Ahmet ÇARPAR | Erzurum yolculuğu – Aleksandr Puşkin

                                                                        Geniş düşünceler geniş manzaralara,yeni düşünceler, yeni mekanlara ihtiyaç duyarlar.

                                                                                                            Alain de Botton

@musahibc
ahmet.carpar@kuzgunportal.com

Güncelin karmaşasında, hayatın kendisini tükettiğimiz mi yaşadığımız mı tam olarak kestirilemeyince işe yarar şeylerden biri, olan bitenlere biraz uzaktan, dışarıdan bakmaya çalışmaktır. Peki, böyle bir bakış açısını insana ilk elden temin edecek şey nedir? Belki de seyahat etmek, bir yolculuğa çıkmak buna en fazla olanak tanıyan şeylerin başında gelir. Seyahat etmenin, bir yerlere gidip orayı gezip görmenin muhakkak çeşitli sebepleri var.Bir iş veya görev icabı ya da bir ziyaret için yola çıkılabilir, çoğu zaman da dinlenme, biraz tatil yapmaktır bir seyahatten umduğumuz. Gerekçesi ne olursa olsun, hayat dediğimiz şey kendisini sadece tükettiğimiz bir noktadan alımlanmıyorsa, insan bir seyahatin, bir yolculuğun aralığından akıp giden hayata bir göz atma fırsatı bulur. Akıl olağandan farklı bir dikkati kuşanır. Çıkılan küçük bir yolculuk, ister istemez en büyük yolculuğun kendisini, yani yaşamı  enikonu düşündürecektir.

”Yaşamımıza hükmeden mutluluk arayışıysa bu arayışın dinamiklerini (bütün harareti ve paradokslarıyla) açığa çıkaran nadir etkinliklerden biri de seyahatlerimizdir. Seyahatler dolaylı da olsa, iş ortamının ve ayakta kalma mücadelesinin ağır koşullarından sıyrıldığımızda nasıl bir yaşamımız olacağını, istediğimiz gibi yaşamaktan ne anladığımızı ortaya koyar.”(1)

Puşkin için Erzurum yolculuğu ne ifade ediyordu? Kafkasya’ya oradan Erzurum’a gelmek için onu yola çıkaran şey neydi? Görünür bazı gerekçeleri, sürgüne gönderilen asker arkadaşlarını görme isteği, Kafkasya üzerinden Anadolu’nun doğusuna ilerleyen Rus ordusuna gözlemci ve yazar kimliğiyle eşlik etme düşüncesiydi. Fakat o bunların yanı sıra Rusya’nın sınırlarının dışına çıkmak, başka coğrafyalara da seyahat etmek arzusundaydı.  Zira Arpaçay nehrini geçip Türk topraklarına adım attığında şunları düşünür Puşkin: ”Aldatılmaz bir yürek çarpıntısıyla atımı ırmağa doğru dörtnala kaldırdım.

Ömrümde ilk kez yabancı bir ülkeye giriyordum. Sınır, içimde gizemli duygular uyandırırdı hep. Yolculuk çocukluğumdan beri beni en çok saran hayaldi. Sonraları uzun süre oradan oraya gezmiş, kâh güneyde kâh kuzeyde sürtmüş, fakat engin Rusya’nın sınırlarını hiç aşmamıştım. Bu kutsal ırmağa sevinçle girdim ve atım Türk kıyısına çıkardı beni. Fakat bizimkiler ele geçirmişlerdi bu kıyıyı. Böylece demek ki Rusya’daydım hâlâ!”

Rus şair Aleksandr Puşkin’in (1799-1837) ölümünden bir yıl önce yayımladığı, 1828-1829 Rus seferi sırasında yolculuk boyunca tuttuğu notlardan ve çizdiği eskizlerden oluşan Erzurum’a Yolculuk kitabı aynı dönemlere rastlayan Avrupalı seyyah ve yazarların bu topraklar hakkında kaleme aldıkları izlenimlerinden daha ilk bakışta belirgin farklarla ayrılır. Örneğin Puşkin’in yazdıkları ne oryantalist bir muhayyilenin idaresindedir ne de savaş sırasında yazılmış olmasına rağmen bir saray vakanüvisinin şovenizmine kapılır. O, yolculuğu boyunca bir birey olarak yaşadıklarını, tanık olduklarını gerçeklere hürmet ederek kaleme alır.

Candan Badem‘in yazdığı sunuş yazısında dile getirdiğine göre 1829 seferine katıldığı halde Rus ordusunu öven bir eser vermemesi resmi muhitlerde ve edebiyat çevrelerinde eleştiri konusu olmuştur. Puşkin, bu yolculuğun notlarını bir araya getirdiği kitabına yazdığı daha sonra çıkaracağı önsözde bu eleştirilere cevap verecektir: ”1829 yılında Kafkasya kaplıcalarına gitmiştim. Tiflis’in bu kadar yakınındayken kardeşimle ve yakın dostlarımdan bazılarıyla görüşmek için oraya uğramak istedim. Tiflis’e gittiğimde onlardan hiçbirini bulamadım. Ordu sefere çıkmıştı. Savaşı ve az bilinen bir ülkeyi görme isteğiyle Kont Paskeviç-Erivanski hazretlerinden orduya katılma izni rica ettim. Gazeteciler nasılsa öğrenmiş bunu. Dönüşümde yayımladığım şiir Erzurum’un ele geçirilmesiyle ilgili olmadığı için siyasi bir gazetede şakaya gelmeyecek bir biçimde azarlandım. ‘Biz ümit ediyorduk ki…’ vb. diye yazmaktaydı tanınmış bir eleştirmen. Moskova dergilerinden biri de yine silahlarımızın başarılarını övmeyen şarkıcılara homurdandı.” (s.87-88.)

Moskova’dan Kafkasya dağlarına, Tiflis’ten bazı Ermeni beldelerine oradan nihayet Kars ve Erzurum’a uzanan yolculukta Puşkin, savaşın gölgesinde bir coğrafyaya, o coğrafyanın insanına ve burada cereyan eden yaşama ilişkin dokuyu  yer yer mizaha uğrayarak gerçekçi bir biçimde, munis bir dille yansıtır. Karşılaştığı manzaraları, mimari yapıları, birtakım insanları, köylüleri, esir veya yaşamını yitirmiş askerleri övgü ya da yerginin konusu olmaktan öte yalın bir yaklaşımla anlatır.

Bu eser, yazınsal olarak bir kıymeti yüklendiği kadar her gezi yazısı gibi tarihi, sosyolojik birtakım hallere de ışık tutar. Batı Avrupalı seyyahlar Osmanlı’yı çoğunlukla merkezi şehirlerin, örneğin İstanbul’un penceresinden seyreder. Belki de bu sebepten, genelleyici bir tutumun sonucu olarak Avrupa’nın doğuya ilişkin gezi edebiyatı verimlerinde öne çıkan bir Asya şaşaasından söz edilir. Erzurum Yolculuğu kitabında Puşkin bu konuya değinirken şunları söyler: ”Asya şaşaası sözünden daha anlamsız bir şey bilmiyorum. Bu deyim Haçlı Seferleri sırasında çıkmış olmalı. Kalelerinin çıplak duvarlarını, meşe odunundan sandalyelerini bırakarak sefere katılan ve Doğu’nun kırmızı divanlarını, renk renk halılarını, kabzaları renkli taşlarla süslü hançerlerini görünce gözleri kamaşan yoksul şövalyelerin işidir bu. Bugün Asya yoksulluğundan, Asya ilkelliğinden söz edilebilir ancak. Şaşaa hiç kuşkusuz Avrupa’nın sahip olduğu bir şeydir artık, Pskov ilinin bir taşra kasabasındaki küçük bir bakkal dükkanında bulabileceğiniz herhangi bir şeyi, Erzurum’da dünyanın parasını dökseniz satın alamazsınız.” (s.72)

Aleksandr Puşkin’in bu seyahati kuşkusuz şiirini de derinden etkiler. Kafkasya’nın doğası, ihtişamı onun şiirini özgürlükçü ve devrimci bir tınıya taşır. Bu dönem şiirlerinde Kafkasya’nın doğasına dair temalar, özgürlüğü çağrıştırıcı olarak ”deniz” imgesi, Rimbeaud ve Mallerme’den önce Puşkin’de belli bir kıvama erişir.

Bundan da öte, özellikle kendi varoluşunu, hayat yolculuğunu, ölümü yoğun bir dikkatle seyreden bir gözle yazdığı bazı şiirleri de bu seyahatin bir semeresi olarak ortaya çıkar. Bu açıdan Erzurum Yolculuğu, Puşkin’in şiirleriyle birlikte okunduğunda bir bakıma onun şiirine dahil olmayı iyiden iyiye olanaklı hale getirir.

 

Ve ölümü nerde gönderecek bana yazgı?

Savaşta mı yolculukta mı, koynunda mı dalgaların?

Ya da şu komşu ovada mı

Toprağa karışacak soğumuş tozlarım?

(çev. Ataol Behramoğlu)

(1) Alain de Botton, Seyahat Sanatı, Sel Yayıncılık