Deniz ALTIOK | Gerilimin Nirvanası: THE SINNER

USA Network’un dram, gerilim ve suç temalarını içinde bulunduran The Sinner 8 bölümlük ilk sezonuyla gerilimi en uç noktalara taşıyor. The Sinner Petra Hammesfahr’ın aynı isimli romanından uyarlanmış.

@AltiokDeniz deniz.altiok@kuzgunportal.com

Uzun bir süredir ekranlarda yüzünü görmediğimiz Jessica Biel başrolü göğüslerken Bill Pullman, Christopher Abbott, Enid Graham ve Teri Wyble kadrodaki diğer isimler.Aslında önce mini dizi olarak düşünülse de gelen övgülerden ve başarısından dolayı ikinci sezon onayı kaçınılmaz oldu. Henüz ikinci sezonun tüm bölümleri yayınlanmadı ama hala The Sinner’ı izlemeyenler varsa başarılı bir diziye merhaba diyeceğinizden şüpheniz olmasın.

 

CİNAYET BELLİ, KATİL BELLİ AMA AKILLARDA TEK SORU, NEDEN?

 8 bölüm boyunca gerilimi her bir bölümde daha da tırmandıran, merakı daha da perçinleyen dizi ilk bölümden olaya giriş yapıyor. Sakin bir hayatı, sevdiği bir eşi ve çocuğu olan Cora Tannetti bir gün eşi ve çocuğuyla yüzmek için bulundukları şehirde bulunan göle giderler. Suya girerler, sohbet ederler, arkadaşlarıyla karşılaşırlar… Her şeyin normal göründüğü o esnada önlerinde oturan tanımadıkları dört kişilik bir arkadaş grubu kendi aralarında eğlenirken bir müzik açarlar. Cora müziği duyduğu anda kendinden geçmiş gibi bir hışımla kalkıp elindeki bıçakla adamı öldürür. Adamın sevgilisine dönüp, “Seni ondan kurtardım!” der. Kasabada suç oranı o kadar düşüktür ki dedektifler ve kasaba halkı bu cinayet karşısında şok olurlar. Kimse kendi halinde yaşayan bir kadının, annenin böyle bir şey yapacağını aklının ucundan bile geçirmezken herkes olayın dedikodusunun peşine düşer.

Evet, katil belli, cinayet belli, koca bir sahil dolusu görgü tanığı var ama tek sorun Cora Tannetti’nin bu cinayeti neden işlediği? Harry Ambrose yani dedektif herkesin bir sinir anı olarak lanse ettiği cinayeti adım adım çözmek için her şeyini ortaya koyar. Cora’nın bilinçaltında yatan nedenini, yaşadığı bir olayın ya da başka bir şeyin buna neden olduğunu düşünür ve başta Cora olmak üzere Cora’nın hayatındaki, geçmiş yaşamındaki herkesi büyük bir titizlilik ve özveriyle sorgular. 

GEÇMİŞİN SERT VE ACIMASIZ YÜZÜ 

Bazı sorunları olsa da nihayetinde mutlu bir evlilikleri ve bir çocukları olan Mason Tannetti o gün sahilde sevdiği kadının hiç tereddüt etmeden bir adamı öldürmesinden sonra kendi içinde ikilemlere düşer ve kendini istemeden de olsa Cora’dan iter. Herkes olayın dedikodusu peşindeyken ve ailesinden de yardım göremeyen Cora’ya tek yardım eli uzatan ve “Neden?” diye sormayı akıl eden Dedektif Ambrose’un ısrarı ve çabaları sayesinde Cora’nın sarsıcı, işkence dolu geçmiş sayfalarına ulaşmayı başarabilir. Dedektif Ambrose bulduğu ipuçları hatta hastanede uygulattığı hipnoz yöntemiyle Cora’nın hafızasındaki derin boşlukları gün yüzüne çıkarıyor.

Bütün bu yaşananların hepsini hem geçmiş hem de günümüz olarak paralel kurguda görüyoruz. Teknik dizide çok başarılı. Özellikle gerilim ve suç temasının hakim olduğu bir hikayede karanlık tonlar, efektler, sesler, kurgu ve kullanılan müzik gerilimi iyice tırmandırıyor. Kullanılan müzik dedim çünkü dizide tek bir müzik kullanılıyor ve güzel yanı müziği biz asla tam dinleyemiyoruz. Hep parça parça ta ki son bölümlere kadar… İlk başta müziğin tınısı, sözlerin müziğe karışması hoş gelse de bölümler ilerledikçe şarkıdan Cora gibi daha da tiksiniyor ve şarkı yüzünden hiddetleniyoruz.

NEFES ALIŞ-VERİŞLERİNİZİ KONTROL EDİN!

 Dizi konusu itibariyle her bir bölüm diken üstünde oturmanıza neden oluyor. Oyuncu seçimleri de bunu çok fazla destekliyor. Jessica Biel başrolü üstlenmekle kalmıyor resmen Cora karakterini yaşıyor ve öyle kamera karşısına geçiyor. Annesi ile bitmek bilmeyen sorunları, sevgisizlik, kardeşine karşı sorumluluğu ve hep kendi hayatını yaratma çabası derken yaşadığı iniş ve çıkışları bize çok iyi yansıtıyor. Annesi rolünde ise izlediğimiz Enid Graham ise kızlarına olan sevgisizliğini hatta nefretini öyle güzel oynuyor ki annesine karşı Cora gibi öfkeleniyoruz. Bill Pullman Dedektif Ambrose rolünün aksine yaşadığı özel hayatı ile dizide hep soru işareti yaşadığımız karakter oldu. O özel hayatının olduğu sahneleri yer yer anladık ama çoğu zaman ne anlamı var diye düşündük. Bütün bu ikilemin dışında Bill Pullman karakterine hayat verirken sessiz, sakin görünen ama aslında tam tersi olduğu karakterini gayet güzel oynamış. Başlarda çok fazla göremesek de son bölümlere doğru çok gördüğümüz Cora’nın kardeşi rolündeki Nadia Alexander karakterinin yaşadığı psikolojik çöküntüyü ve çaresizliği mükemmel yansıtıyor. Karakter son bölümlere doğru daha fazla görünse de akıllarda kalmayı başarıyor.

Dizi 8 bölüm sürüyor, başta az gelse de aslında ortalama 50 dakika süren dizide her bir bölüm hikayeyi yavaş yavaş aydınlatmayı tercih ediyorlar. Bu yavaş tempo ilk bölümlerde hikayeye giriş yapmak için size batmasa da özellikle ara bölümler olan 4 ve 5. bölümde acaba konuyu mu uzatıyorlar, bunun altından ne çıkacak, yaratılan bu kadar gizem, gerilim ve öfke seanslarının altı iyice doldurulacak mı diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz. Son 3 bölümde hikaye yavaş anlatımından tamamen sıyrılıp temposunu iyice yükseltiyor ve her şeyi pat pat önünüze koyuyor. Birden tempo değişikliği sizi rahatsız ediyor ve hikayenin geldiği nokta sinirlerinizi bozuyor. Nefes alış verişleriniz düzensizleşiyor ve Cora gibi korkuyorsunuz.

 

İyi oyuncu kadrosu, merak uyandırıcı ve sinir bozucu konusu ile The Sinner son zamanların başarılı dizileri arasına girdi. Bir solukta izleyeceğiniz dizinin etkisinden uzun süre kurtulamayacaksınız.