da İslamcı örgütlerin bir kısmıyla çatışmaya girmek zorunda kalabilir. Hatta Türkiye bir anda kendisini savaşın merkezinde bulabilir. Bu olasılık çok daha fazla gündeme gelecek gibi görünüyor. Rusya, Türk ordu güçlerini ileri karakollar gibi kullanarak İslamcı militanların tasfiyesini sağlamaya çalışacaktır. Bu nedenle Rusya-İran-Şam üçlüsü, askeri planlarını aksatmaksızın gerekli hazırlıkları yapıyor. Ancak sorunun askeri çözümü yeniden gündeme gelirse bunda en çok Ankara zorlanacaktır. Dost gördüğü ve uzun yıllar desteklediği İslamcı örgütlerle çatışması kaçınılmaz olur.

Cihatçıların, İdlib çevresindeki 20 km derinlikteki alandan çekilmeleri, esasen onların askeri gücünü bütünüyle kırmaya yönelik bir hamledir. Şu an denetimleri altında olan alanların yaklaşık yüzde 70’ini boşaltmaları anlamına geliyor. En önemlisi, tank, top, füze sistemleri öncelikli olmak üzere ağır silahların tamamını teslim etmeleri şartı var. Hatta İdlib merkezindeki cihatçıların da silahlarını bırakmaları tartışılıyor. 20 km derinlik içerisinde özellikle Halep-Hama’yı birbirine bağlayan M/5 otobanı ve Halep-Lazkiye’yi birbirine bağlayan M/4 otobanı bulunuyor. Bu yolların çevresinin tamamen boşaltılarak Rusya tarafından kontrol edilmesi, yıl sonuna kadar sağlanacak. Bütün bu planlama, İslamcı örgütlerin ciddi oranda silahsızlandırılarak işlevsiz kılınmasına yöneliktir. Yukarıda da belirttiğim gibi, bu plan Rusya’nın ve dolayısıyla Esad’ın hakimiyet alanını artıracaktır. Silahları elinden alınmış, hareket alanı kısıtlanmış bir gücün ne diplomatik-politik masada temsiliyeti olur ne de askeri olarak muhatap alınır.

Soçi Anlaşmasında Tahran Memnun, Şam İkna Oldu

İran, ABD tarafından ekonomik, politik ve askeri baskı altına alındı. ABD, Rusya’ya ileri sürdüğü şartların başında, İran’ın Suriye’de jeo-politik bir güç olmasını engellemeyi hedefliyor. İran’ın özellikle İdlib savaşına dahil olmasına karşı çıkıyor. Ankara-Moskova hattındaki İdlib anlaşmasının, İran için açık bir avantaj olduğunu söylemek gerekir. Hem İran’a yönelik Suriye merkezli operasyonlar boşa çıkmış oldu, hem de Şam ile ilişkilerini sürdürmede önemli bir avantaj elde etti. Ancak, İran’ın olası bir İdlib savaşına da hazırlandığını ve kara operasyonlarında önemli rol üstleneceğini belirtmek gerekir. İran’ın Ortadoğu’da jeopolitik bir güç olmasının önemli unsurlarından biri Ak Deniz havzasına fiili olarak sınır olmasıdır. Şam ile Tahran ilişkileri ve Esad’ın Suriye’de kazanarak bir süreliğine iktidarda kalması İran’ın bölgedeki liderlik gücü bakımından önemli. ABD-İsrail-S.Arabistan bu hattın kesilmesi ve İran’ın Suriye’de güç olmasını engellemek için her durumu gerekçe yapıp İran askeri güçlerini hedefliyorlar. İdlib’de tampon bölge anlaşması, İran’a yönelik olası yeni saldırıların gerekçesini ortadan kaldırdı.

Esad rejimi için şunu söyleyebiliriz; Suriye’de savaşı Rusya ve İran yürütüyor. Bu iki gücün kabul ettiği koşullar, Şam tarafından kabul edilecektir. Başka bir alternatif bulunmuyor. Suriye Dışişleri Bakanlığı’nca yapılan açıklamaya dikkat edilirse hem Rusya’nın denetiminde ‘tampon bölge oluşturma kararının’ desteklendiği hem de İdlib eyaletinin tamamen kontrol altına alınması için savaşın devam edeceği’ belirtildi. Moskova-Şam arasında sürdürülen görüşmelerde Şam’ın küçük kaygılara rağmen ikna edildiği anlaşılıyor. Bu yılın sonuna doğru İdlib’in Esad güçlerine teslim edilmesi için daha somut adımların atılacağı konusunda Esad ikna edildi.

Türkiye’nin İdlib Israrının Arka Planı

Ankara’nın Suriye’de çöken askeri-politik stratejiden vazgeçmedi. Bölgesel denklem içerisinde kendisine yeni bir alan yaratmak için Rusya ile yakın bir politika izledi. El Bab ve Afrin üzerinde geliştirdiği harekât planına İdlib’i dâhil etmek için önemli bir çaba içerisine girdi. Bölgedeki radikal İslamcı örgütlerle kurduğu ilişkinin arka planı İdlib eyaletinin kontrol altına alınmasıydı. Bölgenin radikal İslamcı örgütlerin denetiminde kalmasına sağlayarak fiilen özerk olan alan oluşturulması hedeflendi. Uluslararası dengelerin değişmesine ve Suriye’nin iç politik krizinin derinleşmesine bağlı olarak, ‘Hatay’ benzeri bir modelle uygulanarak İdlib’in ‘Hatay’ benzeri bir yöntemle Türkiye’ye dahil edilmesi amaçlanıyordu.

Ancak uluslararası dengelerin ve küresel güçlerin bölgesel stratejisini kavramayan Ankara, özellikle Rusya’nın stratejisini alt üst edecek böylesi bir yönelime hiçbir şekilde buna izin vermeyeceğini anlamadı. Suriye merkezli bölgesel rekabet ve  çatışmada ortaya çıkan durum; Ankara’nın bütünüyle Rusya’nın askeri-politik stratejisine tabi olduğunu gösteriyor. Böylelikle Suriye topraklar içerisinde kalıcı olmak isteyen  Ankara’nın yaptığı bütün planları ve hamleler boşa çıktı. Soçi’deki durum aslında Ankara’nın Suriye politikasının iflasının bir göstergesidir.

Türkiye’nin Merkezde Olduğu Büyük Çatışma Kapıda

Moskova, İdlib operasyonunu durdurdu. Bununla önemli avantajlar elde ederken, Ankara’nın ciddi risklerle karşı karşıya kalacak gibi görünüyor. Bölgede tahminen, ağır silahlarla donatılmış 60 bine yakın İslamcı militan var. Bunların etkisizleştirilmesi görevi Ankara’ya verildi. 15 Ekim’e kadar gerekli ön hazırlıkların yapılıp somut adımların atılması gerekir. Moskova-Tahran-Şam bu süreci bekleyecek ve izleyecek. Tampon bölgelerin kurulması ve İslamcı militanların ağır silahlarından arındırılması tahmin edilenden çok daha zordur. Bu görevi üstlenen Ankara’nın bölgedeki radikal İslamcı örgütlerin bütünü üzerinde hakimiyet kurması oldukça zordur. Örgütlerin bir kısmı ‘silahsızlandırma’ sürecine dahil olmayacaklarını açıkladı. Bu açıklamaların ortaya çıkarttığı veri;  tampon bölge ve silahsızlandırma sürecinin başarılı olmasının oldukça zor olacağını gösteriyor. Ankara ise tersine  Moskova ile yaptığı anlaşmayı gerçekleştirmek için ciddiye alyınabilir somut adımlar atması gerekir. Bunun politik anlamı, Türk ordu güçleriyle bazı İslamcı güçler arasında bir çatışmanın giderek kaçınılmaz hale gelmesidir. Böylesi bir olasılık savaşın Hatay çevresine taşınmasına zemin hazırlayacaktır. Türkiye buna uygun davranmadığı takdirde Moskova-Tahran-Şam üçlüsünün yapacağı çok kapsamlı saldırılar meşruiyet kazanır.

Sonuç:

Sorunun diplomatik-politik ilişkiler içerisinde çözülmesi elbette tercih edilen bir durumdur. Ancak hem bunun hem de tampon bölgeler oluşturulmasının son derece zor olduğu açıktır. Bu nedenle Türkiye’nin merkezde olduğu büyük bir çatışma olasılığının gündemde olacağı da görülmelidir.

İdlib savaşı boyutları farklı olsa da devam edecek ve bir bakıma Suriye savaşının askeri boyutundan politik müzakere sürecine geçilecektir.

Bundan sonraki aktörler esasen Kürtler ve Esad olacaktır. Buradaki denklemi de ABD-Rusya görüşmeleri belirleyecektir. Her iki güç, Suriye’deki etki alanını kaybetmek istemeyecektir. ABD, Rusya’nın Kırım bölgesini işgal ederek Ukrayna’yı bölmesinin bir benzerini, Suriye’de Rusya’ya karşı yapabilir. En azından Minbic dâhil Fırat’ın doğusunun, Demokratik Suriye Güçleri tarafından kontrol edileceği bir iç ve bölgesel hukuksal düzenlemeye gitmek için adımların atılması artık somut olarak gündeme gelecektir. Bütün bu olası senaryolar, İdlib savaşının doğuracağı askeri ve politik sonuçları belirleyecektir.