Ahmet ÇARPAR | Klişelerin Diktatörlüğü Üzerine

Sosyolog Anton C. Zijderveld’in klişelerin ortaya çıkma biçimi, anlamı, işlevi ve insan zihni üzerindeki etkisi gibi konuları ele aldığı kitabı Klişelerin Diktatörlüğü, dil-zihin ve özgürlük arasındaki bağıntıyı yeniden gündeme getiriyor. Nietzsche, Zerdüşt’te şöyle der: “Özgür mü diyorsun kendine, sana hükmeden düşünceni duymak isterim, bir boyunduruktan kaçıp kurtulduğunu değil.”

@musahibc
ahmet.carpar@kuzgunportal.com

Çoğu zaman zihnimizin benimsediğimiz düşünceleri idare ettiğini varsayarız. Oysa zihin-düşünce ikilisinde, akletmenin yeterince faal olmadığı bir vasatta düşüncelerin zihni yönlendirdiği muhakkak. Zihin bu noktada giderek edilgen hale gelirse dinamizmi çekilmiş hazır kalıp ve şablonlarla işlemeye başlar. Muhakemeyi klişeler yönlendirir. Özgürlüğün anlamı da bir bakıma “dışarda serbestçe dolaşabilme” ile sınırlı kalır. İşlevler anlamı alt eder ve onun yerine geçer.

Klişe deyince aklımıza gelen ilk  anlamı, “basmakalıp söz ve görüş”lerdir. Ama bundan daha önce bu kelimenin teknolojiye ait bir karşılığı var. Klişe, matbaada baskıda kullanılmak amacıyla üzerine kabartma resim, şekil, yazı çıkarılmış metal levhanın ismi olarak kullanılmış önceleri. Anton C. Zijderveld de bu anlamından hareketle klişelerin modern dünyada doğuşu ve yayılışının izini sürerken konunun miladını modernizmin inkişafına kaynaklık eden matbaanın icadında arar. Daha sonra bu kelimenin bugünkü yaygın anlamına evrilişini, dil içinde gitgide aurası kaybolmuş, anlamı geriletilip işlevi baskın hale gelmiş ifadelerin neşet etmesiyle açıklar.

Sinek Isırıklarının Müellifi’nde Cemil’in aforizmalar için söylediğini biz de klişeler için söyleyebiliriz: Klişeler de doyurmaz ama tok tutar.

Baştan belirtmek gerekirse, klişeler tamamen yadsınabilir gerçeklikler değildir. Bazen klişe olarak tezahür eden ifadeler, alışkanlıklar insanlar arasındaki bir aradalığı temin edebilir. Anton C. Zijderveld’in  özellikle sorunsallaştırıldığı klişe kavramı daha çok düşünceyi kendi kalıplarına çekerek düşüncenin yolunu tıkayan veya onu manipüle eden bir anlam içerir.

Klişelerin sıklıkla göründüğü  alan olarak gündelik hayatı veya güncel konuları gösterebiliriz. Özellikle siyasal alanda önemli bir yeri olan propaganda, neredeyse klişelere bitişiktir.

“Ne zaman siyasal bir toplantıda konuşmacı sürekli olarak “demokrasi” ve “özgürlük” hakkında konuşuyorsa, hazır bulunanlardan hiç kimse ondan bu iki kavramın daha detaylı bir tanımını sormayacaktır. Çünkü bu kavramların kesin bir anlamı yoktur, bunlar insanları belli bir kıvama sokmak, belirli bir zihniyeti aşılamak ve bir tutum oluşturmak amacıyla kullanılmaktadır.”

Klişelerin bu özelliğine dikkat çektikten sonra Anton C. Zijderveld “ klişelerin örtüsü kaldırılırsa, bilinci denetim altında tuttukları görülür.” der.

Bir ifadenin derin ve kuşatıcı bir anlama sahipken gündelik dilde zamanla nasıl bir klişeye dönüştüğünü örneklediği yerde yazar, Shakespeare’in Hamlet’inde geçen “olmak ya da olmamak” tiradına atıf yapar. Bu ifade temelinde ölüm ve varoluş üzerine geniş bir soruşturmayı kucaklarken, bugün alelade çoğu duruma yapıştırdığımız, artık anlamından daha ziyade dil içinde işlevselliği dolayısıyla kendisine başvurduğumuz bir klişe olmuştur.

Anton C. Zijderveld’in tespitine göre modern dünyanın bireylerde toplanan ana etkisi bilişsel belirsizlik, duygusal istikrarsızlık ve ahlaki değişkenliktir. Modernliğin bu vecheleri insanda sebepsiz sıkılganlığa yol açmıştır. İnsan, bu belirsizlik, istikrarsızlık ve değişkenlik içinde bir düşünceyi varması gerektiği hadlere kadar derinleştirip onun künhüne vakıf olma becerisini kaybetmiş, sıkılganlığını aşmak için de bilinçli ya da rastgele klişelere sığınmıştır. Bunun bir sonucu olarak da hayat, fizik veya metafizik, hangi bakımdan olursa olsun deyim yerindeyse  “tüketim” in konusu haline gelmiştir.

Zaman zaman “batı düşüncesinin vardığı köyden öte köy yoktur”  zannının baskın olduğu görülüyor. Hiçbir kültürün yeni ve güçlü konular, stiller üretemediği dikkate alınırsa bu zann temelsiz sayılmaz. Yeni olan her düşüncenin eskiye teyellenmesi de belki bununla ilgilidir: Yeni-evrimcilik, yeni-hegelcilik vs. Bazı ekolleri markalaştırarak düşünceyi hep hazır açılardan hareket ettirmek sahih bir yoruma varmaya ne kadar imkan tanır?

Klişelerin Diktatörlüğü, “değişim” in kendisinin bile bir klişe halini aldığı zamanımızda, alışkanlıklarımız, düşünce dünyamız, sosyal ve siyasal temayüllerimiz üzerindeki etkisini azımsayamayacağımız klişeler üzerine dikkate değer bir kitap.