Candan BADEM | Yaşanmış Sosyalizm (6)

Lavrentiy Beriya Sovyet liderleri arasında en çok iftiraya uğrayanların belki de başında geliyor. Emperyalist medya ve liberal entelijensiya genellikle Beriya’dan bir cellat, bir diktatör özentisi, bir sapık türetmeye çalışmıştır. Kuşkusuz antikomünist propagandanın yalanlarını ciddiye alacak değiliz. Ancak yine de Beriya’nın politikası hakkında bir yargıya varmak güç. Hakkındaki arşiv belgelerinin çoğu hala gizli. Dolayısıyla ben de burada nihai gerçekliği bulduğumu iddia etmiyorum ancak üzerinde pek durulmadığını düşündüğüm bazı noktaları tartışmaya açmak istiyorum.

@CandanBadem

Beriya 1938’de iç işleri bakanı oluyor ve önceli Yejov’un haksız yere tutukladıklarını serbest bırakmakla işe başlıyor. Savaştan sonra başka işler yanında Sovyet atom bombası projesini başarıyla yürütüyor. Mart 1953’te iç işleri bakanı ve Prezidyum (Politbüro) üyesi iken Stalin’in ölümünden sonra Haziran 1953’te tutuklanıyor ve alelacele idam ediliyor. Stalin’in cenaze töreninde parti MK sekreteri Malenkov’dan sonra ikinci konuşmayı yapıyor ve bu o sırada Sovyet devletinde ikinci adam olduğunun bir işareti sayılıyor. Beriya konuşmasında partiden hiç söz etmiyor ve Sovyet hükümetinden, Stalin anayasasından söz ediyor.

Beriya’nın programında başka şeyler arasında partiyi doğrudan ekonomi yönetiminden uzaklaştırmak, iki Almanya’nın birleşmesini desteklemek, Yugoslavya ile bozulmuş olan ilişkileri düzeltmek var. Özellikle Almanya konusundaki tavrından ötürü kendisini erken gelmiş bir Gorbaçov gibi görmek de mümkün. Nitekim Molotov, Feliks Çuyev ile söyleşilerinde Beriya’yı bu nedenle eleştiriyor. Ancak Beriya’nın programı Gorbaçov gibi hiçbir ödün almadan Doğu Almanya’yı vermeyi içermiyordu. Beriya NATO dışında kalmak koşuluyla Almanya’nın birleşmesine izin vermekten söz ediyordu. Öyle de olsa bu adım Doğu Almanya’daki sosyalist kazanımları tasfiye edeceği ve Batı ile yumuşama anlamına geleceği için tehlikeler içeriyordu. Dolayısıyla sosyalistçe bir yönelim gibi görünmüyor. Fakat Beriya’nın esas tepki toplayan yönelimi bu değildi. Esas mesele Stalin’in de yapmaya çalıştığı, ancak başarılı olamadığı parti ve devlet ilişkisini yeniden düzenleme çabası idi. Beriya’nın Stalin’in demokratikleşme programını ne şekilde sürdürmeye niyetli olduğunu bilmiyoruz ancak parti ve devleti ayırma niyeti Hruşçov’un başını çektiği parti nomenklaturasını alarma geçirmiş olmalıdır. Bu süreçte Molotov, Kaganoviç ve Malenkov daha sonra kendilerini tasfiye edecek ve dünya komünizmine büyük darbe vuracak olan Hruşçov’a destek vererek büyük bir hata işlediler.

Stalin’i demokratik olmamakla suçlayan Hruşçov, Beriya’yı hiç de Stalinistçe olmayan bir şekilde yargılatıp kurşuna dizdirdi. Mahkeme halka açık yapılmadı, Beriya Politbüro üyeleriyle bile yüzleştirilmedi ve dosya gizli tutuldu. Bu hukuksuzluğa izin veren Molotov, Malenkov ve Kaganoviç birkaç yıl sonra kendileri tasfiye edilmekten kurtulamadılar. Hruşçov Stalin’i karalayarak
hem kendi suçlarını gizlemeye çalıştı hem de parti içi demokrasiyi ortadan kaldırdı.

Acaba Stalin başarılı olsaydı ve partili ve partisiz adaylar sovyet seçimlerinde yarışsaydı nasıl olurdu? Bu ilginç bir deneyim olurdu ancak yaşanmadığı için bu konuda bir şey söylemek zor. Tek partililik Bolşeviklerin tercihi değildi, Lenin’in başkanlığındaki ilk Sovyet hükümetinde sol SR’ler de vardı. Ancak onlar daha sonra terörist eylemler örgütleyerek, Alman elçisini öldürerek Sovyet iktidarına cephe aldılar. Dolayısıyla çok partili bir sovyet deneyi yaşanamadı.

Bu söylediklerimizden SSCB’nin demokrasi eksikliğinden dolayı yıkıldığı sonucu çıkar mı? Hayır kesinlikle çıkmaz. Çünkü demokrasi eksikliği yıkılmayı gerektirmez. Çin bunun bir örneğidir. (Tabii Çin’de sosyalizm yok gibi, ancak burada rejimin yıkılıp yıkılmaması açısından ele alıyoruz). İkincisi ve asıl önemlisi demokrasiden ne anladığımızdır. Demokrasi sadece beş yılda bir seçimlerde oy vermek midir? Ya da sadece birden fazla parti olması mıdır? Burjuva demokrasilerinde durum budur. Oysa daha önemlisi iktidarın halkın ihtiyaçlarına ve şikayetlerine ne kadar önem verdiğidir.

Burjuva demokrasilerinde sözde halkın seçtiği iktidarlar halkın değil küçük bir azınlığın çıkarlarını korurlar ve halkın beynini uyuşturmak için devasa ideolojik aygıtları kullanırlar. Sovyet iktidarı ise en kötü haliyle bile en iyi burjuva demokrasisinden bin kat daha fazla halkçı idi. Sovyet devleti yurttaşlarının temel ihtiyaçlarını karşılamayı amaç edinmişti ve Sovyet yurttaşının dilekçesi resmi makamlarca ciddiye alınıyordu. Parti nomeklaturasının ayrıcalıkları da yine kapitalizme kıyasla çok küçük, önemsiz şeyler gibi kalıyordu. Hele eski Sovyet ülkelerinde hüküm süren bugünkü oligarkların saltanatıyla karşılaştırınca durum gerçekten de pek komik kalıyor. Brejnev zamanın bütün Politbüro üyelerinin elindeki olanakların toplamı bugünkü tek bir Rus oligarkının servetinden azdır. O Politbüro üyeleri ve öteki parti yöneticileri ithal arabalara binemiyorlardı, bindikleri otomobil Volga idi ki biraz nitelikli bir işçi de pekala Volga alabiliyordu. Nomenklaturanın evleri ve daçaları ortalamadan biraz daha büyüktü o kadar. Özel yatları, özel uçakları yoktu.

Sovyet iktidarı en bozulmuş halinde bile kapitalizme göre bin kat daha eşitlikçi idi ve emekçi çocuklarının yükselmesine açıktı. Şimdilerde sosyalizme küfür eden, Türki cumhuriyetlerin başındaki eski aparatçiklerin biyografilerine bakın, hepsi sıradan emekçi çocuklarıdır.

Kaynak:Habersol