Dr.Mustafa PEKÖZ | Asya’nın küresel rekabetinde Hazar denizi

Derinliği 1000 metreye kadar bulan Hazar Denizinin uzunluğu 1210 km, genişliği 210-436 km olup 365 bin km2 bir alanı kapsamaktadır. Kazakistan  ile 2320 km, Türkmenistan  ile 1200 km, Azerbaycan ile 955,08 km, İran ile 900 km ve Rusya ile 695 km sınıra sahiptir. Ayrıca Hazar Denizi içerisinde küçük ve orta düzeyde yaklaşık 50 ada bulunuyor.

mustafapekoz65@gmail.com

Türkmenistan deniz sahası içinde olan Çeleken ve Pir Allah adalarında petrol üretilmektedir. İran’ın 12, Azerbaycan’ın 6, Kazakistan’ın 3, Rusya’nın 2 ve Türkmenistan’ı 1 şehir’i Hazar kıyısında bulunmaktadır. Asya-Avrupa sınırında, Orta Asya, Kafkasya ve İran’ın ortasında yer alan Hazar Denizi, barındırdığı zengin doğal kaynakları kadar jeopolitik, jeostratejik olarak da uluslararası güçlerin çekim merkezinde olan bir bölgedir.

Hazar Deniz mi Yoksa Göl mü?

Uluslar üstü tekellerin temsil ettikleri devletlerin ekonomik, politik ve hatta askeri desteğini de alarak yürüttükleri çok kapsalı faaliyetlerle hazar bölgesinin enerji yatakları üzerinde fiili bir egemenlik kurmaya çalıştıkları biliniyor. Çok karmaşık oyunların döndüğü bu bölgede denetim sağlayacak olan küresel tekelin dünya çapındaki egemenliği çok daha güçlü olacaktır. Bu bakımdan rekabet, çelişki, çatışma, uzlaşı ve ittifak politikalarının iç içe geçtiği derin bir ilişki ağı kurulmuş bulunuyor. Başrolde oynayan ve bölgesel hâkimiyetini pekiştiren Rusya dışında bölge ülkeleri içerisinde Azerbaycan, İran, Türkmenistan, Tacikistan, Kırgızistan gibi ülkelerin enerji yatakları merkezleri olması yanında, küresel şirketler enerji kaynaklarının taşınması için oluşturdukları ‘boru hatları’ projelerinin yaşama geçirilmesi için, Afganistan, Pakistan, Hindistan, Çin, Türkiye gibi ülkelerde bölgesel enerji rekabetinin oyuncuları arasında bulunmaktadırlar.

Özellikle hazar denizinde bulunan yatakların kontrolü fiili çatışmalara yol açabilecek kadar önemsenmektedir. Hazar bölgesinin enerji yataklarına hâkim olmak kadar, taşınmasının önemli bir halkasını oluşturan boru hatlarının denetimi de bir o kadar önem kazanmış bulunuyor.

Hazar Denizi havzasının kontrolü, esasen Kafkaslar, Orta Asya ve hatta Doğu Asya’nın kontrol edilmesi anlamına gelmektedir. Hazar üzerinde uygulamaya konulmak istenen stratejiyi esasen Avrasya stratejisinin somutlaşmış biçimi olarak değerlendirmek mümkündür.

ABD’nin Asya stratejisinin eksininde bulunan Avrasya, Orta Asya, Doğu Asya politikasındaki başarısızlıklarını bir bakıma Hazar Politikasıyla telafi etmeye çalıştı. Özellikle Azerbaycan eksenli geliştirilen politikanın arka planında Hazar enerji yatakları önemli bir yer tutuyordu ve bu politik yönelimi halen devam etmektedir.

Hazar Denizi’nin coğrafik statüsü ciddi tartışmalara yol açan özgün bir durumdur. Bu anlamda iki temel görüş ortaya çıkmıştır. Birincisi, Hazar’a kıyısı olan ülkeler savunduğu ve bugün de genel bir kural olarak kabul gören bir kapalı/iç deniz diğer bir anlamda göl statüsünde görülmesidir. İkincisi ise, ABD’nin doğrudan politik bir güç olarak taraf olmak istediği Hazar bölgesinin coğrafik olarak uluslararası deniz sahası içinde görülmesini savunulmasıdır.[1] Öyle ki, Hazar’ın bir iç deniz mi yoksa bir göl olarak değerlendirilmesi konusunda dahi ciddi görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Özellikle küresel şirketler, Hazar’ın bir deniz olduğu ve uluslararası alanda böyle tanımladığını iddia etmektedirler. Çünkü göllerin ve denizlerin uluslararası hukuksal düzenlemeleri farklıdır. “Tartışılan mesele ilk bakışta basit görünebilir: Hazar Denizi göl müdür, yoksa deniz mi? Eğer milyarlarca ton petrol mevzu bahis olmasaydı, bu daha ziyade akademik bir sorunsal olurdu. Söz konusu petrol rezervlerinin nasıl paylaşılacağı dünyanın en büyük içsel su yatağının nasıl tanımlanacağına bağlıdır. Hazar Denizi eğer bir göl ise her bir ulus yalnızca kendi kıyısından birkaç deniz mile uzunluğunda bir kıyı şeridinin denetiminden sorumlu olacak. Dolayısıyla, gölün en geniş olan orta kısmı gemilerin geçişi, balıkçılık gibi hususlar ile muhtelif doğal kaynaklardan tarafların ortak surette istifade edecekleri çok taraflı egemenliğe dayalı uluslararası sular haline gelecek. Devletler ise petrol kuyularının kurulması ve kâr paylaşımının nasıl yapılacağına ilişkin olarak kendi aralarında anlaşmak durumunda kalacaklar.

Hazar Denizi aksine eğer bir deniz olarak tanımlanırsa, tüm deniz yatağı ve yüzeyinin ülkeler arasında pay edilmesi gereke­cek. Özellikle ABD’nin baskısıyla, Birleşmiş Milletlerin Deniz Hukuku tarafından yapılan açıklamaya göre ‘Hazar Denizi’nin bir göl değil, deniz olduğu görüşünü’ deklare etmeleri, bölge bakımından bir başka politik krize yol açtı ve Hazar Denizini sarmalayan ülkeler tarafından doğrudan reddedildi. Sovyetler Birliği dağılmadan önce Hazar’ın iki komşusu vardı Sovyetler Birliği ve İran. Bu devlet arasında yapılan ikili anlaşmalardan ikisi de her iki ülke gemilerinin tüm su alanı içerisinde hareket serbestliği ve petrol ve doğal gaz dışındaki kaynakların paylaşımı esas alınmıştı.

Hazar Denizi’nin Artan Jeopolitik  Konumu

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ortaya çıkan jeopolitik duruma paralel olarak Hazar Denizine komşu olan ülke sayısı beşe yükseldi; Rusya, İran, Azerbaycan, Türkmenistan ve Kazakistan. Ortaya çıkan yeni dengeler doğal olarak bölge ilişkilerini yeniden şekillendirdiği gibi, özellikle Hazar Denizindeki enerji yataklarının paylaşımı sorunu çok daha kapsamlı olarak gündeme geldi.  Rusya’nın kendi iç sorunlarıyla boğuşmak zorunda kaldığı dönem ABD, Rusya’nın bölgedeki boşluğundan yararlanarak Hazar bölgesindeki etkinliği arttırmaya yöneldi. Özellikle Azerbaycan ve Kazakistan üzerinde etkili olmaya çalıştı. Kafkasya bölgesindeki sorunları dolaylı olarak kışkırttı ve Rusya’yı kendi içine yönlendirmeye uğraştı. Rusya bakımından son derece stratejik bir konuma sahip olan Hazar Denizi üzerinde ABD’nin egemenlik kurmasına izin vermedi, iç politik kaosun en yoğun olduğu dönemde dahi Hazar bölgesini kontrol altında tutmaya özen gösterdi. “Amerikan’ın desteğini de arkalarına alan bu devletler, deniz yatağı ile birlikte doğal zenginlikleri her bir ülkenin kıyı şeridi uzunluğuna göre birbirine eşit olmayan parçalara ayırmak arzusundalar. Ruslar kendi bölgelerinde pet­rol rezervlerini keşfedinceye dek bu çözüm önerisini defalarca geri çevirdiler. Moskova bu keşif ertesinde deniz yüzeyinin değilse bile deniz yatağının parçalara ayrılmasında ısrar etmeye başladı. Böylelikle kendi donanması ülkelerden hiçbirinin silah­lı sahil güvenlik gemisiyle muhatap olmaksızın Hazar boyunca özgürce dolaşmaya devam edebilecekti. Ebetteki bu tamamen Rusya’nın çıkarına bir durum yaratıyordu, zira büyük Hazar donanması istediği zaman eski Sovyet Cumhuriyetlerinin kıyılarına kadar sokulabilecekti.”[2]

Hazar denizinin derinliklerinde bulunan enerji yatakların kullanımı sınır ülkeleri arasında sorun olmaya devam ediyor. Bütünlüklü olarak çözümlenmiş değil.  Öyle ki diplomatik krizlere, politik ve askeri sorunlara yol açmaktadır. Sadece İran ve Azerbaycan değil, aynı zamanda Azerbaycan ile Türkmenistan, Rusya ile Azerbaycan, İran, Türkmenistan arasında ciddi bir anlaşmazlık konusudur. Ayrıca bölgede ve özellikle Türkmenistan ve Azerbaycan’da faaliyet yürüten küresel sermaye grupları da söz konusu çatışmanın içinde yer almaktalar. İran’ın silahlı gövde gösterisi diplomatik açıdan Azerbaycan ile aralarındaki sınır anlaşmazlığından doğan gerginliği The Economist dergisi,  Hazar bölgesindeki sorunları abartılı bir biçimde “üçüncü dünya savaşı senar­yosu” olarak tanımlayarak esasen uluslararası güç ilişkilerinin rekabetine dikkat çekiyordu.

BP-AMOCO’nun işlettiği ve yaklaşık 7 milyar varil ham petrol rezervine sahip olduğu düşünülen Chirag sahası, anlaşmazlıklara konu olan bölgelerden biridir. 23 Temmuz 2001 tarihinde, BP AMOCO şirketi, Azerbaycan ile yapmış olduğu doğal gaz anlaşmasından sonra Hazar denizinde sondaj çalışmalarına yöneldi. Bu bir bakıma ABD’nin almış olduğu politik bir karardı. Aynı zamanda Hazar Denizi’nin sınır bölgelerinin halen tartışmalı olması nedeniyle sondaj çalışmalarının İran’ın hak iddia ettiği bölgeye kaydırılması, İran’ın askeri müdahalesi ile karşılaştı.  BP sözcüsü Steve Lawrence. “Ancak, İranlılar silahlıydı ve bu durumda yapabileceğimiz başka bir şey yoktu.” İran hazar denizi enerji kaynaklarının İran’a ait olduğu iddia edilen kara sularda yabancı şirketlerin arama faaliyetlerine kesinlikle izin verilmeyeceğini belirtti.  Dönemin İran Dışişleri Bakanı’nın açıklamalarına göre, “İran kara sularında faaliyet gösteren şirketlerin faaliyetleri sona erdirilecek ve bu şirketlerle bir daha herhangi bir iş bağlantısı kurulmayacak ya da anlaşma imza edilmeyecektir.”[3] İran’ın bu yönelimi, Hazar bölgedeki enerji yataklarının denetim altına alınmasındaki rekabetin boyutunu ortaya koyduğu gibi küresel tekellerin bölgesel ilişkilerdeki yoğunlaşmasını da yansıtmaktadır.

ABD’nin Hazar yönelimi Rusya ve Çin başta olmak üzere Hazar Denizine sınır olan bütün ülkelerin tepkisine yol açtı ve başarısız bir girişim olarak kaldı. ABD bu kez, Azerbaycan üzerinde, uluslararası tekellerin Hazar bölgesine yerleşmesine yöneldi. Bu yönelim Rusya ve İran’ın ciddi tepkisiyle karşılaştı ve zaman zaman küçük çaplı çatışmalara yol açtı.

Hazar Denizi’nin yeni komşularından Türkmenistan’ın stratejik önemi çok daha fazla arttı. Özellikle 280 trilyon metreküpü aşan kesinleşmiş gaz rezervleriyle dünyanın önemli merkezlerinden biri halene gelen Türkmenistan, Hazar bölgesindeki enerji yataklarıyla da rekabetin merkezi durumundadır. Türkmenistan Enerji Enformasyon Kurulunun verilerine göre mevcut rezervlerinin kümülatif 70 katrilyon metreküpten faz­la olduğu tahmin ediliyor. Türkmenistan’ın Hazar kıyılarındaki yatakları buna dâhil edildiğinde, Türkmenistan, bölgenin jeo-politikasında ve bölgesel rekabetin ve çatışmanın merkezinde olan bir ülke haline geldiğini görmek mümkün. Bu bakımdan Rusya, Hazar kıyılarını bütünlüklü olarak kontrol etmek için, Hazar kıyısına komşu ülkelere yönelik özel politikalar geliştirmektedir.

Türkmenistan, Hazar kıyı şeridinde önemli petrol rezervlerinin tespit edilmesinden sonra, küresel ve bölgesel güçler karşısında dengeli bir politika izlemek için 1995 yılı Aralık ayında BM Genel Kurulunda, Orta Asya coğrafyasında tarafsız ve bağımsız bir ülke olarak kalacağını deklare etti. Örneğin 2001 yılına kadar Afganistan’da Taliban rejimi ile hiçbir çatışmaya girmedi. Rusya ile ilişkilerinde çok daha dikkatli ve hassas bir politika izlerken, aynı şekilde ABD ile ilişkilerinde de belli bir denge politikası gözetti. Türkmenistan, 2001 yılında, Afganistan’ın işgali sırasında ABD’ye askeri üsler vermedi. Ancak Rusya ile ilişkilerini çok daha dengeli bir şekilde geliştirdi. ‘Tarafsızlık’ politikası nedeniyle Afganistan’daki Taliban rejimine karşı verilen savaşta müdahil olmadı ancak İnsani Yardım Kuruluşlarının Kuzey Afganistan’a geçmesine izin verdi.

Hazar Denizi’nin Enerji Yatakları Bakımından Önemi

Enerji alanında faaliyet yürüten küresel tekellerin özellikle enerji yataklarının bulunduğu bölgeler üzerinde yoğunlaşmaları bölgesel politikalar bakımından oldukça önemlidir. Dünya çapında enerji yatakları üzerinde egemenlik kuran belli başlı tekeller; özellikle petrol ve doğal gaz yataklarının yoğun olduğu Hazar denizi havzasını rekabetin önemli bir alanı haline getirdikleri gibi çok kapsamlı yatırımlara yöneldiler.   Hazar petrolleri ve doğal gaz rezervleri henüz netleştirilmiş değil. Bu bakımdan şu aşamada S. Arabistan ile kıyaslanacak düzeyde değil.  Rezervler konusunda 100 milyar varil gibi tahmini rakamlar ileri sürülmektedir.  Mevcut potansiyelin çok küçük bir miktarı işletilmektedir. Örneğin Suudi Arabistan’ın günlük üretim miktarı 10,5–11 milyon varil ve Hazar’ın yani yukarıda ismi geçen 4 ülkenin 2010 yılı günlük petrol üretim miktarı ise yaklaşık olarak 2,7 milyon varildir. Hazar’daki kaynakların çıkarılması ve piyasaya sürülmesi için yüksek miktarda yatırıma ihtiyaç var. İki yıl önce, İran, Hazar kıyı şeridinden 15 milyar varil petrol rezervi bulduğunu açıkladı ve bu miktar petrol üreticisi Cezayir’in toplam rezervi kadardır. Ayrıca Azerbaycan’ın doğal gazının yaklaşık olarak % 65’i, petrolünün de yaklaşık olarak % 90’ı Hazar Deniz’inden çıkartılmaktadır. Önümüzdeki yıllarda, Hazar petrollerinin çok daha geniş olarak işletilmesi durumunda, Ortadoğu’dan sonra en büyük petrol üretim sahası haline gelme potansiyeline sahip bulunuyor.

ABD, bütün askeri gücüyle Afganistan’ı işgal ederken, arka planda Hazar Denizindeki enerji yataklarına odaklanmış bulunuyorlardı. İşgalden hemen sonra, yapılan ilk stratejik planlama Hazar Petrollerinin ve Orta Asya doğal gazının taşınması için boru hatlarının hangi ülke üzerinde geçmesiydi. Bir yandan Hazar Denizinden İran veya Azerbaycan’dan Türkiye üzerinden geçişi sağlamak ya da Afganistan ve Pakistan üzeriden Hint okyanusuna aktarmaktı. İki projenin merkezinde Hazar enerji yatakları bulunuyordu. Bu bakımdan ABD özellikle Azerbaycan ve Türkmenistan üzerinde bir kısım planlar uygulamaya çalıştı. Dönemin ABD Savunma Bakanı yardımcısının dediği gibi ‘Afganistan’ın teröristlerden temizlenmesi, Amerikan’ın Orta Asya ve Avrasya çıkarları bakımından hayatı öneme sahipti’ değerlendirmesinin arka planında enerji yataklarının kontrolü ve taşınması vardı.

Hazar bölgesinde de önemli bir etkinlik kuran Rusya, stratejik dengeleri kendi lehine çevirerek Avrasya bölgesinde esas güç olduğunu çok belirgin olarak ortaya koydu. Bu bakımdan Rusya’nın Hazar bölgesindeki stratejik çıkarları hesaplanmaksızın hiçbir gücün Hazar politikası başarılı olamaz.

[1] Country Analysis Briefs:Central Asia,( September 2005),Energy Information Administration, http://www.eia.doe.gov/emeu/cabs/Centasia/Natural-Gas.html#TBA (Ulaşım 13.04.2007)

[2] KLEVEMAN Lutz, Yeni Büyük Oyun-Orta Asya’da Kan ve Petrol, Everest yay., İstanbul, 2004, syf: 164-165.

[3] Wall Street Journal, 25 Temmuz 2001, s. 2.